Türkiye’de artık hiçbir şey sadece göründüğü kadar masum değil.
Bir tabela asılıyor, adına “yardım” deniyor. Bir reklam çekiliyor, adına “iş birliği” deniyor. Milyonlarca lira el değiştiriyor, adına “ticaret” deniyor. Sonra kamuoyu yasa dışı bahis iddialarını, şeffaflık tartışmalarını ve kaynağı sorgulanan para akışlarını konuşmaya başlayınca aynı cümleler peş peşe sıralanıyor:
“Ben bilmiyordum.”
“Ben sadece reklam yüzüydüm.”
“Ben sadece davetliydim.”
Türkiye’de galiba en kolay bulunan şey mazeret.
En zor bulunan şey ise hesap verebilirlik.
Bir başka tehlike ise toplumun, bazı isimleri sorgulanamaz bir konuma yerleştirmesi. Bir insanın güvenilir bulunması, yaptığı her işin sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Tam tersine, toplumun güvenini kazananların şeffaflık konusunda herkesten daha yüksek bir standarda sahip olması gerekir. İster bir dernek yönetsin, ister bir vakıf, ister büyük bağış kampanyaları düzenlesin; “Gelirler nereden geliyor?”, “Paralar nasıl kullanılıyor?”, “Bağımsız denetim yapılıyor mu?” soruları bir hakaret değil, kamu vicdanının doğal talebidir.
Çünkü güven, sorgulanamadığı gün körü körüne bağlılığa dönüşür.
Bu ülkenin emeklisi ay sonunu getirebilmek için markette etiket hesaplıyor. Gençleri diplomayla iş arıyor, yıllarca çalışıp bir ev sahibi olmanın hayalini kuruyor. Ama aynı ülkede kaynağı sürekli tartışılan servetler, gösterişli hayatlar ve şaşırtıcı para trafiği sıradan bir başarı hikâyesi gibi sunulabiliyor.
Sorun sadece para değil.
Sorun, paranın toplumun gözünde nasıl meşrulaştırıldığı.
Çünkü kirli para, yalnızca banka hesaplarında dolaşmaz. İtibarın arkasına saklanır. Güvenin arkasına saklanır. Yardım söylemlerinin, reklam kampanyalarının ve parlatılmış imajların arkasına saklanır.
Hukuk delille konuşur ve suç ancak mahkeme kararıyla kesinleşir. Ama vatandaşın soru sorması, hesap istemesi ve şeffaflık talep etmesi de demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Ülkeyi yıkan sadece yolsuzluk değildir. Yolsuzluğun normalleşmesidir.
Toplumu çürüten sadece kirli para değildir. Kirli paranın, temiz bir vicdanın arkasına saklanabilmesidir.
