No Result
View All Result

Mora’dan Sevr’e, Sevr’den “Çerçeve Yasa”ya: Etnik siyaset (2)

Muharrem Yellice by Muharrem Yellice
17 Ağustos 2026
in GÜNLÜK
0
Mora’dan Sevr’e, Sevr’den “Çerçeve Yasa”ya: Etnik siyaset (2)

Üniter devlet, federasyon ve dil

Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir.

Federal devlette merkezî devlet ile federe birimler arasında anayasal olarak belirlenmiş bir yetki paylaşımı bulunur. Üniter devlette ise devlet egemenliği tektir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesi:

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”

hükmünü taşımaktadır. [6]

Üstelik Anayasa’nın 4. Maddesine göre, 3. Madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. Anayasa’nın 6. Maddesi de egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ve hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağını hükme bağlamaktadır.

Dolayısıyla etnik temelde federe devlet veya ayrı bir siyasî egemenlik alanı oluşturulması, Türkiye’nin mevcut anayasal kuruluş düzeniyle bağdaşmaz.

Yerel yönetimlerin idarî yetkilerinin tartışılması başka şeydir. Fakat bu yetkilerin ayrılıkçı hedeflere yönelmesi af edilemez. Diyarbakır belediyesinin Kürtçe tabela kullanması ve personelin Kürtçe öğrenmeye zorlanması vs. gibi.

Egemenlik etnik veya bölgesel temelde paylaşılamaz..

Aynı ayrımı dil konusunda da yapmak gerekir.

Vatandaşın ana dil olarak kabul ettiği dili konuşması, öğrenmesi ve kültürünü yaşatması başka şeydir; devletin ortak kamusal dilinin yanında etnik coğrafyaya dayanan ikinci bir resmî dil düzeninin kurulması başka şeydir.

Üstelik Anayasa’nın 42. maddesi, Türkçeden başka hiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamayacağını ve öğretilemeyeceğini açıkça hükme bağlamaktadır. Yabancı dil öğretimi ve yabancı dille eğitim ise ayrıca kanunla düzenlenmektedir.

Dolayısıyla kavramları birbirinden ayırmalıyız:

Kültürel dil hakkı başka, devlet dili başka; yabancı dil öğretimi başka, etnik temelde ikinci resmî eğitim dili başka; yerel yönetim başka, federe egemenlik başkadır.

Çerçeve yasa tartışılırken bu anayasal sınırlar özellikle korunmalıdır.

Çerçeve yasa: Adına değil sonucuna bakalım

Bugün “çerçeve yasa” adı altında tartışılan düzenlemeye de bu tarihî ve anayasal birikim içerisinden bakmak gerekir.

Terörün sona ermesini kim istemez?

Bir tek askerimizin, polisimizin veya vatandaşımızın daha ölmemesi hepimizin ortak arzusudur.

Fakat silahlı örgütün silah bırakması devlete verilmiş bir taviz değildir.

Silah bırakmak hukuk düzeninde zaten olması gereken durumdur.

Asıl soru şudur:

Silah bırakmanın karşılığında devlet ne vermektedir?

Eğer mesele silahlı örgütün kendisini gerçekten feshetmesi, silahlarını teslim etmesi ve şiddete bulaşmamış kişilerin hukuk içerisinde topluma kazandırılmasıysa bunun şartları ayrıca tartışılabilir.

Fakat silahlı mücadele sonucunda PKK hendeklere tıkılmış, yenilmiştir.  Bu yenilgi karşısında örgüt kendisini feshetmiştir.  Buna rağmen Terör örgütü başını muhatap alarak yasa hazırlamak anlaşılır değildir.  Terör örgütünün silah bırakma karşılığında anayasal veya siyasî tavizler gündeme geliyorsa mesele değişir. Taviz Türk Devlet geleneğine yakışmaz.

Türkiye’nin üniter yapısı, egemenliği, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve ortak devlet dili herhangi bir silahlı örgütle yapılacak pazarlığın konusu olamaz.

Devlet kendi katilini affeder mi?

Çerçeve yasa tartışmasının en hassas noktalarından biri af meselesidir.

Suçları birbirinden ayırmak gerekir.

Silah kullanmamış bir örgüt mensubunun durumu ile insan öldürmüş, bombalama gerçekleştirmiş, asker, polis veya sivillerin ölümüne doğrudan katılmış kişinin durumu aynı değildir.

Devlet hukuk düzeni içerisinde belirli suçlar hakkında af veya ceza politikası belirleme yetkisine sahiptir.

Fakat burada ahlakî ve hukukî bir sınır vardır:

Devlet kendisine karşı işlenmiş bazı suçları bağışlayabilir; fakat öldürülen vatandaşının yaşam hakkını siyasî pazarlığın bedeli hâline getirmemelidir.

Öldürülen asker, polis ve siviller yalnız devletin kayıp hanesine yazılmış rakamlar değildir; geride hakları ve hukukları korunması gereken aileler bırakmışlardır.

Devletin barışı arama yükümlülüğü kadar mağdurun hukukunu koruma yükümlülüğü de vardır.

Bu nedenle devleti yıkmaya yönelik silahlı faaliyet ile vatandaşlara karşı işlenen ağır şiddet suçları siyasî pazarlığın konusu yapılmamalıdır.

Barış kiminle yapılır?

“Barış” kavramını da doğru kullanmak gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti ile PKK iki devlet değildir.

Ortada birbirine denk iki egemen devlet arasında yapılmış bir savaş yoktur.

Bir tarafta egemen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğer tarafta bu devlete karşı silahlı faaliyet yürütmüş bir örgüt vardır.

Dolayısıyla iki devlet arasındaki “barış” modelini buraya taşımak kavramları tersine çevirebilir.

Devlet hukuk düzenini hâkim kılar; silahlı örgüt silah bırakır ve tasfiye olur. Örgütle pazarlık yapılmaz.

Bundan sonra şiddete karışmamış insanların topluma kazandırılması hukuk içerisinde değerlendirilebilir.

Ama egemenlik müzakere edilmez.

Moda’dan bugüne tarihin sorduğu sorular

Mora bugünkü Türkiye değildir.

Girit bugünkü Güneydoğu Anadolu değildir.

PKK da 19. yüzyıl Balkan milliyetçi hareketlerinin bire bir tekrarı değildir.

Fakat tarihî olayların aynı olmaması, tarihî mekanizmaları karşılaştırmamıza engel değildir.

Sorularımız şunlardır:

Bir iç mesele uluslararası arenaya taşınıyor mu?

Etnik kimlik siyasî egemenlik talebine dönüştürülüyor mu?

Yabancı devletler ve uluslararası güç merkezleri meseleyi kendi stratejik çıkarları doğrultusunda kullanıyor mu?

Silahla gerçekleştirilemeyen siyasî hedeflerin hukuk yoluyla elde edilmesi amaçlanıyor mu?

Yerelleşme, bölgeselleşme, federasyon veya ikinci resmî dil taleplerinin nihai siyasî hedefi nedir?

PKK mensupları ve sempatizanları ideal ve hedeflerinden vazgeçtiler mi?

Mora’yı, Girit’i, Balkanları ve Sevr’i yaşamış bir milletin bu soruları sorması tarihî paranoya değildir.

Tarihî hafızadır.

İl tutulur, töre korunur

Osmanlı Devleti Mora’yı kaybetti.

Girit’i kaybetti.

Balkanları kaybetti.

Sonunda önüne Sevr konuldu.

Türk milleti Sevr’i kabul etmedi.

Millî Mücadele verdi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.

Bugün geçmişin bire bir tekrarını yaşamıyoruz. Fakat devletlerin geçmişlerinden ders alma yükümlülüğü vardır.

Çerçeve yasa da bu tarihî bilinçle değerlendirilmelidir.

Terör sona ersin.

Silahlar kayıtsız ve şartsız bırakılsın.

Yalnız PKK adı değil, örgütün Türkiye’de ve Türkiye dışında devam eden bütün silahlı yapılanmaları tasfiye edilsin.

Şiddete bulaşmamış insanların topluma dönüşü hukuk içerisinde değerlendirilsin.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, egemenliği, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve ortak devlet dili hiçbir siyasî pazarlığın konusu yapılmasın.

İnsan öldüren, bombalama yapan, asker, polis ve sivillerin ölümünden sorumlu olanların durumu “barış” kelimesinin arkasında görünmez hâle getirilmesin.

Devletin merhameti olabilir.

Devletin hukuk içerisinde uzlaşma yolları olabilir.

Ama devletin kendi varlığından vazgeçme hakkı yoktur.

Bilge Kağan’ın devlet anlayışının özüyle:

İl tutulur, töre korunur.

Cumhuriyet’in diliyle:

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Mora’dan Girit’e, Balkanlardan Sevr’e ve bugünün çerçeve yasa tartışmalarına uzanan tarihin bize bıraktığı en önemli ders budur.

KAYNAKLAR

[1] Kânûn-ı Esâsî (1876), md. 1, 8, 17 ve 18; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, “1876 Kânûn-ı Esâsî”.

[2] Kemal H. Karpat, Balkanlar’da Osmanlı Mirası ve Milliyetçilik, Timaş Yayınları.2.baskı., İstanbul.2012.

[3] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789–1914).Türk Tarih Kurumu.Ankara.1997.

[4] Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul. 1995.

[5] Birgül Ayman Güler. Yeni Sağ ve Devletin Değişimi: Yapısal Uyarlama Politikaları; ayrıca üniter devlet, bölgeselleşme ve etnik siyaset üzerine makaleleri.

[6] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 3, 4, 6 ve 42; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi.

[7] Zafer Toprak. Türkiye’de Yeni Hayat. İnkılap ve Travma .1.Baskı.1908–1928. Doğan Kitap, İstanbul. 2017.

Previous Post

CHP ve Yeni Parti’nin söylem sıkışması

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.