1979’da Ruhullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen “İran İslam Devrimi”, sadece İran’ı değil tüm İslam dünyasını etkiledi. O dönemde Türkiye’deki bazı İslami çevreler, bu devrimi büyük bir heyecanla karşıladı. Hatta Humeyni’ye açıkça hayranlık duyuldu, onu örnek alanlar oldu.
Ama bugün aynı çevrelerin önemli bir kısmı, İran söz konusu olduğunda çok daha mesafeli, hatta zaman zaman sert bir dil kullanıyor.
Peki ne değişti?
Bugün İsrail Filistin’de ağır saldırılar gerçekleştirirken, eleştiriler çoğu zaman sınırlı kalıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki rolü ise çoğu zaman açık şekilde sorgulanmıyor. Buna karşılık İran’a yönelik eleştiriler daha net ve sert.
Bu durum, ister istemez bir çelişkiyi gündeme getiriyor: Dün örnek alınan bir hareket, bugün neden hedefte?
Bunun birkaç nedeni olabilir.
Siyaset değişti: Dünya dengeleri değiştikçe, pozisyonlar da değişiyor.
Mezhep farkı: Şii–Sünni ayrımı zamanla daha belirgin hale geldi.
Kimlik tartışmaları: Türkiye’de bazı çevrelerin milliyetçilik ve özellikle Türk kimliğine mesafeli yaklaşımı da bu tabloyu etkiliyor.
Özellikle dikkat çeken bir başka nokta ise şu: Bazı kesimler Türk kimliğini eleştirirken, farklı kimliklere aynı mesafeyi göstermeyebiliyor. Bu da toplumda “çifte standart” algısını güçlendiriyor.
Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine yönelik eleştirilerin bu çevrelerde sıkça dile getirilmesi de bu tartışmanın bir parçası haline geliyor.
Sonuçta ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Düne göre farklı konuşan, eleştiriyi seçici kullanan ve duruşunu şartlara göre değiştiren bir yaklaşım…
Oysa en basit ölçü tutarlılık değil mi?
Dün savunduğunu bugün yok sayıyorsan, bugün susup yarın konuşuyorsan, burada sorgulanması gereken ciddi bir mesele var demektir.
Çünkü fikirler değişebilir…
Ama bu kadar keskin dönüşler, ister istemez güven sorunu doğurur.

