No Result
View All Result

Çaldıran’dan Zengezur’a

Muharrem Yellice by Muharrem Yellice
23 Haziran 2026
in GÜNLÜK
0
Çaldıran’dan Zengezur’a

Tarihi hâlâ yalnız din ve mezhep kavgası olarak okuyanlar, devlet aklını anlamakta zorlanırlar. Çünkü devletlerin savaş meydanına sürdüğü slogan başka, o savaşın arkasındaki gerçek sebep çoğu zaman başkadır. Hükümdarlar halka dinî bir dille seslenir; fakat sarayda, divanda, haritada ve hazine defterinde mesele çok daha çıplaktır. Yol, geçit, pazar, vergi, liman, maden ve hâkimiyet.

Dün baharat stratejik maddeydi. İpek stratejik maddeydi. At, tuz, altın, gümüş, kürk ve yeşim taşı stratejik maddeydi. Bugün petrol, doğal gaz, enerji hatları, limanlar, demiryolları, boru hatları, nadir madenler, veri yolları ve ulaştırma koridorları stratejik maddedir. İsimler değişmiştir, fakat devletlerin politikaları değişmemiştir. Kim yolu tutarsa ticareti tutar. Kim ticareti tutarsa vergiyi toplar. Kim vergiyi toplarsa ordu kurar. Kim ordu kurarsa tarihi yazar tarihin diyalektiği budur.

Bu sebeple Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye seferlerini yalnız din ve mezhep savaşı gibi göstermek, tarihi sığlaştırmaktır. Çaldıran’da mezhep dili vardır. Bunu inkâr etmeye gerek yoktur. Safevîler Şiiliği devlet kimliği hâline getirmiş, Osmanlı da Sünni meşruiyet diliyle karşılık vermiştir. Fakat Çaldıran yalnız “Şii-Sünni savaşı” değildir. Anadolu’nun güvenliği, Doğu Anadolu’nun kontrolü, İran-Anadolu geçiş hattı, kervan yolları, siyasi nüfuz ve devlet hâkimiyeti meselenin asıl gövdesidir. Çaldıran Savaşı’nın 1514’te Osmanlı zaferiyle sonuçlanması, Safevîlerin Anadolu’ya ve batıya doğru genişleme imkânını sınırlamış, Osmanlı’nın doğu siyasetinde yeni bir dönem başlatmıştır. [1]

Osmanlı, doğu sınırlarını güvene alarak yüzünü batıya çevirmiştir. Çaldıran’da zafer olmasa Mohaç olmazdı. Mercidabık ve Ridaniye ise bu gerçeği daha açık gösterir. Çünkü Osmanlı’nın savaştığı Memlükler de Sünni bir devletti. Eğer mesele sadece mezhep olsaydı, Sünni Osmanlı ile Sünni Memlük neden savaştı? Cevap bellidir. Suriye, Mısır, Hicaz yolları, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint ticareti. Yavuz, 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye zaferleriyle Suriye, Filistin ve Mısır’ı Osmanlı hâkimiyetine almış, Osmanlı Devleti’ni yalnız Balkan-Anadolu devleti olmaktan çıkarıp İslam dünyasının merkezî gücü hâline getirmiştir. [2]

Yavuz, Mısır’ı almakla sadece bir ülke fethetmedi. Hac yollarının, Kızıldeniz kapısının, Doğu Akdeniz ticaretinin ve Hint yolunun anahtarını aldı. Osmanlı, bu hamleyle yalnız askerî bakımdan değil; iktisadî, siyasî ve manevî bakımdan da büyük bir merkez hâline geldi. Meseleyi yalnız “dinî taassup” diye anlatanlar, haritaya bakmadan tarih yazanlardır. Yavuz Arap mollaları getirmiş Osmanlı karanlığa ve geriliğe bürünmüş. Bu kadar basit değil.

Aynı gerçek, Gazneli-Selçuklu mücadelesinde de görülür. Gazneli Mahmud, Abbasi halifesiyle iyi ilişkiler kurmuş, Hindistan’a 17 sefer yapmış başarılı olmuş, Gazne hazinesi altınla dolmuştur. Zamanında Sünni dünyanın güçlü hükümdarlarından biri olarak anılmıştır. Fakat onun ölümünden sonra oğlu Sultan Mesud, yine Sünni olan Selçuklu Türkmenleri karşısında 1040 Dandanakan Savaşı’nda yenilmiştir. Burada mezhep farkı yoktur. İki taraf da Sünni dünyaya mensuptur. Peki savaş niçin çıkmıştır? Horasan için. Merv için. Nişabur için. Otlaklar, ticaret yolları, geçiş bölgeleri ve devlet hâkimiyeti için. Dandanakan’dan sonra Gazneliler Horasan’daki üstünlüklerini kaybetmiş, Selçuklular ise büyük imparatorluk yoluna girmiştir. [3]

Demek ki tarih bize açıkça şunu söyler: Aynı mezhepten olan devletler de savaşır. Aynı dinden olanlar da savaşır. Hatta aynı soydan gelenler de savaşır. Timur ve Yıldırım Beyazit’i düşünün! Çünkü devletlerin aklı mezhep kalıplarından ibaret değildir. Devletler, coğrafyaya, yola, pazara, vergiye ve güce bakar.

Türk tarihinin büyük yükselişleri de bu yollar üzerinde gerçekleşmiştir. Türkler, Avrasya bozkırlarından Horasan’a, Maveraünnehir’den Anadolu’ya, Kafkasya’dan Balkanlara uzanan geçiş yollarını tuttukları müddetçe imparatorluk kurdular. Yolu kaybettiklerinde ise sadece ticareti değil, siyasi üstünlüğü de kaybettiler.

İpek Yolu sadece ipek taşıyan bir yol değildi. O yol din taşıdı, dil taşıdı, alfabe taşıdı, destan taşıdı, tüccar taşıdı, ordu taşıdı, devlet taşıdı. Yolu tutan kervanı tutmadı sadece; kültürü, vergiyi, haberi, siyaseti ve kaderi de tuttu.

Coğrafî keşiflerden sonra dünya ticaretinin ağırlık merkezi Atlantik’e kayınca, Osmanlı gibi kara ve Akdeniz merkezli imparatorluklar zorlanmaya başladı. Elbette Osmanlı’nın gerilemesini ve yıkılışını yalnız ticaret yollarının değişmesine bağlamak doğru değildir. Fakat ticaret yollarındaki kaymayı görmeden Osmanlı gerilemesini anlamak da mümkün değildir. Halil İnalcık’ın Osmanlı iktisat tarihi üzerine çalışmaları da Osmanlı düzeninin askerî güç kadar üretim, vergi, ticaret ve iaşe sistemiyle ayakta durduğunu göstermektedir. [4]

Bu noktada Hint deniz yolları mücadelesi ayrıca önemlidir. Hindistan kitabımda bu konular geniş şekilde ele alınmıştır. Hindistan yalnız bir ülke değil, dünya hâkimiyeti mücadelesinin kilit coğrafyalarından biridir. Hint deniz yolları üzerinde Osmanlı, Safevî, Babürlü, Portekiz, İspanyol, Hollanda ve İngiliz güçleri karşı karşıya gelmiştir. Kanuni devrindeki Hint seferleri de bu büyük mücadelenin Osmanlı cephesidir. [5]

Yavuz, Mısır’ı alarak Kızıldeniz kapısını Osmanlı’ya açtı. Kanuni ise bu kapıdan Hint Okyanusu’na çıkmaya çalıştı. Çünkü mesele belliydi: Portekiz, Ümit Burnu’nu dolaşıp Hindistan’a varmış, baharat yolunu Akdeniz’den Atlantik’e çevirmeye başlamıştı. Bu, yalnız ticaret güzergâhının değişmesi değildi; dünya hâkimiyetinin merkezinin değişmesiydi. Salih Özbaran’ın Osmanlı-Portekiz ilişkileri üzerine çalışmaları, Portekizlilerin Hint Okyanusu’nda stratejik noktalara yerleşerek Kızıldeniz ve Basra Körfezi üzerinden Akdeniz’e akan eski ticaret yolunu değiştirmeye çalıştıklarını açıkça ortaya koyar. [6]

Portekiz, İspanya, Hollanda ve İngiltere arasında uzun süren deniz savaşları da işte bu yüzden çıktı. Kim baharatı tutacak? Kim limanı tutacak? Kim boğazı tutacak? Kim gümrüğü alacak? Kim dünyaya fiyat biçme hakkını elinde bulunduracak? Soru buydu. Bugünün enerji ve koridor savaşlarının dün baharat ve ipek üzerinden yapılmış biçimi buydu. Hürmüz krizi başka bir şey mi?

Şimdi aynı tarihî gerçek, Hürmüz ve Zengezur meselesinde karşımıza çıkıyor. Zengezur’a “Turan yolu” deniliyor. Güzel bir söz. Türk dünyasının birbirine bağlanması fikri elbette heyecan vericidir. Fakat devlet aklı sloganla yetinmez. Asıl soru şudur: Bu yolun kontrolü kimde olacak? Vergiyi kim alacak? Gümrüğü kim tutacak? Güvenliği kim sağlayacak? Geçiş rejimini kim belirleyecek? Yol sadece açılacak mı, yoksa birilerinin hâkimiyet alanına mı dönüşecek?

Zengezur hattı, Azerbaycan ana karasını Nahçıvan’a, oradan Türkiye’ye ve Türk dünyasına bağlayabilecek bir geçittir. Bu yüzden mesele yalnız Azerbaycan-Ermenistan meselesi değildir. İran’ın kaygısı vardır. Rusya’nın Kafkasya hesabı vardır. Batı’nın enerji ve ulaştırma politikası vardır. Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın stratejik çıkarı vardır. Ermenistan’ın egemenlik endişesi vardır. Reuters’in 2025 tarihli haberlerinde de bu hattın Azerbaycan ana karasını Nahçıvan’a bağlama meselesi olduğu; yolun yönetimi, egemenlik, güvenlik, gümrük ve bölgesel tepkiler bakımından tartışmalı bir başlık hâline geldiği görülmektedir. [7]

Prof. Dr. Turan Yazgan Hoca’nın Türk Dünyası fikri de bu noktada önem kazanır. Hoca dünyada savaşların sebebinin stratejik ana madde olduğunu söylerdi. Bu madde dün ipek, baharat vs. idi, bugün enerji ve su. Turan Yazgan, Türk dünyasını sadece duygu, hatıra ve slogan meselesi olarak görmedi. Eğitim dedi, kurum dedi, alfabe dedi, öğrenci dedi, ticaret dedi, kültürel bağ dedi, ekonomik iş birliği dedi. 1980’de kurduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Türk Dünyası fikrini sadece teorik bir ülkü değil, kurumlaşmış bir çalışma alanı hâline getirmeye yönelmiştir. [8]

Hoca sayesinde, 1991‘lerde düzenlediği turlarla Turan coğrafyasını fiziken gördük. Çünkü Türk Dünyası, yalnız marş söyleyerek birleşmez. Bölge insanlarını tanıyıp dostluk kurarak gelişir. Yol ile birleşir. Okul ile birleşir. Pazar ile birleşir. Ortak kurumla birleşir. Güvenle birleşir.

Zengezur bu bakımdan yalnız bir koridor değil, Türk dünyasının yere basma imtihanıdır. Eğer bu yol gerçek anlamda açılır ve Türk dünyası arasında güvenli, sürekli, ekonomik ve kültürel bir damar hâline gelirse, “Turan yolu” sözü romantik bir slogan olmaktan çıkar, tarihî bir imkâna dönüşür. Fakat kontrol başkalarının elinde olursa, vergi başkalarının kasasına giderse, güvenliği başkaları sağlarsa, geçiş şartlarını başkaları belirlerse, o yolun adı Turan olsa da ruhu başkasına ait olur.

İşte Çaldıran’dan Zengezur’a uzanan çizgi budur. Çaldıran’da Anadolu ve İran kapısı vardı. Mercidabık’ta Suriye kapısı vardı. Ridaniye’de Mısır ve Kızıldeniz kapısı vardı. Dandanakan’da Horasan kapısı vardı. Kanuni devrinde Hind Okyanusu kapısı vardı. Bugün Zengezur’da Kafkasya ve Türk Dünyası kapısı vardır.

Tarihi yalnız mezhep kavgası, din kavgası sananlar bu kapıları göremez. Onlar, savaş meydanındaki hutbeyi duyar, fakat haritadaki yolu göremez. Oysa devletler hutbe ile meşruiyet kurar, yol ile güç kurar.

Bugünün dünyasında patronluk da buradan doğmaktadır. Enerji hattını kim tutuyor? Limanı kim işletiyor? Demiryolunu kim kontrol ediyor? Gümrüğü kim kesiyor? Koridorun güvenliğini kim sağlıyor? Bu soruların cevabı, çağımızın gerçek güç haritasını verir.

Bu yüzden Yavuz’un  doğu seferlerini yalnız dinî yobazlıkla açıklamak ne kadar yanlışsa, Zengezur’u yalnız romantik bir Turan hayali olarak görmek de o kadar eksiktir. Tarih daha sert, daha gerçekçi ve daha çıplak konuşur:

Devletler yollar için savaşır.
Yolları tutanlar vergiyi toplar.
Vergiyi toplayanlar ordu kurar.
Ordu kuranlar siyaseti belirler.
Siyaseti belirleyenler tarihi yazar.

Çaldıran’dan Zengezur’a uzanan asıl ders budur: Yolu tutan tarihe yön verir. Tarih yazar.

Kaynakça

[1] Encyclopaedia Britannica. Çaldıran maddesi.
[2] “1.Selim İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
[3]; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti.
[4] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Cilt I; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300–1600.
[5] Muharrem Yellice, Hindistan.Platanus Yayınları, 2018.
[6] Salih Özbaran, Belleten, 1985;.
[7] 16 Temmuz 2025; Reuters, “Iran threatens planned Trump corridor envisaged by Azerbaijan-Armenia peace deal”, 9 Ağustos 2025.
[8] Süleyman Doğan, “Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve Prof. Dr. Turan Yazgan’ın Türk Dünyası İçin Yaptığı Hizmetler”, Türk Dünyası Araştırmaları, 2013.

Previous Post

107 yıl önce atılan o tokat!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.