Bakın arkadaşlar, tarihler 22 Haziran 1919’u gösterdiğinde, öyle sıradan bir yaz gününden bahsetmiyoruz. İngiliz işgal komiserleri İstanbul’da kahvelerini yudumlarken, saray erkânı “Aman ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey” modunda koltuklarına yapışmışken, Anadolu’nun bağrından, Amasya’dan bir ses yükseldi. Öyle bir ses ki, yüzyıllardır uyuyan bir devi, yani bu asil milleti ayağa kaldırdı.
Bugün Amasya Genelgesi’nin tam 107. yılı.
Şimdi bazıları çıkıp “Ya Buğra, altı üstü bir genelge, niye bu kadar büyütüyorsun?” diyebilir. Bak güzel kardeşim, mesele ne biliyor musun? Mesele, o genelgenin yazıldığı şartlar. Ortada düzenli bir ordu kalmamış, memleketin dört bir yanına çökmüşler, tersanelerine girilmiş, İstanbul hükümeti teslim bayrağını çoktan çekmiş… İşte tam o zifiri karanlıkta sarışın bir kurdun liderliğinde bir araya gelen o koca yürekli adamlar çıktı ve dedi ki:
”Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok saymaktadır.”
Yani Türkçesi şu: “Yukarıdakiler korktu, sindi, teslim oldu. İş başa düştü!”
İşte tam bu noktada, dünya siyaset tarihine altın harflerle kazınan, bugün bile okuduğumda tüylerimi diken diken eden o muazzam madde geliyor:
”Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bu cümle ne anlama geliyor biliyor musunuz? Bu cümle, sadece bir kurtuluş reçetesi değil; bu ülke topraklarında atılmış ilk demokrasi çığlığıdır! Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, daha ortada Meclis yokken, cumhuriyet kurulmamışken iradeyi saraydan alıp doğrudan millete teslim ettiler. “Biz sizi kurtarmayacağız, biz hep beraber kendimizi kurtaracağız” dediler. Bundan daha büyük bir vizyon, bundan daha büyük bir devrimcilik olabilir mi?
Bugün 107 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, Amasya’da yakılan o meşalenin ne kadar kutsal olduğunu daha iyi anlıyoruz. Biz, o gün “milletin azim ve kararı” diyerek yola çıkanların, mandayı ve himayeyi reddedenlerin torunlarıyız. Biz, “Geldikleri gibi giderler” diyen o sarsılmaz inancın mirasçılarıyız.
Amasya Genelgesi bize şunu öğretti: Şartlar ne kadar zor olursa olsun, etrafımızı saran düşmanlar ne kadar güçlü görünürse görünsün; Türk milleti kendi kaderini kendi tayin edecek güçtedir. Kimsenin himayesine, kimsenin lütfuna ihtiyacımız yok.
107 yıl önce o binaya girip bu kararları imzalayan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Rauf Orbay’ı, Refet Bele’yi, Ali Fuat Cebesoy’u ve uzaktan telgrafla “Sonuna kadar arkasındayım” diyen Kazım Karabekir’i saygıyla, minnetle ve en derinden bir hayranlıkla anıyorum.
O meşale hiç sönmedi, sönmeyecek. Biz buradayız.
