Çok sonra olacaktı buraya ikinci dönüşüm ama şu an bu ilk ziyaretimde hissettiğim duygumdan çok da emin değilim. Henüz 16 yaşındayım, bazı olayları algılayışım oldukça yetersiz. Bilgi eksikliğim ile ilgili bu elbette ve tabi, yaşamımdaki deneyimlerimin henüz az olmasından da kaynaklı. Tam olarak O’na ne diyeceğimi bilemiyorum. Tüm dikkatini önündeki kâğıda vermiş, yazdığı kitabının son sayfasına odaklanmış, gözlerini kısmış, yoğun bir düşünce içinde olduğu çok belli. Sağ elinde kalemiyle yazdığı sayfanın üzerinde beklerken sol elinin parmakları bıyıklarında dolanıyor. Düşüncelerine dalmışken dahi gözlerinin derinlerinde büyük bir parlaklık var ve hatta ondan çok daha büyük bir umut var, bu o kadar ki gözlerindeki maviliğin içine çekiliyor insan adeta.
Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum ama bir şekilde nerede olduğumu biliyorum. Daha da önemlisi, hangi zamanda olduğumu biliyorum. Bunu damarlarımda hissediyorum. Hayal âleminde miyim, uyuya mı kaldım, bu bir rüya mı? Ama yok, sanmıyorum. Dediğim gibi, bunu damarlarımda hissediyorum, gerçek olmalı.
Bir anda gözlerini masadan kaldırıyor ve bana bakıyor. Aman Allah’ım! Gözlerinden alev saçıyor sanki, tam ortasında mavi alevden yanlara doğru kızaran bir bakış ve yine aynı histeyim, yani umut. Birdenbire “Sorun ne çocuk!” diyor bana ve devam ediyor “Neden endişelisin? Hiç yakışıyor mu sana bu endişe…”
Hayır efendim, haklısınız yakışmıyor, biliyorum, bununla birlikte geldiğim yerde ya da zamanda işler çok karışmaya başladı. İnsanlar ne yapacaklarını bilmiyor gibi, başımızdakiler çok tutarsız davranıyor ve eskiye dönüşü savunuyor gibiler. Emin değilim, çok küçüğüm, algılarım ve bilgilerim yetersiz. Bu bahsettiklerim sadece bir his ama çok güçlü bir his. Sanki bir an için demokrasiden sapılacakmış gibi bir histeyim. Bize yardım et lütfen!
İşte o anda mavi gözlerinde alev daha da şiddetlendi ve “Merak etme çocuk, endişen yersiz. Korkma! ASLA!” dedi.
***
Bu olayın üzerinden 30 yıl geçmiş, büyümüştüm ve bu zaman içinde işler daha da kontrolden çıkmıştı ama bana “Korkma!” demişti bu sebeple korkmuyordum. Sadece bir yol arıyordum, bunu düzeltmek için bana da düşen bir şeyler olmalıydı. Sadece yazıyordum ve tekrar yazıyordum ve tekrar… Ve daha çok okuyordum, daha çok analiz yapıp daha çok anlamaya çalışıyordum. Ülke yönetimi giderek daha da batağa saplanıyordu, siyaset İslami bir hal almış, baştakiler halkı, Hak ile aldatır olmuşlardı. İktisadi gidişat hiç iyi değildi, fakirlik ve işsizlik artmıştı. Halkın yarısı bunun farkındayken diğer yarısı celladına âşık olmuştu. Monarşi tekrar hâkim olma yolunda ilerliyordu. Artık bir de Saray vardı. Tüm eksikler tamamlanıyordu. Saltanat ve hilafet kapıya dayanmıştı. Ve ben tüm bunları düşünürken ikinci kez dönmüştüm oraya, orada aynı masada oturuyordu.
Bana baktı. “Artık endişeli görünmüyorsun, artık öfke görüyorum gözlerinde çocuk,” dedi.
Haklıydı. Korkmuyordum, kızgındım. Yanıma geldi, bitirdiği kitabı bana son sayfası açık şekilde uzattı.
“Tamamladım artık,” dedi ve “bu kitapta bu milletin akli iradesinin sonuçları var” diye devam etti.
“Yüzyıldır bu kitap elinizde, daha ne duruyorsunuz? Geçmişi neden unutuyorsunuz? Tarih tekerrür eder durur, bilmiyor musunuz? Yapacaklarınızı burada yazdım, anlamıyor musunuz? Yaptıklarımız, sizin şimdi yapmak zorunda olduklarınızdır ve sizden sonrakilerin de yapmak zorunda olduklarıdır. Size bunu emanet ettim. Bunu nasıl ve ne zaman yapacağınızı da bu son sayfada yazdım,” dedi.
“Bunu yapabilmek için muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur, unutma!” dedi ve “Şunu söylemekten de asla çekinme:
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!
Ve hiç kimsenin senin bunu söylemene engel olmasına izin verme! Hadi çocuk şimdi git artık…” diye bitirdi hitabetini.

