Türkiye’nin yakın tarihini anlamadan bugün yaşanan siyasi ve toplumsal kırılmaları doğru okumak mümkün değildir. Çünkü yaşanan birçok hadise birbirinden bağımsız olaylar değil, uzun vadeli büyük bir stratejinin parçalarıdır.
Türkiye’nin NATO’ya girişi yalnızca askeri bir ittifaka katılım değildi. Bu süreç, aynı zamanda Türkiye’nin Soğuk Savaş dengeleri içinde Batı sistemine tam entegrasyonunun başlangıcı oldu. O tarihten sonra devlet yapısında, bürokraside ve güvenlik alanında farklı etkiler hissedilmeye başlandı.
Özellikle CIA’nın dünya genelinde yürüttüğü operasyonlar düşünüldüğünde, Türkiye’nin de bu mücadele alanlarından biri hâline geldiği sıkça dile getirildi. Darbeler, toplumsal mühendislik faaliyetleri ve siyasi krizler birbiri ardına yaşandı.
1960 darbesiyle birlikte Türkiye’de millî irade ilk kez doğrudan askerî müdahaleyle kesintiye uğradı. Bu yalnızca bir hükümet değişimi değildi; aynı zamanda “seçilmiş iktidarların gerektiğinde sistem dışı yollarla tasfiye edilebileceği” mesajıydı.
Ardından Türkiye yıllarca sağ-sol çatışmalarıyla meşgul edildi. Gençler ideolojiler üzerinden birbirine kırdırıldı. Üniversiteler savaş alanına döndü. O yıllarda kaybedilen sadece insanlar değildi; aynı zamanda Türkiye’nin enerjisi, geleceği ve toplumsal huzuruydu.
Bugün geriye dönüp bakıldığında şu soru daha anlamlı hâle geliyor:
Gerçekten tüm bunlar sadece doğal siyasi süreçlerin sonucu muydu, yoksa Türkiye kontrollü biçimde istikrarsızlaştırılıyor muydu?
İşte bu sorunun cevabı, Türkiye’nin sonraki yıllarda yaşayacağı olayların da anahtarıdır.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı
