Yalçın Küçük ölünce bazı arkadaşlarım, “bir şeyler yazmayacak mısın” diye sordu. Yazmayacaktım çünkü olumsuz bir değerlendirme yapmam gerekiyordu. Ancak hakkında öyle abartılı yorumlar yapıldı ki; bizim de yazmamız şart oldu. Bir tek Emre Kongar düzgün bir değerlendirme yaptı.
Yalçın Küçük’ü dört sözcük ile özetleyebilirim: Fikir ahlaksızlığı, ideoloji topaçlığı.
Yalçın Küçük ile ve onun temsil ettiği aydın tipiyle sorunumuz var. Bu da savunduğu fikirlerden dolayı değil. Tam tersine fikre, kurama yönelik saygısız tavırlarından dolayı. Bu öyle bir tiptir ki bizzat kendi yazdıklarına dahi saygısızdır ve fikirlerine yönelik ahlaki bir sorumluluk zerre üstlenmez.
Bu “aydın” tipinin en bariz iki örneği Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek’tir. Bir zamanlar bana Doğu Perinçek de çok soruluyordu. “Nasıl buluyorsun” diye değerlendirmem istenirdi. İyi de Perinçek’i nasıl bulabiliriz ki? Bulamıyoruz! Fikir haritasında yeri asla sabit değil. Topaç gibi. Ne yönü ne yeri belli?
Ben de mecburen “hangi Doğu Perinçek’i, nasıl buluyorum?” diye yanıt verirdim. Kıbrıs’ta Türk ordusuna “faşist işgalci” diyen Doğu Perinçek mi? Kıbrıs’ta “Millî kahraman Denktaş’ın yanındayım” diyen Doğu Perinçek mi?
Hangi Doğu Perinçek? “İttihatçılar 500.000 Ermeni’yi katletti” diye yalan atan Doğu Perinçek mi? “Asılsız Ermeni iddialarına karşı mücadele ediyorum” diyen Doğu Perinçek mi? Bekaa vadisine gidip terörisbaşı Apo’ya çiçekler veren Perinçek mi? Yoksa birdenbire kendini ulusalcılık şampiyonu ilan eden mi?
Şimdi “Yalçın Küçük’ü nasıl bilirsiniz?” diye soruluyor. Nasıl bileyim ki? Ben kendisini tanımıyorum zaten. Kitaplarından, fikirlerinden tanımamız lazım ama fikirlerini de tanıyamıyoruz. Çünkü hiçbiri birbirini tutmuyor ki.
“Fikir ahlaksızı” işte tam olarak budur. Alınmaca yok! Tıpkı Perinçek gibi Küçük de fikir adamı değil fikirsizlik adamıdır. Fikre saygısızlık adamıdır.
Sen kendi savunduğun fikre değer vermiyorsun, zırt pırt değiştiriyorsun. Değiştiriyorken öz eleştiri vermiyorsun. Diyelim ki öz eleştiri verdin, yeni bir fikir ortaya attın; onu da temellendirmiyorsun. Fikir üretmiyorsun, resmen kusuyorsun. Yalçın Küçük bizzat kendi söylemişti bunu! Emre Kongar da yazısında aktardı.
Bunca tutarsız ve birbirine zıt fikirleri kendisine sorulduğunda Küçük “Yazdıklarımı dönüp okumam: Onlar, dolduğum zaman kustuğum düşüncelerimdir. Kusmuklarımı okumam.” demişti.
Biliyoruz zaten neyin kusmuk olduğunu. Atatürk ile ilgili yazdığı deli saçmalıklarını. O zaman biz de kimse kusura bakmasın, kusmuğa ne kadar saygı gösterilirse o kadar saygı gösteririz, “düşünce adamamızın” kusmuklarına.
Özellikle geleneksiz, ideolojisiz bir kısım “komünistler”, “Sosyalist İktidar” çevresi gibi köksüzler, Yalçın Küçük’ten Leninist bir efsane yaratmaya çalıştılar bir de utanmadan. Tanımasak Yalçın’ı!
Yalçın Küçük ideologmuş! Bir ideolojisi varsa, tıpkı Perinçek’inki gibi asla sabit durmadı. Bir topaç gibi döndü. Hayatı boyunca, hep birbirinin 180 derece zıt konumlara savruldu.
Bir zamanlar Küçük de tıpkı Perinçek gibi ultra-Apocuydu. PKK’lıların kamplarından dışarı çıkmıyordu. Ondan önce de güya sosyalist devrimciydi. En sonlarda da Kuvvacı ilan etti kendini.
O kadar çok pozisyon değiştirdi ki Yalçın Küçük. Artık eski pozisyonlarını eleştiremiyoruz bile. “Emperyalist Türkiye” diye bir kitap yazdı bu adam ya. PKK’lıların “Püsküllü Deli Kadir”iydi adeta.
Bu kadar komik, bu kadar zırva tezler olamaz. İşte Kürdistan “sömürgeymiş”, Türkiye “emperyalistmiş”. Atatürk “emperyalist saldırganmış”. Zaten Ulusal Kurtuluş Savaşı, İstiklal Savaşı, Dumlupınar falan yokmuş. Bunların hepsi uydurmaymış. Resmî tarihmiş. Türklerin Ermenileri, Rumları, Kürtleri soykırıma uğratmak için uydurduğu şeylermiş. İlk kez de kendi yıkıyormuş resmî tarihi.
Bunları söyledi Yalçın Küçük! Bu adam mı Kuvvacı? Bu adam Püsküllü Deli Kadir’in birebir kopyasıydı.
Bakın ne diyor Küçük:
“İnsan Atatürk filmi olmaz. (…) Eğer bir kişi Mustafa Kemal’i sevecen gösterirse, başkasının filmini yapmış olur.”
“Mustafa Kemal çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan sevgisiz bir insandır.”
“Sevgisiz ve acımasızdır.”, “Kemal’i burjuvaziye damat alıyorlar”, “Geç kalmış, bu yüzden fazla gelişmemiş bir Müthiş İvan’dır.”
“Coplarla Atatürk sevgisi aşılandı olmadı, şimdi herkes gibi bir Atatürk düşünülüyor”, “Sevgiyi bilmeyen, aydınlanmacı despot”, “hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli gösterebileceğine emin değilim.”
Atatürk hakkında bu rezil sayıklamaların sahibi olan adam, sonra karşımıza “Ben Kuvvacıyım, ben Kıbrıs gazisiyim” diye çıktı.
Ulusalcılığı bir komedi unsuruna dönüştürdü adeta. Kuvvacı kalpağı bir kostüm mü? Uğur Mumcu’nun kendisine ve kuşağına “kalpaksız Kuvvayı Milliyeci” demesinin bir nedeni var. Çünkü o kalpağın bir ağırlığı var. Canın sıkıldığında içine gireceğin yeni bir kılık mı Kuvvacılık?
“İşte yine dönüşmüş, sonunda Kuvvacı olmuş, fena mı” diyenlerden asla değilim. Tam tersine o kalpak kirletilmemeli. Ben, Yalçın Küçük’ü bebek katili Apo ile Bekaa’da, kebaba gömülmüş haliyle hatırlıyorum. Asla “Kuvvacı” demem, dedirtmem.
Nitekim terör örgütü PKK/KCK, Yalçın Küçük için taziye mesajı yayınladı. “Reber Apo”nun büyük bir teorisyen olduğunu ilk başta o takdir etmiş” falan filan. Saçma sapan bir mesaj. Teorisyenlere bak sen. Biri bebek katili kasap, öbürü komedi dans teklisi.
Yalçın Küçük’ün Kemalist halinin Kemalizm’e zararı belki daha çoktur. Tüm hayatı boyunca mücadele ettiği Kemalizm’in simsarı oldu adeta. Dedesi de Kuvvacıymış. Hasan Tahsin ilk kurşunu sıkmamış, dedesi sıkmış. Kalpağı kafasından çıkarmazmış…
Atatürk’e neler diyordu, sonunda neye dönüştü? Asıl kızılacak olan ise şu; insanlar hâlâ “değişmiş olamaz mı?” diyor.
Hayır! Olamaz. Bu da işte AKP’nin Türkiye’ye kabul ettirdiği bir yozlaşma seviyesidir. “Herkes her zaman her istediği gibi değişebilir!.” Oh ne güzel. AKP de öyle ya, dansöz gibi bir öyle bir böyle.
Eskiden Türkiye’de bu tür insanlar dışlanırdı; Doğu Perinçek’tir, Çetin Altan’dır, Mehmet Barlas’tır, Yalçın Küçük’tür. Şimdi “ya çok zekiymiş, o yüzden öyle saçmalamış” diye bir bahane çıktı. Zeka, saçmalama ehliyeti mi demek?
Vay be! Zeka bu mu? Türkiye’de zeka kıtlığı mı var?
Türkiye’de Doğan Avcıoğlu var, Şevket Süreyya Aydemir var, Uğur Mumcu var, Hikmet Kıvılcımlı var. Türkiye’de ne isimler var! Yalçın Küçük’e mi kaldı Kemalizm?
İlla bir şey öğrenmek istiyorsanız, Kemalizm’i değil anti-Kemalizm’in yalanlarını öğrenmek için okuyun. “Türkiye Üzerine Tezler”ini okuyun; deli saçması. Dondurmacı Kadir ile yarışır.
İnönü Muharebeleri olmamış. Hiç kimse şehit olmamış. Bir kişi katırdan düşmüş, öyle şehit olmuş. Aslında Vahdettin, esas vatansevermiş. Atatürk İngilizlerin ajanıymış, hilafeti kaldırmak için yalancıktan savaştırmışlar. İngilizler, Yunanlıları değil Türkleri tutmuş. Çanakkale’de de yokmuş aslında Atatürk. Onu da İngilizler uydurmuş. Yıllar önceden yatırım yapmışlar.
Deli Kadir ne diyorsa aynısı. Şimdi bu ciddiyetsiz, ne dediği belirsiz adamdan teorisyen, kuramcı mı yaratacağız ya?
Son döneminde Kemalist olmuş. Olmaz olaydı. O dönemi de safi ziyan. Yine deli saçması bir dinci saçmalığını aldı, ilericilere pazarladı. Bu yobaz ahlaksızların 31 Mart 1908 isyanından beri iğrenç bir propagandası vardır. Bunlara göre ilericilerin hepsi “Yahudi dönmesidir.”
Yalçın Küçük’ün Apoculuğu bırakıp tekrar ilericilerin arasına sızdığı dönemdeki son zararı da bu oldu. 100 yıllık gerici kara propagandayı ilericilere soslayarak sundu. İnsanlar işi gücü bıraktı isimlerini rakama çevirip toplama çıkarma yapmaya başladı. Beyin çürümesi.
Yalçın’ın ise tek derdi vardı. Atatürk ve Cumhuriyet’i kuran büyük devrimci kuşağa, vatan fedailerine, “Selanik dönmesi” çamuru atmak. Ama bu sefer korkakça, lafı çevirerek zehrini döküyordu. Çünkü aynı zamanda ulusalcılık simsarlığı yapmalıydı!
Bu kadar değil! Kemalizm’in bir geleneği var bu ülkede; Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi hem devrimci hem sosyalist hem de Kemalizm’i sapına kadar savunan dev isimler var. 60 Kuşağıymış, 68 Kuşağıymış, 78 Kuşağıymış. Yalçın Küçük’e mi kaldık?
“Fikir ahlaksızlığına” artık hayır demeliyiz. Bu insanlar her kılığa girebiliyor. Her türlü fikrin en önde giden simsarı olabiliyorlar. Türkiye’ye “emperyalist” diyen adam, hayatının son aşamasında Kıbrıs gazisi olduğunu hatırlayabiliyor. Askerî tören ile gömülüyor.
Yasal hakkı var mı? Vardır belki. Yine de Türk Ordusuna bu kadar hakaret etmiş bir adam için bu tören gerçekten de gariptir.
Şu soruyu da sormak hakkımız. Yalçın Küçük Kıbrıs Gazisi olduğunu geç hatırladı ve sonra hep vurguladı. Kıbrıs Barış Harekatı’na asteğmen olarak, istihbarat subayı olarak katılmış. 12 Mart Cuntasından hemen sonra, antikomünizmin en uç noktalarda olduğu bir Türkiye’de bu ilginç durumun açıklaması nedir?
Doğu Perinçek, elinde çiçeklerle, Apo ile terörist denetliyordu. Sonra “aslında gazeteci olarak gittim” dedi. Sonra da “Ben Apo’nun yanına resmî görevle gittim” deyip işin içinden sıyrıldı. Yalçın Küçük’e sorsak “Apo yoldaşlığı” ile “Kıbrıs gaziliği”, Atatürk düşmanlığı ile Kemalizm simsarlığı nasıl aynı “aydın” kimliğine sığmış? Perinçek gibi vereceği yaratıcı bir yanıtı var mıydı?
“Ben fantastik bir adamım, çok zekiyim, fikir taşar benden, onları adeta kusarım benim okuduklarımdan siz faydalanın…”
Öyle o kadar basit değil; kusarsan da seni kusmuklarıyla anar insanlar. Fikir kusmak diye bir şey mi var? Fikir ahlaktır ya, en azından bir aydın için.
Hani “Aydın Üzerine Tezler”i var ya Yalçın Küçük’ün. Orada da bir yığın fikir çalınmış, boca edilmiş, rezil edilmiş. “Türk aydını Osmanlı tercüme bürosunun çocuğudur” tespiti birebir Niyazi Berkes’ten çalıntıdır. Ama işte Niyazi Berkes’e fikir namusu olan, gerçek aydın denir.
“Aydın üzerine tezler” mi dedik? Gerçekten de Tanzimat’tan itibaren aydın geleneğimizde ne yazık ki çürümenin pek çok farklı örneği vardır.
Bizim kuşağımız, son yıllarda yani AKP döneminde bu çürümenin en kötü cinslerine, kokularına maruz kaldı. Uğurlar katledildi. Meydan Hulkilere, Doğulara, Celallere, Yalçınlara kaldı.
Osmanlı’da “Araba Sevdası” varmış, şimdi de para, makam, iktidar sevdası var. Döneklik, fırıldaklık, tutarsızlık “destanları” yazılıyor. Ömer Seyfettin’in “Efruz Bey”i bile tutarlılık abidesi gibi kalır bunların yanında. İşin en kötüsü, artık garipsenmiyor. “Olabilir” deniyor. Kabul ediliyor.
Aynı adama bir bakıyorsun; bir gün İslamcı, bir gün Trumpçı. Bir gün komünist, bir gün Duginci. Bir gün Amerikancı, bir gün Rusçu. Bir gün muhalif, bir gün Saraycı. Bir gün sosyalist, bir gün “Cumhur”cu. Bir gün ülkücü, bir gün Apocu.
Ya yeter ya! Bu fırıldak aydın tipolojisine saygı mı duyacağız? Kusura bakmasınlar. Yalçın Küçük’ü madem anmak gerekiyordu, ben de böyle anıyorum.

