No Result
View All Result

Menzil Cemaatinin yükselişi ve Nakşîlerde etnik Kürt egemenliği

Kaya ATABERK by Kaya ATABERK
14 Mayıs 2026
in GÜNLÜK, HAFTALIK
0
Menzil Cemaatinin yükselişi ve Nakşîlerde etnik Kürt egemenliği

Menzil’de taht kavgasının sonu ve yeni atılım dönemi

Son dönemde Türkiye’nin en kalabalık Nakşibendî grubu haline gelmiş olan Menzil Cemaati, birkaç yıldır süren iç çatışmalarla gündeme geliyordu. Cemaatin şeyhi Abdülbaki Erol ölünce, üç oğlu arasında çıkan taht kavgasının artık büyük kardeş Saki Erol ve onun liderliğindeki Serhendi Grubu’nun lehine sonuçlandığı görülüyor. Basına yansıyanlara göre Saki Erol, Türkiye’de durumunu sağlamlaştırdıktan, cemaat içindeki iktidarını kurduktan sonra bir de Orta Asya gezisi yapmış, bu gezi kapsamında Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ı ziyaret etmiş, hatta Kırgızistan’da Cumhurbaşkanı ile de görüşmüş. Ne kadar tanıdık değil mi? 2016’dan önce Fethullahçılar da böyle güçlü ve yurtdışı da dâhil olmak üzere makbuldü…

Biraz geriye gidip bakalım. Menzil, 2010’ların başından itibaren hızlı bir yükseliş sürecine girmişti. Kendilerine bağlı kurumlar, yayınevleri, dernekler, işadamı örgütleri gibi yapılarla kurdukları imparatorluğun yanında devlet içinde de önemli mevziler elde ettikleri sık sık basına yansıyordu. Evet, Menzil Cemaati açık bir şekilde Fethullahçıların daha önceden adımladığı yollardan geçiyordu.

Bu ciddi ve derinlemesine örgütlenmeye ek olarak Menzil’in bir başka özelliği de Cemaatin sayıca ve Türkiye’nin her yerinde büyümesiydi. Geçmişte Nakşibendîler arasında en kalabalık grubu oluşturan İskenderpaşa (Gümüşhanevî) Cemaati bile artık Menzil’in gerisinde kalmaya başlamıştı. Hatta en itibarlı Nakşî cemaati olan İsmailağa bile bu konumunu Menzil aleyhine yitiriyordu. İstanbul’daki potansiyel müritler, artık Fatih-Çarşamba’ya gelmek yerine Adıyaman yollarına düşüyordu!

Konuya aşina olanların iyi bileceği gibi İskenderpaşa Cemaati, Erbakan’dan, Özal’a; sonraki dönemde de Erdoğan da dahil olmak üzere AKP’nin önde gelen kadrolarının çoğuna ev sahipliği yapmış, sağ siyasette yıllarca egemen olmuştu. Yani bu veriler ışığında konuya bakıldığında Menzil’in yükselişi, öyle herhangi bir güçlenme olarak göz ardı edilemeyecek bir mesele haline gelmişti.

15 Temmuz sonrasında ise Menzil’le ilgili haberler daha yoğun bir şekilde basına yansımaya başladı. Artık karşılarında geniş ve sahiplenilmeyi bekleyen nispeten boş bir örgütlenme alanı bulunuyordu. Onlar da elbette bu fırsatı değerlendirmekten geri durmadılar…

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: “Acaba Fethullahçıların yerini Menzil mi dolduruyor?” Gerçekte bu hiç de yeni ortaya çıkmış bir soru değil. Daha 2017’de Pusudaki Cemaatler’i yazdığımda kitabımın temel konusu buydu. Türkiye’de onlarca tarikat ve bunların yüzlerce alt kolu var ve hepsi de eline fırsat geçtiği anda aynı şeyleri yapmak için pusuda bekliyor, demiştik. Özel olarak incelediğim ve dikkat çektiğim grupların başında da Menzil geliyordu. Şimdi hep birlikte Menzil’in şaşırtıcı olmayan yükselişini izliyoruz.

Menzil Kürt-İslamcılığının doğrudan etnik karakteri

Fakat Menzil’in yükselişiyle ilgili olarak üzerinde önemle durmamız gereken nokta biraz daha farklı. Menzil’in yükselişini sadece bir tarikatın sıradan güçlenmesi olarak algılamak konuyu basite indirgemek ve asıl görülmesi gereken noktayı gözden kaçırmak olarak tanımlanabilir.

Bizi takip edenlerin iyi bileceği gibi, Türkiye’deki Nakşî gruplarının birkaç istisna haricinde hepsi, Kürt Nakşîliğinin kurucusu olan Şeyh Halid’den tarikat kökünü alır. Yani gerçekte hepsi de Kürt Nakşîliği olan Halidiyye’nin alt kollarıdır. Daha önceleri bu konuyu çeşitli çalışmalarımda ayrıntılarıyla sunduğum için burada tekrar etmek istemiyorum. Dileyenler bu ayrıntıları Türk Siyasetinde Kürt-İslamcılar, Pusudaki Cemaatler ile Cumhuriyet ve Tarikat: Yüzyıl Savaşları’nda bulacaktır.

Günümüzde Türkiye’deki tüm Nakşibendî grupları arasında en güçlü olanı Menzil’dir. Fakat geçmişte Halidîlerin en güçlü ve kalabalık cemaatleri İstanbul merkezli İsmailağa, İskenderpaşa ve Erenköy dergâhlarıydı. Bunların tümü de tarikat kökü itibariyle Kürt Nakşî olsalar da şeyhleri, etkili isimleri ve müritlerinin çoğu Kürt değildi. Büyük şehirlerde ve Anadolu’nun Türk bölgelerinde örgütlenen Halidîler buralara en azından etnik kimliklerini geri plana iterek girmişti. Bu 1800’lerin başından beri böyle sürmüştü ama bu geleneği yıkan Menzil oldu.

Nakşî şeyhleri genellikle Karadeniz, İç Anadolu ve biraz da Kafkas ve Balkan kökenli ailelerdendi. İsmailağa’da genellikle Karadenizli hakimiyeti, İskenderpaşa ve Erenköy’de ise İç Anadolu etkisi ağır basıyordu. Fakat şeyh ailesi Kürt olan Menzil, merkezi Adıyaman Kâhta’nın Menzil köyünde bulunan bir kol olarak etnik anlamda da bir Kürt tarikatıdır. (Şeyh ailesi elbette kendilerinin peygamber soyundan “seyyid” olduklarını iddia eder. Ama bu durum onları etnik olarak Arap yapmaz…)

Geçmişte Kürt şeyhlerinin başında olduğu Halidî kolları (Norşin, Hizan şeyhleri gibi) Doğu ve Güneydoğu’da çok etkin olan ama bölgesel etkinin ötesine geçemeyen yapılardı. (Şeyh Sait’in de böyle bir yöresel Kürt Nakşî şeyh ailesinin temsilcisi olduğunu hatırlatalım.)

Menzil ise ülke çapında bir etki kazanmakla bu durumu değiştirmiş bulunuyor. Artık Kürt Nakşîliği doğrudan etnik Kürt şeyhlerinin denetiminde yoluna devam ediyor. Bu Nakşîlikteki dönüşümün önemli bir aşamasıdır. Ayrıca iktidarın millî Türk devletine, Türk kimliğine karşı başlattığı saldırının tarikat düzlemindeki tam karşılığıdır. İktidarın bu konudaki söyleminin Türkiye’nin bir “Türk-Kürt-Arap” ülkesi olduğu yönünde şekillendiğine de dikkat edelim. Menzil şeyhlerinin “Seyyid-Arap” olma iddialı Kürtler olması ve bunların Türkleri mürit ederek teokratik feodal bir devlet içinde devlet örgütlemesi son derece anlamlı ve Türkiye siyasetinde gelişen süreçle uyumludur.

Yani Menzil’in egemenliği, Nakşîliğin tam anlamıyla Kürtleşmesi demektir. Ama bunun aynı zamanda Araplaşma boyutu da vardır. Türkiye’nin Türklerin laik, millî devleti olma özelliğinin ortadan kaldırılmasında çok önemli bir aşamadır.

Menzil ile “Rojava” Haznevîlerin bağı

Bir önemli ayrıntı da Menzil şeyhlerinin tarikat silsilesinin Suriye’deki Kürt Haznevî tarikatından kökenini alması. Bugün Haznevîler olarak tanınan ve Suriye Kürtleri arasında etkili olan bu cemaat de Kürt Nakşî kollarından biri. Tarikat kökleri Arvasîler, Nehrîler gibi Güneydoğu’nun en etkili şeyh aileleri üzerinden Şeyh Halid’e ulaşır. Haznevî adı ise tarikatın merkezinin Suriye’nin Kamışlı bölgesinde Hazne köyünden gelir. Kamışlı’nın uzun yıllardır Suriye’deki Kürtçü hareketin ve PKK’nın Suriye kolu PYD’nin önemli merkezlerinden olduğuna dikkat edilmelidir.

Haznevî şeyhlerinin 1950’lerden itibaren kimi zaman Kürtçü hareketle (önce Barzaniciler, sonra PKK) kimi zaman da Suriye devletiyle iyi geçinmeye çalıştığı bilinmekte. Fakat Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından bölgenin PYD-YPG denetimine girdiği dönem itibariyle Haznevîlerin tavrında da Kürtçülük daha ağır basmaya başlamıştı.

Haznevîlerin günümüzdeki temsilcilerinin bir kısmı ise doğrudan PYD-YPG ile birlikte çalışmalarıyla tanınıyor. Hatta aralarında Şeyh Mürşid Haznevî gibi “Rojava” yönetiminde görev alanlar dahi oldu. Menzil ile yakın bağları olan Haznevîlerin bu konumunun değerlendirme yapılırken mutlaka göz önünde tutulması gerekir. Bu bağ önemli bir bağdır.

Haznevî cemaatinin ilk şeyhi olan Şeyh Ahmed Haznevî’nin (1887-1950) aynı zamanda Menzil Cemaati’nin ilk şeyhi olan Şeyh Abdülhakim Bilvanisî’nin mürşidi olması bu bağın kökenidir. Söz konusu Şeyh Abdülhakim, yazımızın başında ismi geçen Saki Erol’un hem büyük dedesidir, hem de tarikat atasıdır.

Tarikatlarda bu tür bağlar çok önemlidir ve gerçekten bağlayıcıdır. Siyaset dünyasında olduğu gibi onunla iç içe gelişen tarikat dünyasında da tesadüflere yer yoktur. Olan bitenleri bu tarz ilişkiler ağı açısından analiz etmeden anlamaya çalışmak sonuçsuz kalır.

MHP’nin Menzil’le geçen 50 yılı…

Gelgelelim konunun daha da ilginç ve bir o kadar da acı olan yanı, Menzil’in bu yükselişinin bundan 45-50 yıl önce MHP’nin desteğiyle olması. O dönemde “ülkücü gençlere maneviyat sağlama” adı altında Menzil’e götürülen ülkücülerin, buradan “Menzilci” olup dönmesi, Menzil’in MHP ve BBP’deki yoğun etkisi, etnik Kürt Nakşîliğinin Türk milliyetçiliği iddiasındaki partiler eliyle yükseltilmesi de üzeri öyle kolayca örtülemeyecek bir gerçektir.

Bununla birlikte günümüzdeki açılım mimarı MHP’nin bu anlamda da özüne döndüğünü görmek de kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

MHP’nin 70’lerin sonunda tam Türk-İslamcı çizgiye geçtiği bilinir. Bu isimlendirmedeki “Türk” gerçekte işin özü olan Kürt-İslamcılığın örtülmesi için kullanılmaktan başka bir anlam taşımamıştır. Bu çizginin MHP’de egemen olmasının iki ideolojik kilit ismi Necip Fazıl ve Ahmed Arvasi idi. Necip Fazıl da Abdülhakim Arvasi’nin yani aynı Kürt Nakşî ailesinin bir başka önde geleninin öğrencisi olarak yola çıkmıştı.

Arvasilerin hem Haznevîlerin hem de Menzil’in silsilesinde önemli yere sahip olması da elbette tesadüf değildir. Yani Türk-İslamcılık adı verilen çizginin kurucuları da bunu MHP içinde örgütleyenler de “seyyid” olma iddiasıyla ön plana çıkmış Arap-Kürt Nakşîlerdi.

Günümüzdeki MHP inisiyatifiyle başlamış yeni Kürt açılımının Türkiye’yi bir “Arap-Kürt İslam Federasyonu”na sürüklemesi de Menzil’in buna paralel yükselişi de sadece parçaların bir araya gelmesinden ibarettir.

Previous Post

İş yeri demokrasisi

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.