No Result
View All Result

Macaristan Seçimlerini bir de bu açıdan değerlendirelim

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
15 Nisan 2026
in GÜNLÜK
0
Macaristan Seçimlerini bir de bu açıdan değerlendirelim

Macaristan’daki seçimler izleme radarımızdaydı ve Pazar günü yapılan genel seçim, beklendiği gibi Başbakan Viktor Orban‘ın tarihi hezimetiyle sonuçlandı. O kadar ki muhalefet, anayasayı bile değiştirecek kadar çok sayıda sandalye kazandı.

Şimdi bu sonuç, belki bir ideolojik kırılmayı işaret etmiyor ama 16 yıllık baskıcı ve yolsuz bir iktidarın, üstelik Trump ve Putin desteğine rağmen alaşağı edilebilmesi bakımından önemlidir. Yeni seçilen Peter Magyar’ın “Orbancı” geçmişi ve İsrail’e yaklaşım hususunda Orban’a benzerliği zaten tartışma konusudur; fakat ne olursa olsun dış destekli bir devlet gücüne karşı elde edilen bu zafer, daha çok “kaybedenleri” yönüyle anlamlıdır. Trump, Putin Rusya’sı ve Netanyahu, bugün itibarıyla kaybedenler kulübündedir.

Hatırlarsanız, Putin-Trump ikilisi geçen yıl bu zamanlarda Romanya’da da kaybetmişti. Neye el atsalar ellerinde kalıyor. Çünkü ideoloji olarak bile tanımlanamayacak o hastalıklı siyasi saplantıları ve saldırganlıklarıyla günün sonunda kaybetmeye mahkûmdurlar.

Avrupa Birliği ise doğal olarak bu seçim sonuçları karşısında rahat bir nefes aldı. Macaristan, tek başına Avrupa Birliği’nin kaderine etki edecek güçte değil elbette; fakat Orban döneminde birliğin önemli gelişmeler karşısında aldığı müşterek tavırlarda ve ortak politika yapım süreçlerinde sürekli ciddi sorunlar çıkması, tüm Avrupa başkentlerinde ciddi rahatsızlık oluşturmakta ve kronikleşen kriz halleri, birliğin geleceğine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getirmekteydi.¹

Bu tablo karşısında sorunun görünürdeki aktörünün seçimler yoluyla bertaraf edilmiş olması, kritik bir eşiğin geçildiği anlamına geliyor. Dolayısıyla bu seçimleri değerlendirirken “Demokrasinin direkten döndüğü an” tabirini kullanmamız abartı olmayacaktır.

Orban, Avrupa Birliği’nin bağlayıcı kurallarına rağmen 16 yıllık iktidarı boyunca birçok usulsüzlükleri deyim yerindeyse kitabına uydurarak yapabilmiştir. Ukrayna Savaşı’nda taraf olacak kadar Rusya’ya yakınlaşmanın yanı sıra ülke içindeki hukuk ihlalleri ve bu ihlallerin neticesinde ortaya çıkan itirazlarda bile avukat ordusuyla kanun boşluklarından yararlanma gayreti, hem Brüksel’deki hem de Strazburg’daki otoriteye saç baş yoldurma noktasına gelmişti.²

Macaristan’ı Avrupa’nın göbeğinde ve her iki teşkilatın üyesi olan bir ülke olarak değil de Asya’da bir ülke olarak düşünün… Türk halkının böyle bir tahayyülde bulunması çok da zor değil. O tür bir senaryoda Viktor Orban’ın serbest seçimler yoluyla iktidarı bırakması zaten mümkün değildi. Ancak, değerli yazarımız Sayın Kaya Ataberk’in dünkü yazısında ifade ettiği gibi, Orban gibi bir “diktatör”, Avrupa’da dahi olsa şartların olgunlaşmasıyla ama doğru politikalarla ve doğru adayla yerinden edilebilmiştir. ³

Şimdi Avrupa Birliği’ne üye ülke liderlerin ve bizatihi Avrupa Komisyonu’nun, karanlığın sona erdiği bu ekinoks anını iyi etüd etmeleri ve benzer durumlara yeniden düşmemek için yeni bir siyasi açılım ve hukuk düzenlemesi yapması gerekiyor.

Trump ABD’sinin son günlerde yeniden başlattığı ama daha alt düzeyde dillendirdiği “NATO’dan ayrılma” blöfü iyi okunmalıdır. Buradaki atıf, özellikle Netanyahu ve diğer üst düzey idarecilerin geçen haftaki paylaşımlarıyla birleştirildiğinde Türkiye’yedir; ancak Ukrayna’da yüzüstü bırakılmaları ve halihazırdaki Rusya tehdidi ile beraber değerlendirildiğinde bu sefer Avrupa ülkelerinin esaslı bir kuşatma altında olduğu görülüyor.

Bu şartlar altında Avrupa Birliği’nin her zaman savunduğu değerler çerçevesinde önünde ciddi bir alternatif hatta fırsat durmakta: Rusya ile bir yumuşama dönemini başlatmak ve Türkiye’yi kendi taraflarına çekmek.

Avrupa Birliği nezdinde bu çerçevede yeni bir vizyon ortaya konabilirse güç dengeleri bakımından daha makul bir yere gelinir ve dolayısıyla sonuç küresel anlamda müspet olur. Türkiye bu vizyonda olmazsa olmaz aktördür fakat uzun vadede Rusya’nın da eklemlenmesi elzemdir. Bugün her ne kadar Rusya’daki liderlik ve yayılmacı politika/irredantizm bu vizyona ket vurucu bir etki oluşturmaktaysa da, zamanla Rusya içinde bu vizyonun lehine çözülmeler yaşanması daha yüksek ihtimaldir. O nedenle, Rusya yenilmeli ama ezilmemelidir. Türkiye aracılığıyla Rusya’ya onurlu bir çıkış sunulabilmeli ve bir orta yol bulunabilmelidir.

Avrupa, kendi ordusunu kurma hususunda da bir hayli vakit kaybetti. Macron bu konuda bir takım olumlu sayılabilecek girişimlerde bulundu. Fakat De Gaulle’nin çizmeleriyle koşmaya çalışıyor ve haliyle sürekli yalpalıyor. O nedenle şimdilik kayda değer bir ilerleme yok. Türkiye’nin kapısını er geç çalmak zorunda kalacaklar.

Peki Türkiye her şartta Avrupa’nın bekçiliğini yapmak zorunda mıdır?

Elbette hayır!

Uzun yıllar boyunca Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ilişkiler, “eşitler arası” bir formatta yürümüyor. Daha vahimi, son on yılda mülteci akını olacak endişesiyle Türkiye’deki rejimin her türlü hukuk ihlallerine göz yumdular. Öncelikle buraların düzeltilmesi ve uygun zeminin sağlanması şarttır.

İkincil olarak İsrail’in Doğu Akdeniz’deki etkinliği…

Reel politik, çok net biçimde şunu gösteriyor:

Yakın gelecekte yaşanacak Türkiye-İsrail kapışmasında Avrupa Birliği’nin menfaati, Türkiye’nin tarafında olmaktır. Çünkü Doğu Akdeniz, bu çatışmanın en önemli cephesi. Ve burada gerek deniz yetki alanlarının/münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) tahsisi gerekse alternatif enerji hatlarının devreye girmesinde İsrail planı, Türkiye’nin planlarına aykırı olduğu kadar Avrupa’nın da geneli için uyumsuz bir plandır.⁴

O halde yol bellidir: Ya tamamen Türkiye’yi gözden çıkaracaklar ya da Kıbrıs Rum Kesimi’ne ve Yunanistan’a bu hususta baskı kurarak birliği kurtaracak ve aynı zamanda küresel dengelerin yeniden ve daha sağlıklı tesis edilebilmesi yolunda önemli bir katkı sunmuş olacaklar.

Dipnotlar:

1) Avrupa Birliği’nde dış politika ve bazı bütçe kararları oy birliğiyle alınıyor. O nedenle bir üye ülkenin bile itirazı sistemi tıkayabiliyor.

2)Strazburg merkezli Avrupa Konseyi ve Brüksel merkezli Avrupa Birliği, görünürde birbirlerine çok benzeyen fakat iki ayrı teşkilattır. Türkiye, Norveç, İsviçre ve Birleşik Krallık gibi ülkeler Avrupa Konseyi’nin üyesidirler fakat Avrupa Birliği’ne dahil değildirler.

3) Kaya Ataberk’in 14 Nisan 2026 tarihli yazısı:

https://www.turksolu.com.tr/macar-halki-diktator-orbani-dogru-adayla-yendi/

4) Gazze Barış Planı’nın tam olarak hayata geçmesi ve sorunsuz ilerlemesiyle birlikte İsrail kendi MEB’lerinde daha rahat çalışabilecek.

Previous Post

Orta Doğu’nun bitmeyen hesabı

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.