No Result
View All Result

Lozan Günü

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
25 Temmuz 2026
in GÜNLÜK
0
Lozan Günü

Tarihte öyle kritik günler ve olaylar vardır ki, cereyan ettiği zaman diliminde ve hatta onlarca yıl sonra bile lehte ve aleyhte tartışmaların odağı olur. 24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrinde imza edilen Lozan Barış Antlaşması da, hakkında sürdürülen tartışmalar dolayısıyla bugüne dek popülaritesini koruyan, Türk Devrim tarihinin belki de kritik olaylarının başında gelir. Elbette sıradan bir olay değil, neresinden bakıldığına bağlı olarak değişen çok sarsıcı bir olaydır.

Lozan kimilerine göre bir “zafer”, kimilerine göre bir “hezimet”… İlber Ortaylı ise Lozan’ı daha çok “başarılı bir uzlaşı” olarak nitelemiştir.

Devletlerin rasyonel karar alabilen mekanizmalar olduğu göz önünde bulundurulduğunda esasen en doğru yaklaşım Ortaylı’nın yaklaşımıdır. Ancak yine de konuyu daha iyi anlayabilmek açısından günün şartlarını ve genel tabloyu hatırlamakta fayda vardır.

Henüz daha Birinci Dünya Savaşı devam ederken Bolşevik İhtilali ile önce Rusya İtilâf devletlerinden ayrılmış ve bu ayrılık, denklemi Türkiye lehine değiştiren bir faktör olmuştur.

TBMM Orduları sahada ciddi başarılar elde etmeye başladıkça bu sefer de diplomatik girişimler yoluyla İtalya ve Fransa pasifize edildi. Son olarak 9 Eylül 1922 itibarıyla Yunanistan da havlu atınca çok enteresan yepyeni bir manzara ortaya çıkmıştır.

Üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu, ellerinde tuttukları aciz durumdaki padişahla birlikte İstanbul ve çevresine sıkışmış, uzun yıllar süren savaşın mali yükü altında ezilmeye başlayan hükümet bir taraftan İrlanda kriziyle uğraşırken, diğer taraftan Türk ordularının Çanakkale’ye yönelmesiyle birlikte oluşan panik ortamında tamamen çalışamaz hale gelmişti.¹ Belki de tüm bu olayların kaçınılmaz bir sonucu olarak Lloyd George hükümeti düştü. Müzakereler boyunca Türk tarafının en zıt konumunda yer alacak olan İngiltere’de 1922 sonbaharı itibarıyla genel durum bu şekildeydi.

Güçlü parlamenter geleneğine ve devlet hiyerarşisine rağmen hükümet krizini çözememiş İngiltere’yi temsilen Lozan’da bulunan Lord Curzon’un o mağrur duruşu bir yana, İsmet Paşa karşısında ne kadar güçlüydü bugün bile tartışmalıdır.²

Türkler ise, vermiş oldukları büyük bir bağımsızlık savaşı ve buna paralel elde ettikleri diplomatik kazanımlar sayesinde, artık eski dönemlerdeki imajlarını çok gerilerde bırakmışlardı. Dışarıdan biraz dikkatlice olayları takip edenler ise henüz daha Cumhuriyet’in ilan edilmediği bu tarihlerde dahi ortadaki fiilî durumu ve genel gidişatı az buçuk ölçebiliyordu.

Artık tepki koyacağı yerleri iyi bilen, kırmızı çizgileri olan hatta neredeyse Avrupa tipi yeni bir “ulus devlet,” karşılarında belirmeye başlamıştı. Örneğin, müzakerelerde başlı başına tartışma konusu olan “Kapitülasyonlar” hususunda Türkiye’nin tavrı çok nettir ve müzakerelerin kesilmesi pahasına bu noktada en ufak bir taviz verilmemiştir. Hatta iki müzakere dönemi arasında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi (Şubat-Mart 1923), buradaki kararlılığı vurgulamıştır. Yeni kurulmakta olan devlet, kendi istikametini kendisi çizmek istiyordu ve sosyoekonomik açıdan gelişmiş modern bir toplum ortaya çıkarabilmek için uygulanacak yeni modelde kapitülasyonlar gibi bir ayakbağı kesinlikle kabul edilemezdi. Bu ve benzer tutumlarla yeni bir diplomatik çığır açmış bulunan bu genç devlet karşısında, o dönemki İngiltere adına Lozan, esasen başarılı bir uzlaşı olmaktan çok zoraki bir kabulleniş de sayılabilir.

Ancak daha sonraki dönemlerde görüldüğü üzere Lozan’a rağmen yıllar boyunca önce İngiltere ve 1955’ten sonra da gitgide artan bir şiddetle Yunanistan, anti-Lozan faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu faaliyetler genellikle isyanları teşvik etmek, sınır ya da deniz-hava sahalarının ihlâli ve azınlık haklarına saldırılar şeklinde görülmektedir. Son olarak gazetemiz yazarlarından Sayın Kaya Ataberk’in birkaç gün önce canlı yayında dikkat çektiği Batı Trakya Türklerine yapılan engellemeler; Yunanistan hükümetinin buradaki Türklerin okullarını çeşitli bahanelerle kapatmak istemesi, bunun en son çarpıcı örneklerindendir. Yani aslında anlıyoruz ki; Lozan, bugün itibarıyla canlı bir süreç, adeta yaşayan bir organizma gibidir. Kaya Bey’in de yayında ifade gibi, muhafazakâr sağ cenah burada bile yine Lozan’ı dayanak göstererek itiraz geliştirebiliyor. Yani bu yaşananlar “Lozan’a aykırı” imiş. Şimdi sormak lazım: Hani Lozan bir hezimetti ve 2023’te süresi doluyordu?

Bir barış anlaşmasını canlı süreç olarak tanımlarken şunu düşünmek gerekir:

Savaş bitmiş ve diplomatik bir safhaya geçilmiştir. Ancak anlaşmaya taraf devletlerin kendi ajandalarını tamamen yapılan anlaşmaya uygun şekilde güncelleyeceğinin garantisi yoktur. Bazı maddeleri düzeltme ve durumu iyileştirme yönünde bir takım girişimler mutlaka olacaktır. Gri alan içerisinde kalındığı müddetçe bunlar gayet anlaşılır arayışlardır.

Türkiye açısından Musul sorunu, Boğazların statüsü ve Hatay’ın anavatana katılması sürecinde yaşananlar, bu türden arayışlara örnek verilebilir. Musul sorunu Türkiye aleyhine karara bağlanırken, Boğazların statüsü ve Hatay’daki durum ise; sırasıyla Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ve Hatay Devleti Millet Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı karar (1939) neticesinde Türkiye’nin lehine çözümlenmiştir. Hatta Misak-ı Millî sınırları içerisinde olmadığından Lozan’da da çok derinlemesine ele alınmayan Kıbrıs üzerinde çok sonraları elde edilen kazanımları da istisnai madde olarak sayabiliriz.³ Bunların hepsi de Lozan Barış Antlaşması’ndaki hukuki çerçeveyi zedelemeyen, dahası ana çerçeveye eklemlenmiş durum güncellemeleridir.

Şu tarihî hakikati de asla göz ardı etmemeliyiz. Barış antlaşmaları imza edildiği an itibarıyla, maalesef statü yine silah gücüyle korunur. Güç dengelerinde yaşanacak kaymalar ve/veya eskinin antitezi niteliğinde oluşacak yeni bir konjonktür, önceki barış antlaşmalarını ortadan kaldırabilecek en büyük potansiyel tehlikelerdir.

Yaşanan onca krizlere ve üzerinden geçen bir büyük dünya savaşına rağmen, Lozan Barışı bugün itibarıyla 103 yıldır halen bozulmamışsa, burada en büyük pay Türkiye Cumhuriyeti’nindir.

Geçmiş Lozan Gününüzü kutluyor, kahraman Türk delegasyonunu minnet ve rahmetle anıyorum.

Dipnotlar ve ek okumalar:

1. İrlanda, 1922 yılında Birleşik Krallık’tan ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştur.

2. Hükümet krizleriyle geçen bu yıllarda İngiltere’de üç yıl içerisinde üç genel seçim (1922,1923 ve 1924 seçimleri) yapıldı ve siyasi istikrarın yeniden sağlanabilmesi, 1924 yazını buldu. Bu karmaşada, Avam Kamarası Lozan Barış Antlaşması’nı 10 Nisan 1924’de onaylarken, belgelerin tamamlanmasıyla onay süreci 6 Ağustos 1924’e kadar uzadı. Türkiye’deki bazı muhafazakar kesimlerin iddia ettiği gibi, İngiltere’nin onay için Türkiye’de Hilafet makamının kaldırılmasını şart koştuğu doğru değildir. Tam tersine, kalkmaması İngiltere’nin daha menfaatine bir durumdu, zira siyasi krizleri tırmandırmak ve yeni rejime karşı isyanları yönetmek için Hilafet en kullanışlı aparattı.

3. “Lozan sonrası Kıbrıs mücadelemiz ve hurafelere cevap”  (Türk Solu | 25.07.2025)

Lozan sonrası Kıbrıs mücadelemiz ve hurafelere cevap

Previous Post

Next Post

Yeni Parti’ye ilk çağrımız: “Bu millet” demeyin, Türk milleti deyin!

Next Post
Yeni Parti’ye ilk çağrımız: “Bu millet” demeyin, Türk milleti deyin!

Yeni Parti’ye ilk çağrımız: “Bu millet” demeyin, Türk milleti deyin!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.