Dünya tarihinde büyük devletlerin uluslararası hukuku kendi çıkarlarına göre yorumladığı birçok dönem yaşanmıştır. Ancak son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin izlediği politikalar, özellikle de Donald Trump döneminde ve sonrasında ortaya çıkan söylemler, küresel düzende ciddi tartışmalara neden olmuştur.
Bir devletin gücü, yalnızca sahip olduğu askeri kuvvetle ölçülmez. Asıl güç; verdiği sözün ağırlığı, müttefiklerinin duyduğu güven ve uluslararası hukuk karşısındaki tutarlılığıdır. Eğer bir ülke bir gün söylediğini ertesi gün değiştirmeye başlar, dostlarına başka düşmanlarına başka kurallar uygularsa, o ülkenin gücü artmaz; aksine güvenilirliği aşınır.
Trump’ın siyasi tarzı tam da bu nedenle dünyanın birçok yerinde tartışma konusu olmuştur. Diplomatik teamülleri zorlayan açıklamaları, ani karar değişiklikleri, müttefikleri dahi tehdit diliyle muhatap alması ve ekonomik yaptırımları bir dış politika silahı olarak sıkça kullanması, Amerika’nın “kurallara dayalı uluslararası düzen” söylemiyle çelişen bir görüntü ortaya çıkarmıştır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde şu soru sorulmaktadır: Uluslararası hukuk güçlü devletlerin işine geldiğinde uygulanan, işine gelmediğinde görmezden gelinen bir araç mıdır? Eğer öyleyse, küçük devletlerden hukuka bağlılık beklemenin ne anlamı kalacaktır?
Trump yönetiminin dış politikası çoğu zaman “önce Amerika” sloganıyla açıklanmıştır. Ancak bu yaklaşım, birçok eleştirmene göre “yalnızca Amerika’nın çıkarı” anlayışına dönüşmüş ve küresel iş birliği mekanizmalarına zarar vermiştir. Müttefikler ekonomik baskılarla karşılaşmış, uluslararası kuruluşlar küçümsenmiş, diplomatik nezaket yerini sert tehditlere bırakmıştır.
Barıştan söz ederken aynı zamanda askeri güç gösterilerinin artırılması ve diplomatik çözüm çağrıları yapılırken yeni kriz alanlarının oluşturulması da dünya kamuoyunda soru işaretleri yaratmıştır. Çünkü barış, yalnızca konuşmalarda değil, uygulamalarda da görünmelidir.
Tarih bize göstermiştir ki hiçbir imparatorluk, hiçbir süper güç ve hiçbir lider sonsuza kadar güçlü kalamaz. Kalıcı olan şey; hukuk, adalet ve güvenilirliktir. Güçlü olmak başka, haklı olmak başkadır. Bir devletin büyüklüğü, başkalarını korkutabilme kapasitesiyle değil; başkalarına güven verebilme kapasitesiyle ölçülür.
Bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu şey daha fazla tehdit, daha fazla baskı ve daha fazla kutuplaşma değildir. Dünya; uluslararası hukuka saygı duyan, verdiği sözün arkasında duran ve gücünü adaletten alan liderliklere ihtiyaç duymaktadır. Aksi halde güçlülerin hukukunun geçerli olduğu bir düzen, er ya da geç herkes için güvensiz bir dünyaya dönüşecektir.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı
