Epeyce uzun bir müddettir bahsettiğimiz kritik aşamaya, o can alıcı soruya gelmiş bulunmaktayız. Vatandaş “Herhalde bu iş seçimle olmuyor” noktasına gelmemeli diye uyarıyorduk ve şimdi iş artık oraya geldi.
Esasen bu yöndeki kuşkular önceden de yoğundu; ancak maalesef bu saatten sonra seçimler yoluyla bir iktidar değişimi olmayacağı iyice anlaşılmış bulunuyor. Seçimlerin göstermelik olarak yapıldığı ve yalnızca dışarıya karşı bir meşruiyet aracı olarak kullanıldığı aşikârdır. Mesele tamamen CHP’nin dışında fakat yeni bir devlet mekanizması içindedir. Saray, Bahçeli, Öcalan ve Kılıçdaroğlu bir bütün olarak halkın rızasına aykırı adımlar atmakta ve Türkiye’nin önünü tıkamaktadırlar. Ulus devlet modelini temelden baltalayan bu konsorsiyumun Türkiye’ye vaadettiği ise Lübnan Modeli’dir.
***
Türkiye siyasetinde şimdiye kadar hiç kimse İsmet İnönü‘nün 1950’de gösterdiği bilgeliği gösteremedi…
Bir tarafta 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti’ye karşı aldığı mağlubiyetin kendisi için en büyük zafer olduğunu söyleyen, 1972’de ise Ecevit’in listesi oy çokluğunu sağladığı için sessizce Genel Başkanlığı bırakan İsmet İnönü; diğer tarafta 13 seçim kaybetmiş hatta bazılarını kaybetmediği halde gaspına seyirci kalmış ama en ilginci, öz evlatlarına karşı tattığı o son yenilgiyi bir türlü hazmedememiş Kemal Kılıçdaroğlu…. Zaten kendisinden bir İnönü olgunluğu beklemiyorduk fakat böyle de olmamalıydı. Çok yazık oldu.
Tabii insanlar soruyor; “Acaba en başından beri bir oyunun içinde miydik?”
Bu tarz bir çıkarım çok iddialı olur elbette, ancak bu türlü arızalı durumlarda geriye doğru yapılan okumalarda çok rahatlıkla böyle sonuçlar çıkabiliyor.
Çünkü bu kadar hata, bir cehalet sonucu değil ancak yüksek bir bilinçle mümkün olabilir.
Yani bir oyunun parçası olunarak bu mümkün kılınabilir, tesadüflere bırakarak değil. Öyle ya da böyle bir sınava girdiğinizde yüz tane sorunun yüzünü de yanlış cevaplıyorsanız, kuvvetle muhtemel bu aynı zamanda tüm doğru cevapları da biliyor olduğunuz anlamına gelir.
Şu durumda Kemal Bey’e önerim şudur:
Madem böylesine saçma bir davanın figüranı oldunuz daha tutarlı hareket edin ve Özgür Özel’in resmini oradan kaldırın. Hem öyle hem böyle olmuyor!
YSK da aynı şekilde “gücünü” tam olarak
kullanmalı… Madem böyle bir karar alındı şu durumda butlan yönetimin seçimlere soktuğu tüm belediye başkanlıkları geçersizdir.
Ama o kadarını şimdilik gözleri kesmiyor.
Kontrollü gittikleri çok açık ve çelişkileri de bu yüzden. Ama günün birinde asıl “Butlan” bu kumpası kuranların ve on yıldır bu saçma rejimi halka dayatanların başına patlayacak.
Arıza, 2017 referandumunun “doğuramadığı” hukuk garabeti yüzünden yaşanacak ve bakalım o zaman nasıl çıkacaklar işin içinden…
“Butlan” kavramı yaygın olarak ilk kez Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk tarafından, işte tam da bu konu özelinde ifade edilmişti ama şimdilerde biraz gündem dışında kaldı. Neyse, vakti gelince hatırlatırlar.
***
Bu rejimin Türkiye’ye hiçbir faydası yok ve uzun zamandır bu böyle. Çünkü sebep zaten kendileri ve yıllardır bu şekilde muhalefete bel altı vurmaktan, kirli oyunlarla siyaseti dizayn etme gayretlerinden ülkeyi yönetemeyecek hale geldiler.
Belediye hizmetlerini engellemek için her şey yapıldı.
Çok yakın ve bilinen bir örnek;
Yerel yönetimler çalışan kadınlara kreş imkanı sundu, hemen bir engel çıkardılar.
Yine bir başka örnek;
Fakir halkın biraz karnı doysun, doyarken de gururu incinmesin diye cüzi paralara “Kent Lokantaları” hizmeti verilmek istendi, hemen ona da karıştılar. En sonunda belediyelerin kaynaklarını ellerinden almaya çalıştılar ki maksat, muhalefeti halkın gözünde aciz duruma düşürmekti.
Herhalde halkına bunlar kadar düşmanlık eden bir güruh yeryüzüne gelmemiştir. Hiç şüpheniz olmasın; size karşı en ufak bir sevgileri yok.
Yeri geldiğinde türlü türlü ahlâksızlıklar bunlardan beklenmeli. Kaset kumpasları ve benzer skandallarda her seferinde bozuk plak gibi “Fetö” diye zırlamalarına bakmayınız, asıl her şey bunların başının altından çıkıyor. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçek/seçilmiş yönetimi artık rejimin bu ahmak diskurunu kullanmamalı.
Çok iyi biliyoruz ki, 15 Temmuz tiyatrosunu yutturabilmek için o gece yüzlerce insanı ölüme gönderdiler.
Daha sonra ne oldu?
Parası olana çöktüler, kaçabilenler kaçtı kaçamayanlar biat etti.
Daha kötüleri de oldu. Kendi halinde kermes düzenleyen kadınlara deyim yerindeyse kan kusturdular…
Çok daha vahim şeyler de oldu. Bir şekilde o yapıya girmiş ama illegal işlere bulaşmamış kişileri işkenceyle ve eşleri üzerinden tehdit ederek (tecavüz tehditleriyle) konuşturmaya çalıştılar.
İşte gasp rejimi budur… Bu rejim zayıf ve fakir insandan nefret eder çünkü.
Ancak gün gibi ortada olan bir hakikat var. Bu millet, bu gasp rejiminden kurtulmaya karar vermiştir. Gasp rejimi de bu durumun farkında ve gitmemek için her yola başvurmak mecburiyetindedir. Denemedikleri şey kalmadı: Manipülasyon, sandık hileleri, seçim günü haber ağlarını kesmek, kaybettiği halde “kazandım” diye yayına bağlanmak ve kaybettikleri seçimi tekrar ettirmek…
Vaziyet bu iken halkı daha fazla bekletmenin lüzumu yoktur. Olmayacak hayallerle CHP’de daha fazla vakit kaybetmektense halkın değişim arzusuna cevap verecek genç kadroların yeni bir partide yeniden o bayrağı yükselmesinin tam zamanıdır.
Gasp rejimi için ise artık çok geç. Onlar tarihten ders çıkaramadı ve ileride başkalarına ders olarak okutulacaklar. Halk onlardan vazgeçeli çok oldu, tıpkı daha öncekilerden vazgeçtiği gibi…
Evet, kim demişse vaktinde çok doğru söylemiş: “Sonuçta mezarlıklar da vazgeçilmez insanlarla doludur”
Şimdilik bu kadarını söyleyip bitireyim de ağzınızın tadını daha fazla kaçırmayayım.
Geçmiş bayramınız kutlu olsun.
