No Result
View All Result

Savaş galebe çaldı, barış yine ortada kaldı

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
10 Nisan 2026
in GÜNLÜK
0
Savaş galebe çaldı, barış yine ortada kaldı

Çarşamba gününün ilk saatlerinde nefeslerin kesildiği o anlar, Hollywood filmlerinden bir sahneydi adeta. Her şey tam yok olacakken, esas oğlan kablo bağlantısını kesiyor ve saniyeler kala dünyayı kurtarıyor….

Ama öyle bir kahraman aslında yok!

Nitekim Pakistan’ın girişimleriyle yapılan karşılıklı ateşkes beyanının üzerinden henüz daha 24 saat geçmemişken gerçekleşen provokasyon, barışa dair yapılan tüm analizleri çöp etti. Şuna şüphe yok: Barış akla ve vicdana yatkın olandır; ama bu sizin gibi bağımsız bireyler için böyle… Hedonizmin pençesindeki “Epstein düşkünleri” için durum farklı.

Evet, Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece Amerika Birleşik Devletleri öyle ya da böyle bir adım attı ama İsrail rahat bırakmıyor. Bu ahlaksız ve ilkesiz ittifaka hiçbir şekilde güvenilmemesi gerektiği de böylece bir defa daha anlaşılmış bulunuyor.

Daha önceleri, barış görüşmelerinin yapıldığı zamanlarda, hatta “Tamam, şimdi oldu” dendiği anlarda bile diplomatik teamüllere tamamen ters biçimde saldırılar gerçekleştirmişlerdi. Bilhassa Siyonizm soslu “Modern Batı” budur. Onlar müzakere sofrasında bile karşısındakine kan çorbası içirir.

İşte şu günlerde bu iki yüzlü azgınlık, Amerikan halkı tarafından da mahkum edilmiştir. Meşhur thrash metal topluluğu Megadeth’in 1986 yılında çıkardığı “Barış satılıyor ama alan kim?” (Peace sells… but who’s buying?) adlı bir albümü vardı. Bu yazıya başlık atarken biraz da oradan esinlendim. Video kliplerinde o zamanki başkan Reagan’ın beynini çıkarıp içine saman dolduruyorlardı… Anlaşılan o ki kırk yılda çok şey değişti, Amerikan Cumhuriyetçilerinin saplantılı hallerinde bir düzelme olmadı.

Son yazıda da ifade ettiğim gibi, bu savaş her türlü yalanlarıyla beraber devam edecek, etmek zorunda.

Ve Trump yönetimi daha önce söyledikleri o aynı yalanı tekrar ediyor: Rejim değişmiş(miş)!

Şimdi buna inanalım mı? Ateşkes lafını duyar duymaz o telaşla Lübnan’a yaptıkları ağır saldırılardan anlaşılan, İsrail bile buna inanmamış.

Lübnan’a yapılan son saldırı, başka şeyleri daha ortaya çıkarması bakımından ayrıca önemli. İsrail, en iyi şartta dahi savaştan ve yayılmacılıktan vazgeçmeyecektir. Olumlu giden her müzakerede engel çıkartacaklardır. Trump üzerinden sistemi esir aldılar ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bir anlaşmaya gitmesini hiçbir şekilde kabul etmeyecekler.

Bu durumda İran ve vekil güçleri yani bölgesel ortaklar, tüm karşı harekâtı İsrail’e yoğunlaştırmadığı sürece bölgede ve dünyada huzur sağlanamayacak. Hürmüz Boğazı’na ek olarak Husilerin yardımıyla Babü’l-Mendeb Boğazı‘nı yani Kızıldeniz girişini de kontrol etmeleri ve o surette küresel piyasaların boğazını iyice sıkmaları yerinde olur. Öte yandan İsrail, savaş müddetince ne kadar hırpalanırsa Türkiye’nin geleceği için o kadar olumludur. Bu tespiti Türkiye’de bugün için hakim görünen rejimden bağımsız olarak ortaya koymalıyız. İsrail’in sadece Doğu Akdeniz’de başlattığı inisiyatife bakmanız bile bunu anlamanız için yeterlidir.

Yine ateşkes mevzuuna dönecek olursak… Şu saat itibarıyla hâlâ çok küçük de olsa bir şans var; fakat öyle bile olsa istenen barışın tesis edilebilmesi, özellikle İsrail’in halihazırdaki bu tehdit ve tahrikleri ile çok zor.

Tüm bunların ötesinde, savaşla birlikte bir başka gerçeklik daha gün yüzüne çıktı: Hürmüz Boğazı’nın statüsü.

Hürmüz’deki durum elbette İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndaki gibi değil. Kaldı ki orada Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile yalnızca geçiş şartları değil, esas olarak Karadeniz’in durumu tanımlanıyordu. Hürmüz Boğazı’nda ise geçişler belli belirsiz bir uluslararası deniz hukukuna göre işliyor. Ama böyle kaldığı ve geçiş şartları bir sözleşmeyle düzenlenmediği vakit, molla rejiminin geleceğinden bağımsız olarak ileride de yeni Hürmüz krizlerinin yaşanmayacağını kimse garanti edemez.

Ve Türk Solu 24 yaşında…

Tüm bu kargaşada önceki gün gazetemizin 24. yaşını kutladık. Yoğun geçen kitap fuarları arasında çok değerli yazarlarımız ve bendeniz, sosyal ağlar üzerinden tebrik mesajlarımızı ilettik. Pasta kesenler oldu, hepsi de gayet güzeldi…

Evet, 8 Nisan 2002’de ilk sayıdaki kapakta zafer işareti yapan Yaser Arafat’ın resmiyle Filistin direnişi selamlanıyordu. Yıllar geçti, zulüm bitmedi, Türk Solu ise hep ezilenlerden yana oldu. Bunun yanı sıra gazetemiz, çok uluslu tekellerin başka yerlerde olduğu gibi Türkiye’de de siyaseti ve toplum yaşamını dizayn etme çabalarına karşı sürekli bir mücadele yürütmüştür. Dolayısıyla onların yerli iş birlikçileriyle de karşı kamplardayız. İlkelerimizle hareket ediyoruz. Kendi vicdanlarımıza ve halkımıza karşı sorumluyuz, kompradora ya da kukla bir rejime karşı değil.

24. yaşın kutlu olsun TÜRK SOLU!

Filistin’e selam, İntifadaya devam…

Previous Post

Atatürkçü ailelere çağrı: Bu “millî” eğitime karşı
Atatürk’ü okuyalım ve çocuklara okutalım

Next Post

Siyaset 2. Sezon: Spoiler var, çözüm yok

Next Post
Siyaset 2. Sezon: Spoiler var, çözüm yok

Siyaset 2. Sezon: Spoiler var, çözüm yok

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.