25 Mayıs 2026 günü, saat 17:15’te, Oran’dan Ulus’a giden 173 sefer sayılı EGO otobüsüne bindiğimde, başlangıç durağının hemen bir altındaki duraktan bindiğimden, koca körüklü otobüs boş karşıladı beni… Tek kişilik koltuklardan birisine oturdum. Dışarısı, yağmur sıcağı ve rutubet şişliği ile yüklü; her an, şiddetli bir sağanak, selleşme tehlikesi de içerecek biçimde şekillenebiliyor… Camdan dışarıya bakıyorum. Şu birkaç gündür yağan yağmurlarla, ağaçlar daha da yeşillendi, gürelip, canlandılar… Ertesi gün, arife; otobüsler, ayakta yolcularla tıka basa dolu olacaklar… Şimdi, neyse ki, çalışma mesaisi sonuna da yaklaşılmasına karşın, yolculuk rahat… Kuzu AVM’yi, TRT’yi geçtik…
MSB lojmanlarında, bir kara yağız, orta yaşlı vatandaşımız bindi. Belli, yabancı; şoför kabinine yanlayıp, sordu: ‘Bu otobüs Kızılay’a gider mi?’ Genç EGO şoförü, 173 hattının, Oran’dan Ulus’a gider gelirken, normal 185 hattının Turan Güneş caddesi boyunca düz doğrultuda gitmesine karşılık, ünlü ‘Sinpaş – Altınoran’ inşaat şirketinin onlarca (en az 30 adet, sanıyorum?) yüksek-katlı bloklarından oluşan “Sinpaş” blokları iskân alanını da cep yaparak, dolaşıp yüklemesinden dolayı (ve her defasındaki aynı soruya her zamanki kayıtsızlığı ve alışkanlığı ile) ‘gider de, dolana dolana gider!’ diye yanıtladı, soruyu… Bir gülmedir, aldı beni, ister istemez? İçimden yineleyip, durdum, ‘dolana dolana…’ diye…
(1994-2017 arasındaki) 23 yıllık (rantiyeci, teknik ve estetik bilgiden yoksun ve de anti-Kemalist) ‘Gökçek Belediyeciliği’nin Ankara’ya hediye eserlerinden birisi olarak; (T. Güneş’teki) MSB (askerî) lojmanları ile TRT Genel Müdürlüğü ve İmrahor Vâdisi arasında; ‘Türkiye’nin temalı en büyük yaşam projesi; Mogan ve Eymir Gölü manzaralı!’ diye pazarlanarak, Ankara belediyecilik kamuoyunda “Mühye 902 Parsel” olarak bilinen (ve taa 2010’larda, yamaçlardaki eski gecekonduların satın alınarak, ‘Yeni Güneypark Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi’ adıyla başlatılarak), 2013 yılında da, yapılaşmanın şehircilik ilkelerine ters ve eğimli, heyelan tehlikesi gösteren bir alanda yerleşmesinden ötürü, TMMOB – Şehir Plancıları Odası’nca şikâyetle, Danıştay tarafından durdurulmasına karşın, sonunda yine de ve de hoyratça yapılan (!) Sinpaş projesine, oldum-olası zaten sinir olduğumdan, gülmem, daha da arttı… Vatandaşla göz göze geldik; ‘dolana dolana gider; ama, en fazla 10 dakika fark eder? Merak etme!’ dedim… O da dostça baktığımı görünce, önümdeki tek kişilik koltuğa yanlamasına oturdu… ‘Neredensin?’ dedim… ‘Çorum’dan!’ dedi… ‘Siz nereden?’ ‘Ben, buralıyım!’ dedim… ‘Ağabey, buralar ne olmuş böyle; aşağı yukarı 20 yıldır Ankara’ya gelir, giderim; buralar son gördüğümde gecekonduydu, hep?!’ diye ekledi… Aslında, Konya – Kulu merkezli kamyon şoförlüğü yapıyormuş; ara sıra da bir şirketin malzemelerini Ankara’ya getiriyormuş… Getirdiği şirket arabasını, Oran’a yakın bırakmış… Oğlu, bir süt şirketinin dağıtıcılığını yapıyormuş ve de Keçiören’deymiş evi; ona, oraya uğrayıp, kendi arabasını alıp, o akşam da, Çorum’a devam edecekmiş… ‘Malûm, yarın arife; ecdadımızı mezarlarında ziyaret edeceğiz!’ dedi… Sevimli, ve de akıllı bir adam… (1969 doğumluymuş.)
Otobüs biraz dolmaya başladı… Yolcular, Sinpaş’ın lüks sitelerinde çalışan gündelikçi temizlikçi kadınlar… Çoğu birbiriyle tanış… Her günkü konuşmalarını yapıyorlar, bağıra-çağıra… Çorumlu da, yüzü yarı cama, yarı bana dönük, sanki sorularımı bekliyor? 5 kardeşler; en büyüğü, kendisi… (Galiba, kendisinin de 5 çocuğu var. Büyükleri, buradaki oğlan. Ona, 2 ev almış, buradan, vaktiyle? Birini, 80 bine, diğerini 150 bine? – ‘Milyar’, diyor. Her aybaşı da gelip, ev kadını olan gelinine, ki 2 torun vermiş kendisine, yaptığı ek işlerden ayırdığı gelir miktarını, destek olarak, veriyor…) (‘Bizde kadın kısmısı, çalışmaz; çalışamaz! Erkek dediğin, gözüyle yer be, ağabey? Olmaaz!’) Toprakları da varmış, memlekette… Tokat’ın batısında, Çankırı il sınırına yakın, tam 250 dönüm arazi… Ekip, biçiyorlarmış! ‘Bu devirde zor, değil mi, çiftçilik?’ dedim… ‘5 kardeşiz; çiftçilik yapıyoruz; yapmaya mecburuz! O topraklar, bize, babamdan miras kaldı; hem de kanlı miras kaldı! Elden çıkaramayız! Bakarız!’ diye ekledi… Durdum; bekledim? Dedi ki: ‘Rahmetli babam, boş arazileri çevirmişti; ekip, biçiyordu? Neden sonra birileri peydahlandı; o topraklara sahiplenmeye kalktılar? Bir gün, onlardan biri, yine babamın karşısına dikiliyor; babam da, onu korkutmak amacıyla, yanındaki tüfeğe sarılıp, yanına yöresine sıkıyor; bir kurşun denk geliyor? Adam oracıkta ölüyor… Dama girdi, babam; tam 16 yıl yattı! Özal affıyla çıktı, içeriden! Onun için bizim mirasımız, kanlıdır! Ve de, bizim o toprağa bağlılığımız bundandır! 5 kardeşiz; hiçbirisi, atalım – satalım, diyemez!’ diye söyledi… İçimden: ‘Vay be? Toprağın formülünü bulmuş!’ dedim… Dikmen Vâdisi’ne gelmiştik; inecektim… ‘Çorumlu kardeş; sana iyi yolculuklar; ineceğim burada!’ dedim… ‘Ağabey; sağ ol; bayramın da kutlu olsun!’ dedi… Erken bayramlaştık…
Yaklaşık 25 dakikalık otobüs yolculuğu, Hitit ülkesinden bir Çorumlu (Hattuşa’lı, Boğazköylü!) vatandaşı bana ışınlamış ve de zamanımızdan 3500 yıl önceki Anadolu – (Türk) uygarlığının, toprağına sahip olma – sahip çıkma devlet ilkesini, bir ailenin dramatik yaşam öyküsünde, tekrar anımsatmıştı!
Şimdi burada, son kitabımdan bir alıntıyı vereyim… Taa 1908 yılında, Mustafa Kemal (ATATÜRK), Osmanlı tarihi üzerine çalışan arkadaşı Hakkı Baha’ya şunları söyler: ‘Sen daima Osmanlılık ile uğraşıyordun. (..) Bir defa çık şu çerçeveden (..)(..) “Cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten” sözü sadece bir Osmanlı fantezisidir.(..) Osmanlılardan önce Selçuklular vardı. Onlar da bir ‘Türksüz ülkeyi’ istila etmemişlerdir.(..) Türk devletlerinin birbiri arkasından batıp kuruluşunu, bu ana cevherde aramalıdır. Bu cevher ki, ta Hititlere kadar, belki daha eskiye kadar dayanır.(..) Osmanlı, batıdaki en son devlet adıdır.’ (Bkz.: Dr. Özer BOSTANOĞLU, Suriye, Hititler ve Türk Uygarlık Tarihi, İstanbul: İleri Yayınları, Kasım 2023, s. 36.)
Sümerolog Dr. Muazzez İlmiye Çığ da, bir söyleşisinde, Atatürk’ün niçin Ankara’daki Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kurup, Hititoloji’nin ve Sümerce’nin kürsülerini açtırdığını açıklar ve şöyle der: ‘Atatürk iki şey düşünüyor: Biri, bitkin bir millet var, bunun canlandırılması lazım. Nasıl canlandırılacak? İşte bunu, Türklüğü ve eski Türk tarihini araştırtıp millete göstererek gerçekleştirmeyi düşünüyor. İkincisi, o zamana kadar üzerinde yaşadığımız toprakları bilmiyoruz. Bu topraklardan kimler gelmiş kimler geçmiş; bunların araştırılmasını istiyor.’ (Bkz.: (Söyleşip, derleyen) Serhat ÖZTÜRK, Çivi Çiviyi Söker – Muazzez İlmiye Çığ Kitabı (2. Baskı), İstanbul: Haziran 2002, s. 39.)
Evet, büyük Önder Atatürk, üzerinde yaşadığımız ve 1919-1922 arasındaki kanlı ‘Kurtuluş Savaşı’mızla, (‘7 düvel’!) Dünya Emperyalizmi’nin azgın sömürgeci pençelerinden, on binlerce (anıları, rahmetleri bol olsun!) şehit-gazi dedelerimizin, ninelerimizin kanları ve canları pahasına kurtarıp, biz torunlarına miras bıraktıkları toprakları tanımamızı ve de doğaldır ki, korumamızı istemişti?!! Ama, heyhat ki ve maalesef, bugün, bu görevi tam anlamıyla yerine getirebildik mi?! Hayır! Kesinlikle hayır!
Amerikancı Dünya bankası ve IMF’nin ve (65 yıldır bizi, ‘AB Üyeliği’ bekleme odasında bekleten?!) AB’nin yeni-küreselleşmeci, özelleştirmeci, yabancılaştırmacı, yağmaya-talana açıcı, yeni-sömürgeci politika ve dayatmaları sonucunda getirilen ’24 Ocak 1980’ ekonomi kararları ve zorla uygulanması için de gerçekleştirdikleri ‘12 Eylül 1980’ (Amerikancı) askerî darbesi sonucunda, 1923-1980 arasında kurulmuş ve geliştirilmiş olan ‘Kemalist Cumhuriyet’in, (‘Boğaz Köprüsü’nü de, Keban Barajı’nı da satarım!’ diyen?!) ‘Özalist’ politikalarla dağıtılmaya başlanması ile, Türk vatan toprakları da, yabancıların yağmasına açılmış durumdadır!
‘Türkiye’yi Satıyorlar’ başlığıyla bir kitap yayınlayan Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, AKP Hükûmeti’nin yabancılara borçlanması ve yabancılara toprak satışının, Osmanlı padişahı Abdülmecit’in yabancıya, Avrupalı’ya borçlanması ve toprak satışı ile Osmanlı’nın yıkılış sürecini hızlandırışının benzerliğini dile getirmektedir. Rusya’nın askerî baskısından korunmaya çalışan Osmanlı, zamanın Avrupa Birliği olan Avrupa Devletler Konseyi’ne girmek için, İngiltere ve Fransa’nın şart koştukları maddeler arasında olan azınlıklara geniş haklar verilmesini ve de bu meyanda kendilerine toprak satılmasını, kabul etmiştir! Abdülmecit, Osmanlı azınlıklarına geniş haklar veren Islahat Fermanı’nı, 28 Şubat 1856 tarihinde kabul etmiş ve Osmanlı da, 30 Mart 1856 tarihinde, Avrupa Devletler Konseyi’ne alınmıştır! Padişah Abdülaziz, 1867 yılında, yabancılara toprak satışı ile ilgili kararnameyi ilân edip, yürürlüğe sokmuştur! Pusudaki Yahudiler, hemen Filistin topraklarını satın almaya başlamışlar ve 1948’de de, İsrail Devleti’ni, BM’de, Osmanlı toprakları üzerinde resmen kurmuşlardır! Bu acı tecrübeden sonra, Osmanlı Hükûmeti, 1914 yılında, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği fırsatı da kullanarak, yabancılara toprak satışını yasaklamıştır! 1923 Lozan Antlaşması’nda, ‘karşılıklılık’ şartıyla satışa izin verilmiş gösterilmişse de, fiilen satış yapılmamıştır! Türk Hükûmeti işi daha da sıkı tutarak, 1924 yılında çıkardığı ‘Köy Kanunu’ ile, yabancılara, köylerde, kırsalda arazi ve emlâk satışını tamamen yasakladı! Sonra, 1934 yılında çıkarılan 2644 sayılı ‘Tapu Kanunu’ ile, taşınmaz mülk satışında, yabancılara, kesin olarak ‘karşılıklılık ilkesi’ getirildi! Özal Hükûmeti ise, 21.06.1984 tarih ve 3029 sayılı kanunla, yabancı gerçek kişilere (özellikle de Araplar için!) taşınmaz mülk alma olanağı getirdi?! Anayasa Mahkemesi bu kanunu, 13.06.1985’te iptâl etmiş; Özal, fakat, 22.04.1986’da, 3298 sayılı ikinci bir yabancıya toprak satış izni yasası çıkartmıştır! Bu kanun da, yine Anayasa Mahkemesi’nce iptâl edilmiştir! (Bkz.: Prof. Dr. Zekeriya BEYAZ, Türkiye’yi Satıyorlar, İstanbul: Sancak Yayınları, Temmuz 2012, ss. 11-26.)
03 Kasım 2002’deki genel seçimleri kazanarak tek başına Hükûmet olan (R. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki) AKP, ilk altı ay içinde, 19.07.2003 tarihinde 4919 sayılı kanunu çıkartarak, yabancılara toprak satışını önleyen (1924 tarihli) yasayı kaldırdı! 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35 ve 36. maddelerini değiştirerek, yabancı özel ve tüzel kişilerin T.C. sınırları içinde, 30 hektara (300 dönüme) kadar arazi ve toprak satın almalarına cevaz verdi! Anayasa Mahkemesi, bu kanunu, 19 ay sonra, 14.03.2005 tarihinde iptâl etti! Yerine, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı yasayı çıkartarak, yabancı uyruklu gerçek kişilere, ancak, 2.5 hektarlık toprağı satın alma olanağı getirdi?! (Ancak, Bakanlar Kurulu, bu miktarı, 30 hektara kadar arttırabilir?!) Yine yabancı gerçek kişiler, her il ve ilçenin yüzölçümünün binde beşine kadar toprak satın alabileceklerdir?! Anayasa Mahkemesi, 11.04.2007 tarihinde, 5444 sayılı kanunu, kısmen iptâl etmiştir? Yabancı şirket ve vakıflar, yine 30 hektara kadar toprak alabileceklerdir?! AKP, bunlarla da yetinmemiş; 03.07.2008 tarih ve 5782 sayılı yasayı çıkartmıştır! Bu yasa, yabancı tüzel kişilerin toprak alımında üst sınır koymamıştır?! Yâni yabancılar, şirket kurarak, Türkiye’nin belli bir coğrafyasındaki bir bölgeyi tamamen kapatabilir ve de koloni durumuna getirebilirler?! Anayasa Mahkemesi de, bu yasayı, 12.05.2011 tarihinde, hemen aynen onaylamıştır! Bununla da yetinilmemiş; 03.04.2012 tarih ve 6302 sayılı kanun çıkartılarak, ‘karşılıklılık ilkesi’ de kaldırılmış ve toprak satışı, (yabancı gerçek kişilere 60 hektara kadar yükseltilebilecektir) neredeyse, serbest bir duruma getirilmiştir?! (12 Eylül 2010 Referandumu ile Anayasa Mahkemesi’nin yapısını daha da değiştiren AKP eliyle) ‘Sonuç olarak, Türkiye bu kanunla sınırsız biçimde satılacak demektir!’ (Bkz.: Beyaz, a.g.y., ss. 31-51.)
Bir araştırmaya göre: Türkiye’de, 1934 yılından 2008 sonuna kadar, gerçek kişilere 17.216 hektarlık taşınmaz varlık satışı yapılmıştır. Satılan taşınmazların yüzde 99,5’i, bağ, bahçe, arazi ve arsa niteliğindedir. Yüzde 0,5’i ise konuttur. 81 ilin 74’ünde, yabancılara taşınmaz satışı gerçekleşmiştir! (Bkz.: Sonay BAYRAMOĞLU ÖZUĞURLU, Mehtap KAYIKÇI YILMAZ, ‘Yabancılara Toprak Satışı: Tarihsel Eğilimler’, MEMLEKET Siyaset Yönetim, Cilt 5, Sayı 12, 2010/12, [ss. 102-119] s. 106.)
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in TBMM’de verdiği soru önergesine yanıt veren (6. Yasama Yılı / 82. Birleşim; 30.03.2023 tarihinde) Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a göre, 2010-2020 yılları arasında 11.594 adet ana taşınmaz, (yabancı) gerçek kişilere satılmıştır! Yine bu dönemde, 21 milyon 284 bin 892 metrekare arazi satışı yapılmıştır! On yılda, yabancı uyruklulara, 180.863 iş yeri ve konut satılmış bulunmaktadır! İşin vahim tarafı şudur: 2022 yılında, 5 milyon 219 bin 309 metrekare arazi satışı gerçekleşmiştir, ki bu değerle, son on yılın ortalamasının 2 katı arazi (tek bir yılda!) yabancılara satılmış olmaktadır!
Evet, Çorumlu vatandaşımın, dolana dolana beni getirdiği ‘Bayram Türkiye’si’ bu nokta oldu?!
TV’ye bakıyorum; ‘CHP’de (Dersimli Kemal’in) Mutlak Butlan(ı) – AKP’de Mutlak Sultan İttifakı’ yazıları geçiyor; İzmir’de, CHP’li muhalifler ve sade vatandaşlar, TOMA’larla saldıran güvenlik kuvvetlerince ıslatılıyor, zapturapt altına almaya çalışılıyorlar?! Emekliler, koşamıyorlar da, kaçamıyorlar da… Kötü bir tiyatro oynanıyor, oynatılıyor?!
Böylesine bir çukurda, hem de derin çukurda bayramdayız, işte?!

