No Result
View All Result

Telgraf memuru

İsmail Kaya by İsmail Kaya
29 Mayıs 2026
in GÜNLÜK
0
Telgraf memuru

Koşuyordu, kan ter içindeydi, kıpkırmızı olmuştu yüzü, sanki damarları çatlayacak kadar şişmişti. Nefes alamıyordu bile, soluksuz kalmıştı. Tükendiğini, biraz sonra yığılacağını sandı bir an için ama duramazdı. Durmamalıydı, derhal bu haberi iletmesi gerekiyordu.

Telgrafhaneye vardığında saat henüz 9:30 bile değildi. Zar zor soluduğu için konuşamayacağını anlaması uzun sürmedi, hemen bir kâğıt kalem alıp mesajı yazdı ve uzattı, kendisini şaşkınlıkla izleyen elli yaşlarındaki beyaz bıyıklı kel telgraf memuruna. Memur konunun aciliyetini anladığı için, ama en çok da mesajın ne olduğunu merak ettiği için hemen okudu ve yüzündeki şaşkınlık yerini büyük bir endişeye bırakırken, yakın gözlüklerinin üzerinden genç adama bakıyordu, adeta donup kalmıştı. Daha genç adamı telgrafhanenin kapısında nefes nefese gördüğünde ne okuyacağını anlamıştı. Bunu zaten biliyordu, ama yine de kâğıdı eline alırken başka bir şeydir diye düşünmeye çalışıyordu. Kendini buna zorluyordu.

O birkaç saniyelik zaman dilimi memura yılar gibi gelmişti. On üç yıldır bu telgrafhanede çalışıyordu ve sayısız kere pek çok önemli telgrafa şahit olmuştu. Ama bir gün bu telgrafı çekeceğini hiç düşünmemişti. Bu gerçekten olabilir miydi? Doğru mu okuyordu? Bir yandan endişelenmeye devam ederken bir yandan da “biliyordum Ahmet Bey’in kan ter içinde kapıda belirdiği andan itibaren ne olduğunu” diye içinden geçiriyordu.

İnsan, olmamasını umduğu olayları neden beklerdi ki? Kötü bir haberi beklemekten daha kötüsü o haberin gerçekleştiğini duymak mıdır? Belki de görmek… Tam bu anda, Ahmet Bey gördü mü acaba? diye düşünmeye başladı. Bunun gibi pek çok şey düşünüyordu kendisine yıllar gibi gelen bu kısacık anda telgraf memuru Haşim Bey.

Haşim Bey ve Ahmet Bey’in birbirlerine bakışlarında hem büyük endişe hem büyük şaşkınlık devam ediyordu. O anda fark etti Haşim Bey, telgrafhanenin kapısında bir kalabalığın biriktiğini. Ne dedikleri anlaşılmayan uğultulu haldeki bu kalabalıkta da büyük endişe ve gerginlik vardı. Sanki o anda oradaki herkes ne olduğunu biliyordu ama bunu öğrenmek istemiyordu. Sanki ne kadar geç duyarlarsa o kadar iyiydi ya da artık iyi diye bir şey var mıydı?

Haşim Bey artık hazırdı, bir anda telgrafa döndü ve Ahmet Bey ve kalabalık tüm sessizliği ile telgraf memurunun işini yapışına odaklandı. Çıt çıkmıyordu, nefes sesi dahi duyulmuyordu. Adeta zaman durmuştu. Haşim Bey’in ağzından sessizce ve yutkunarak çıkan acı cümlenin telgraf olarak gönderildiğini anladıklarında hemen hepsinin gözlerinden acı damlalar yanaklarına süzülmeye başlamıştı:

“Reisicumhurumuz Gazi Mustafa Kemal’in bugün saat dokuzu beş geçe vefat eylediği bildirilmiştir.”

Previous Post

Ankara’da bayramda dolana dolana…

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.