“Yaramaz.”
“Dikkat eksikliği.”
“Problemli çocuk.”
Ne kadar kolay söylüyoruz değil mi?
Bir cümle.
İki kelime.
Ağzımızdan çıkıyor, gidiyor sanıyoruz.
Gitmiyor.
Çocuğun içine giriyor.
Bir çocuk kendini tanımaz.
Kendini sana bakarak öğrenir.
Sen ne diyorsan, o da kendine onu der.
Sen “yaramaz” dediğinde, o “ben yaramazım” diye düşünmez.
“Ben buyum” der.
İşte en büyük kırılma burada başlar.
Çocuk artık davranışını değiştirmeye çalışmaz.
Çünkü ortada değiştirilecek bir davranış yoktur onun için.
Ortada bir kimlik vardır.
Ve kimlik değişmez.
“Dikkat eksikliği var.”
Bunu söylediğin anda ne oluyor biliyor musun?
Çocuğa diyorsun ki:
“Sen yapamazsın.”
“Sen odaklanamazsın.”
“Sen eksiksin.”
Sonra o çocuk gerçekten odaklanamadığında şaşırıyorsun.
Niye şaşırıyorsun?
Zaten ona bunu söyledin.
“Problemli çocuk.”
Bu daha da ağır.
Bu ne demek biliyor musun?
“Sen başlı başına bir sorunsun.”
Davranış değil.
Durum değil.
Direkt çocuk.
Sonra o çocuk ne yapıyor?
Sorun çıkarıyor.
Çünkü artık çözmeye çalışmıyor.
Sorunun kendisi olmuş.
En acısı ne biliyor musun?
Bu etiketler bir kere söylenip bitmiyor.
Öğretmen söylüyor.
Aile söylüyor.
Uzman söylüyor.
Sistem söylüyor.
Çocuk nereye dönse aynı cümle:
“Sen böylesin.”
Ve şimdi biraz daha sert konuşacağım.
90’lar…
Çocuk yetiştirmeyi beceremedik. Kabul edin.
Evet, ağır. Ama doğru.
“Büyürken görür” dedik
“Biz de böyle büyüdük” dedik
“Bir şey olmaz” dedik
Oldu.
Hem de fazlasıyla oldu.
Sevgi vardı belki.
Ama anlama yoktu.
Disiplin vardı.
Ama dinleme yoktu.
Kurallar vardı.
Ama çocuğun zihni yoktu.
Biz çocuk yetiştirmedik.
Biz kalıba sokmaya çalıştık.
Uymayanı etiketledik.
Taşanı susturduk.
Anlaşılmayanı yalnız bıraktık.
Şimdi o çocuklar büyüdü.
Ve biz dönüp diyoruz ki: “Bu nesle ne oldu?”
Hiçbir şey olmadı.
Onlara ne yaptıysak, o oldu.
Bir süre sonra çocuk şunu yapıyor:
Artık kendini savunmuyor.
Artık çabalamıyor.
Artık düzeltmeye çalışmıyor.
Çünkü şunu kabullenmiş:
“Ben buyum.”
Ve işte tam o noktada kaybediyoruz.
Çünkü davranış değişir.
Ama kimlik çok zor değişir.
Şimdi soruyorum:
Sen, bir çocuğa yıllarca “sen yapamazsın” deyip, sonra bir gün kalkıp “neden yapamadı?” diye sorabilir misin?
Bu çocuklar kötü değil.
Bu çocuklar kendilerine söyleneni yaşıyor.
Bir çocuğa sürekli “yaramaz” dersen, o çocuk bir gün uslu olmaya çalışmaz.
Yaramazlığını mükemmelleştirir.
Çünkü insan, kendisine söylenen şeye dönüşür.
Son söz:
Çocukları davranışlarıyla değil, koyduğumuz isimlerle kaybediyoruz.
Ve en acı olan şu: Hâlâ doğru yaptığımızı sanıyoruz.
