22 Ekim 2024 tarihinde MHP liderinin yaptığı açıklamalar ile başlayan yeni açılım süreci, “Çözüm Süreci” ve “Terörsüz Bir Gelecek” isimlerini almış ve bu adlandırmalar kamuoyunda bekledikleri sonucu vermemişti. Daha sonraki süreçlerde iktidar kanadı bu projeyi “Terörsüz Türkiye” olarak ifade etmeye başlamıştı. Şimdi ise “Millî Birlik ve Kardeşlik” projesi olarak Türk Milletinin karşısına çıkmıştır.
Ancak konunun esas muhatabı olan ve kendilerini bütün Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi zanneden DEM Partisini ‘milli birlik’, ‘kardeşlik’ ve ‘terörsüz’ kelimeleri rahatsız etmiş olacak ki, onlar bu projeyi “Barış ve Demokratik Toplum” olarak ifade etmeye devam etmişlerdir. Çünkü DEM Partililer bile eli kanlı çocuk katili terör örgütü ile kendilerinden başka kimsenin kardeş olmayacağını çok iyi biliyordu.
Bu projenin sonucu olan içeriğini Türk Milletinin ve çoğu milletvekilinin bilmediği ancak Kandil’deki teröristlerin, bazı DEM milletvekillerinin ve İmralı’daki caninin bildiği ve onayladığı çerçeve yasanın Meclis’e geldiği bu günlerde eli kanlı terör örgütünün neler yaptığıyla ilgili 42 yıllık kısa bir tarih yolculuğuna çıkalım. Hem toplumsal hafızamızı yenileyelim hem de bu tarihlerde doğmamış veya küçük yaştaki gençlerimize olaylar hakkında kısa bilgiler verelim. Fakat daha da önemlisi, Yüce Meclis’te oylamaya katılacak milletvekilleri, Üniter Devlet yapımıza zarar verecek belki de anayasa değişikliğine yok açacak bu çerçeve yasanın oylanması sırasında, 42 yıllık tarihi dikkate alarak ettikleri yemine sadık kalarak oy kullansınlar.
15 Ağustos 1984 tarihinde eş zamanlı olarak yapılan Eruh ve Şemdinli baskınları ile beraber Türk Milleti, PKK Terör Örgütü ile tanıştı. Bu baskınlarda saldırılar askeri birliklere yapılmıştı. Bu tarihten itibaren çoğunluğu asker, polis ve köy korucusu olan yaklaşık 50.000 vatandaşımızı kaybettik. Eli kanlı terör örgütü, saldırılarını güvenlik kuvvetleri ile sınırlı bırakmadı ve İmralı’daki bebek katilinin talimatı ile sadece korku yaratmak için çocuk ve kadın demeden birçok vatandaşımızı katletti. Bu çerçeve yasa meclisten geçerse, Türk Milletinin ve kendisini Kürt olarak tanımlayan vatandaşlarımızın kimler ile kardeş olacağını görelim.
8 Kasım 1984
Karageçit (Siirt/Eruh) Köyüne hava kararınken gelen teröristler evlerinde erkek olmayan iki aileden 4 çocuk ve 5 kadın vatandaşımızı katletmiştir. Katledilen bu çocuklarımızın en küçüğü üç, en büyüğü beş yaşındaydı.
3 Nisan 1985
O dönem Siirt’in ilçesi olan Şırnak’taki Kırkkuyu köyünde sağlık taraması yapıp Şırnak’a dönen, aralarında ilçe kaymakamının da olduğu ekip Büyükkaya mevkiinde pusuya düşürülmüş ve 5 vatandaşımız katledilmiş, kaymakam ise ağır yaralanmıştır. Sadece oradaki vatandaşlarımıza sağlık hizmeti verdikleri için hayatlarından olmuşlardır.
5 Ağustos 1985
Konalga Köyünün Taşbucak (Van/Çatak) mezrasında altısı çocuk on vatandaşımız katledilmiştir. Bu katliam esnasında ikisi çocuk üç vatandaşımız, yakılarak şehit edilmiştir. Bu köyde yaşayan aşiret mensuplarının, Birinci Dünya Savaşında Ermeni Teröristler ile beraber ilerleyen Rus Ordusuna karşı çok iyi bir direnç gösterdiği, bu sebeple örgüt içindeki kripto Ermeniler tarafından Ertoşi Aşireti’ni hedef olarak seçtiği gündeme gelmiştir.
PKK’nın eylemlerini ilk duyduğunda şortu ile basının önüne çıkan dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ‘üç beş çapulcu’ olarak nitelenmiş olsa da, Türk Devletinin gösterdiği refleksle bu yılda büyük darbeler alan terör örgütü, 1986 yılı içinde “Halka karşı Halk için” diye adlandırılan konsepte uygun olarak daha çok yöre halkını bezdirmek ve korkutmak için eylemlerine devam etmiştir. Başta Siirt’te olmak üzere, korumasız 5 köye baskın yapmış ve sivilleri öldürmeye devam etmiştir. Ayrıca devlet birimlerine bilgi veren teröristlerin ailelerine, itirafta bulunan teröristlere ve örgütten kaçmaya çalışanlara yaptığı inanılmaz işkenceler ile gündeme gelmiştir. Terör örgütü, 1986 yılının Ekim ayında yaptığı üçüncü kongresinde alınan karar ile faaliyet gösterdiği bölgeden kaçırdığı/ kaçıracağı kız ve erkek çocuklarla sözde zorunlu askerlik hizmeti başlatmıştır.
12 Nisan 1987
Yaklaşık 60 vatandaşın yaşadığı 20 haneyi bulmayan Pınarcık (Mardin/Ömerli) köyüne saldıran teröristler, 16’sı çocuk 30 yurttaşımızı katletmiştir. Köydeki evlerin yarısını ateşe vermişler; köyde çıkan yangında köylünün geçim kaynağı olan yüze yakın hayvan telef olmuştur.
18 Ağustos 1987
40 gün önce Midyat (Mardin) bölgesinde 19’u çocuk 31 yurttaşımızı katleden örgüt, Kılıçkaya (Siirt/Eruh) Köyüne bağlı olan ve Milan vadisinde bulunan iki mezraya yapılan saldırılarda 14’ü çocuk 25 vatandaşımız katledilmiştir. Bu çocuklardan ikisi 7 günlük bile değildi.
1987 – 1989 yıllarında yaklaşık 40 köy baskınıyla korumasız sivil halkı korkutmaya, “Halka karşı Halk için” talimatlarına uygun olarak devam etmişlerdir. Ancak bu süreçte bölge halkını aydınlatan ve eğiten Atatürk Cumhuriyeti’nin öğretmenleri hedef haline getirilmişti. 13 Kasım 1987 tarihinde Şırnak’a bağlı Yoğurtçular köyünde öğretmenlik yapan Şenol Akar’ın telle boğularak şehit edilmesinden, 2017 yılında Aybüke Yalçın ve Necmettin Yılmaz öğretmelerin şehit edilmesine kadar, eli kanlı terör örgütü 200’e yakın öğretmenimizi şehit etmiştir.
1990 yılında yaptıkları 4. Kongrede kitle katliamlarına son verilmesi kararı alınmasına rağmen 1990-1991 yıllarında 35 köy baskınıyla birçok yurttaşımızı şehit etmeye devam etmiştir. Bu dönemde mühendisler de PKK’nın hedefine girmiş ve 21 Mart 1990 yılında Kovancılar (Elazığ)’da 7 mühendisi katletmiştir.
25 Aralık 1991
İstanbul Bakırköy’de bulunan Çetinkaya Mağazasına molotoflarla saldırıda bulunan onlarca kişi mağazayı ateşe vermişti. Bu saldırıda mağazada bulunan yaklaşık yüz kişi ölümle burun buruna gelmiş ve bu yurttaşlarımızdan 11’i şehit olmuş, 19’u da yaralanmıştır.
Günümüzde ise bu insanları diri diri yakan saldırganlardan birine, bizlere kardeşlik dersi vermesi için söyleşiler düzenletiliyor.
1992 yılında bebek katilinin köy korucularına silah bırakmaları ile ilgili verdiği tarihte korucular bebek katilini ciddiye almamış, bu sebeple özellikle korucuların olduğu yerleşim birimlerine saldırılar devam etmiştir.
5 Temmuz 1993
Başbağlar (Erzincan/Kemaliye) köyüne sayıları yüzü bulan terörist saldırmış, çoğu çocuk ve kadın 33 vatandaşımızı katletmişti. Katledilenlerden dördü yanarak can vermişti. Bu vahşete şahit olanların tamamı gördüklerini ağlayarak anlatmıştı.
18 Temmuz 1993
Sündüz Yaylasında (Van/Bahçesaray) 25 vatandaşımız katledilmişti. Bu insanların 15’i çocuktu. Bu katliamda kan donduran bir olay ise öldürülen hamile kadının karnından çıkmış olan bebeğin kafasına iki kurşun sıkan teröristtin canice hareketiydi. Benzer hareketleri Balkan Savaşı öncesi ve esnasında Rum, Bulgar ve Sırp çeteciler yapmıştı. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Ermeni çetecilerin yaptığı hareketler de benzerdi.
4 Ağustos 1993
Kavakbaşı ve Boğazönü köyleri (Bitlis/Mutki) arasındaki yolu kesen teröristler 20 yurttaşımızı şehit edip, 50 vatandaşı ise yaralamış ve araçlarını yakmıştır.
1993 yılında terör örgütü, aralarında 33 silahsız askerimizin Bingöl karayolunda şehit edilmesi başta olacak şekilde yaklaşık yüz eylemde kan dökmeye devam etmiştir. Ayrıca örgütte zorla bulunan ve kaçmak için fırsat kollayan yüzlerce örgüt üyesi türlü işkenceler ile öldürülmüş, örgütten kaçmaya yeltenen kadın teröristler ise önce defalarca tecavüze uğramış sonra da ajan denilerek infaz edilmiştir.
Bu katliamları yapan teröristler mi affedilecek?
Bu canilerle mi kardeş olacağız?
Bütün eğitimlerini konvansiyonel savaş için almış Türk Ordusu, PKK’nın eylemlerine başlaması ile; eğitim konularına asimetrik savaş konuları dahil edilmiş, komando ve özel kuvvetler personellerinin sayısı arttırılmış, kısaca Türk Ordusu yeni duruma uyum sağlamıştır. 1987 yılında Güneş Harekâtı ile başlayan ve teröristleri ininde vurma düşüncesinden hareketle birçok sınır ötesi harekât yapılmıştı. Yurt içinde ise “alan Hakimiyeti” konsepti esas alınmış ve terör örgütü elemanlarının hareket sahası kısıtlanmıştır. 1990 ve 1999 yıllarında başta Türk Ordusu olmak üzere devletin bütün kurumlarının çabaları sonuç vermiş ve terörün belini kırıp bebek katili liderlerini yargı önüne çıkarmışlardır.
Mahkemenin Bebek Katili hakkında verdiği idam cezası onaylanmasına rağmen infaz gerçekleşmemiş daha sonra, yasalardan idamın kaldırılmasından sonra, cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilmiş ve örgütünü yönetmeye devam etmiştir.
Günümüzde bu cani için umut hakkının konuşulması bile Türk Milletinin ve Kürt vatandaşlarımızın kanına dokunurken, bu bebek katili daha birçok milletvekilinin görmediği çerçeve yasayı topluma dayatmaya çalışıyor ve bazıların gözünde bu bebek katilinden kurucu önder diye bahsediliyor.
Şimdi bizler, bu cani ile mi kardeş olacağız?
1999 – 2004 yılları arasında eylemleri yok denecek seviyede azalan terör örgütün tekrar eylemlerine başlayabilmesi nasıl olmuştur? AB uyum yasaları çerçevesinde değişen yasalar güvenlik kuvvetlerinin işini zorlaştırmış, sınır ötesi harekatlara kısıtlama getirilmiş, 2. Irak Harekâtından sonra ABD, İsrail, Rusya ve bazı AB ülkelerinin desteği ile örgüt tekrar eylem gücüne kavuşmuştur. Her şey, Büyük Orta Doğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika projesine uygun hale getirilmeye başlamıştır.
2004 yılından itibaren 1. Açılım Sürecine kadar Van Mavi Plaza, Kuşadası’nda içinde turistlerin de olduğu minibüs, Diyarbakır Koşuyolu Parkı, Ankara Anafartalar Çarşı saldırıları ve İstanbul Güngören’deki bombalı iki saldırı ile daha çok sivilleri hedef almıştır. Bu süreçte Dağlıca, Aktütün, Gediktepe ve İskenderun Deniz İkmal Komutanlığı saldırıları ve Tokat Reşadiye’deki gibi birçok uzaktan kumandalı patlayıcıların da kullanıldığı güvenlik kuvvetlerine yönelik pusular ile eylemlerine devam etmiştir. Ayrıca bu dönemde el yapımı patlayıcılar, mayınlar ile kısa namlulu silahlar ile yerleşim yerlerinde de eylemler yapmışlardır. Bu süreçte yüzlerce vatan evladı katledilmiştir.
Bu caniler ile mi kardeş olacağız? Bunları mı affedeceğiz?
Kısaca yapılan 42 yıllık tarih özetinden sonra her ne kadar allayıp pullamak için değişik ifadeler kullanılsa da 2. Açılım sürecinin bir parçası olarak Meclis’te oylanacak çerçeve yasa için oy kullanacak milletvekilleri, ilk açılım sürecinden sonra masa devrildiği zamanlardaki hendek operasyonlarında olanları ve devamında metropollerdeki patlamaları düşünerek oy versinler.
Oy kullanacak vekiller, ülkeyi uçuruma sürükleyecek olan bu çerçeve yasaya açıkça tavır koyan başta Atatürkçü Düşünce Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının açıklamalarını dinlesinler ve dikkate alsınlar.
Bu çerçeve yasa, sadece bilenlerin duyurduğu kadarıyla kabul edilmeyecek maddeler barındırıyorsa, yasanın tamamında neler olduğunu tahmin bile edemiyoruz.
Son söz olarak caniler kardeşimiz olamaz ve onları affedenleri Türk Milleti affetmez!
