NATO Zirvesi dolayısıyla son birkaç haftadır yaşananları düşünelim. AKP, Zirve’ye büyük beklentilerle hazırlandı. Bir ara Rusya ile aşırı yakınlaşarak neredeyse bağlı olduğu emperyalist merkezi değiştirecek noktaya gelen AKP Kürt-İslamcılığı, son dönemde ABD ve NATO’ya imanını tazelediğini kanıtlamanın peşine düşmüştü.
Özellikle ABD Başkanı Trump’ı etkilemek ve F-35 konusu başta olmak üzere ABD’nin Türkiye üzerindeki kısıtlama ve yaptırımlarını kaldırtmak AKP için en büyük hedef olarak belirlendi. Yani aslında kazanılacak olan “zafer” AKP’nin kendi “denge” hamleleriyle kaybettiklerinin geri kazanılmasından ibaret olacaktı. O da hepsi olursa tabii…
AKP’nin özellikle Trump için yapmadığı hizmet kalmadı. Ayağının altına kırmızı halılar serildi. NATO ekâbirinin ve Trump’ın keyfi için Ankara’da önüne gelen tutuklandı, gözaltına alındı. Adeta ülkeye bir nevi NATO OHAL’i yaşatıldı. Gerçi NATO eliti AKP ricaları karşısında “kös dinlemeyi” tercih etti ama Beştepe’de Mehteran bile sahaya sürüldü. İtibardan tasarruf edilmedi.
Trump da buradaki konuşmalarında, tavırlarında onları pek karşılıksız bırakmadı. Türkiye’ye yönelik yaptırımları, kısıtlamaları kaldıracakmış gibi bir söylem tutturdu. Erdoğan başta olmak üzere AKP rüesasını övdü durdu. Gerçi “bir telefon rahip bende, çok akıllı adam” gibi övgülerin ne kadar övgü olduğu epey su götürüyordu ama olsun. Bizimkiler Trump’la aynı havayı solumaktan bile mest olmuş gibiydiler. Trump, daha birkaç ay önce o nefret ettikleri Netanyahu ile İran’ı, Lübnan’ı harap etmiş, Filistin meselesinde belki de gelmiş geçmiş en İsrail destekçisi ABD Başkanı olmuş kimin umurunda!
Göründüğü kadarıyla bizim Saray erkânı da Trump’tan çok memnundu. Trump ile olan dostluklarını anlattılar, durup durup aynı şeyleri vurguladılar, onun ne kadar sözünün eri olduğunu söylediler vesaire. AKP, dünyanın en çirkin siyasetçisine en büyük güzellemeleri yaparak işbirlikçilik tarihine geçti.
Fakat Trump, daha Ankara’dan ayrılmadan söylemini değiştirdi. AKP’lilerin yanında olumlu mesajlar vermişti fakat son anda “kısıtlamaları kaldırmak konusunda kesin kararımızı vermedik” gibi bir açıklama yaptı. Bizimkiler böylece açık bir ofsayta düştüler ama işte Zirve zaten bitmişti.
Siyasal İslamcılar yine Amerika’ya kul köle olduklarıyla, NATO’ya, emperyalizme katıksız bağlılıklarını ilan ettikleriyle kaldılar. Ellerine başka pek bir şey geçmedi ama olsun, Türkiye’nin başına musallat olmaya devam etmek için ABD ve NATO’dan biraz daha icazet aldıkları kesin.
Sonuç olarak, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, Milliyetçi ve laik olunmadan antiemperyalist de olunmayacağının en büyük kanıtı önümüze serilmiş oldu. O kadar antiemperyalist söylemler kullanan, ABD ve İsrail karşıtlığı yapan, sözde Batı’ya karşı Doğu-İslam medeniyetinin bayrağını yükseltecek olan AKP, olabilecek en Batıcı, en Amerikancı, en NATO’cu çizgide olduklarını gösterdiler.
Siyasal İslamcıların Batı karşıtlığı buraya kadar, Batılıların bunlara desteği de bir yere kadar tabii. İktidarda kalmaya izin var ama yaptırımlar için süründürmeye devam.
Emperyalizm, dincilik ve etnikçilik, Türkiye’nin en büyük üç baş belasıdır.
Türk milletinin elinde bu belaların tümünü def edecek program yüz yıldır mevcut. Önemli olan onu hatırlamak, hayata geçirmek ve bu çizgiden sapmamak…
Yaşasın tam bağımsız, laik, gerçekten demokratik ve Kemalist Türkiye!
