No Result
View All Result

CHP ve Yeni Parti’nin söylem sıkışması

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
17 Ağustos 2026
in GÜNLÜK
0
CHP ve Yeni Parti’nin söylem sıkışması

Siyasette söylem ve takiye: Demokrasi, barış ve kardeşlik kavramları

Barış, demokrasi ve kardeşlik sözcüklerini Wikipedia veya herhangi bir sözlük anlamlarıyla değil; PKK ve geçmişteki sol literatürden gelen, giderek PKK literatürünün yerini alan kavramlar olarak algılamak gerekir. Çünkü DEM Parti söylemlerini bu kavramlar üzerinden geliştiriyor ve burada siyasi bir takiye söz konusu.

Demokrasi hususunda son olarak Can Dündar’ın bir konuşmasını dinledim. “Bu; yalnız PKK’ya, Kürtlere gelen bir demokrasi. Onlar Türkiye’ye gelebiliyor ama bizler gelemiyoruz” diyerek bu demokrasi kavramının kullanılış biçimindeki özü en keskin sözlerle ifade ediyor. Yani onun metnindeki demokrasi; PKK örgütüne mensup olanların affedilmesidir. Onlar için demokrasinin ne anlama geldiği en açık ifadesini Can Dündar’da buluyor.

İkinci olgu, barış kavramıdır. Dünya literatüründe barış, en çok Mandela’dan gelen ve gerçekten de siyahların insan sayılmasını sağlayan bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Bu kavram baştan beri “Öcalan’ın Mandelalaşması ve Kürtlerin haklarının tanınması” anlamını taşıyor. Ancak bu hakların tanınması sağlanmadan kullanılıyor.

Üçüncüsü ise kardeşlik… Belirttiğim gibi ezen kardeş ile ezilen kardeş arasındaki ilişkide ezen kardeşin, ezilen kardeşin haklarını tümüyle kabul etmesi anlamında kullanılan bir kavramdır. Özellikle PKK’nın geliştirdiği söylem biçimindeki kavramların ifade ettiği bu olgu, yukarıdan tanınmış değildir.

CHP içindeki ayrışma ve demokrasi tanımları

Buna karşılık Can Dündar örneğinde verdiğim gibi, kendilerinin Türkiye’ye gelemediğini vurgulayarak demokrasinin yarım kaldığını söylüyorlar. Aynı şekilde bizim Özgür Özel ve Kılıçdaroğlu çevresinin oluşturduğu ve bu kavramları en çok kullanan grup da net olarak PKK’nın kavramlarını kullanmaktadır. Fakat günümüzde bir ayrışma ortaya çıkmıştır. Yani Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki ayrım da burada yatıyor: Demokrasi kavramı Can Dündar’ın söylediği gibi PKK için kullanılırken, İmamoğlu ve belediye operasyonları için kullanılamayacağı noktasında itirazlar vardır.

Keza anayasa konusunda da Cumhurbaşkanı adayının defalarca onaylandıktan sonra seçilebilmesi ama adayların kurul tarafından onaylanması gibi bir maddenin anayasaya girmesine karşı durularak, demokrasinin kendileri için işletilmediği savunuluyor. Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki ayrım tam da bu noktadadır. Erdoğan’ın sayısız kez Cumhurbaşkanı seçilmesi ve seçime katılabilme hakkının verilmesi de bu demokrasi kavramının AKP ve MHP tarafından algılanan boyutunu oluşturmaktadır.

Özgür Özel grubunun partideki tavrı ise İmamoğlu’nun aday olabilme hakkının verilmesini demokrasi olarak görmektir. Fakat önlerinde birçok engel bulunmaktadır; bu da İmamoğlu’nun aday olamaması olgusudur. CHP’nin demokratiklik anlayışı, bir taraftan geçmişteki çarpıtılmış PKK ve sol demokratik kavramların kullanılması dışında, kendine yeni bir demokrasi kavramı da geliştirmiştir. Yani hem belediyelere hem de İmamoğlu’na yapılan operasyonların antidemokratik olduğu tezini öne sürmüştür.

Buna ilaveten, tartışmalarda bu demokratiklik kavramının içine Osman Kavala’yı ve Selahattin Demirtaş’ı sokmak gibi talepler getirince, Selahattin Demirtaş için birinci dönemde talepte bulunmayan DEM’lilerle aralarında bir tartışma yaşanmıştır. Özgür Özel demokrasi kavramını açıklarken; “Tüm demokratlar, sosyal demokratlar bizim safımızdadır; milliyetçi demokratlar bizim safımızdadır; muhafazakâr demokratlar ve Kürt demokratlar bizim safımızdadır” demektedir.

Demokrasi kavramının tarihsel özü ve etnisite çelişkisi

Etnisite ile demokratlığın bu şekilde bir araya getirilmesi, tamamen demokrat ve demokrasi kavramlarının anlaşılmamasından kaynaklanır. Diğer taraftan “Türk demokratlar” denememekte, bunun yerine “milliyetçi demokratlar” gibi bir kavram kullanılmaktadır.

Ayrıca “muhafazakâr demokrat” Batı’dan alınmış bir kavramdır; “sosyal demokrat” ise bambaşka bir kavramdır. Türkiye’de sosyal demokrasi kavramı içeriğinden tamamen koparılmıştır, bunun için ayrı bir yazı yazmak gerekir. Lenin’in partisi Sosyal Demokrat Parti’ydi; içinden Bolşevikler ve Menşevikler ayrılmıştır. Almanya’da Karl Kautsky’nin başkanlığını yaptığı parti Sosyal Demokrat Parti’ydi. Ama bu kavram, o dönem sosyalizm ve komünizm adına, Komünist Parti için kullanılan bir kavramdı. Sonraları Türkiye’de SHP sosyal demokrasi kavramını yerleştirme çabasında bulunmuştur.

Öcalan terimlerinin dönüşümü: Bağımsız Kürdistan’dan entegrasyona

Asıl konu, bu süreçte Öcalan’ın kavramlarını analiz etmemiz gerektiğidir. Geçmişte sosyalistler, 80 yıllık süreçten sonra “sosyalistim” veya “devrimciyim” diyemediklerinden “demokratlığa” geçiş yapmıştır. Daha sonra radikal demokrasiyle birlikte bu demokrat kavramı, sivil toplum kuruluşları (NGO’lar) için aktivistliğe evrilmiştir.

Bu hat üzerinde PKK’nın söylemi de değişmiştir. Devrimcilerin “Demokratik Devrim” tezi, Mihri Belli ile Hikmet Kıvılcımlı arasında büyük bir tartışma konusu olmuştur. Millî Demokratik Devrim’deki “millî” kavramı, Marksist terminolojide burjuvaziye karşılık gelir. Lenin de “Millî Demokratik Devrim” yerine “Burjuva Demokrasisi” der. Diğer taraftan, “Millî Burjuva Demokratlar” kavramı Leninist bir formül olarak sol literatüre girmiştir.

Ancak Türk solunda silahlı mücadeleyi savunan kesimler için demokrasi, “Filipin tipi cici demokrasi” gibi kavranan bir söze dönüşmüştür. Öcalan’ın -Yılmaz Güney’in de tüm konuşmalarında vurguladığı gibi- “Beş Parçalı Bağımsız Kürdistan” kavramı, millî demokrasi anlayışı içinde yerini “Demokratik Kürdistan” deyimine bırakmıştır. Hikmet Kıvılcımlı, Millî Demokratik Devrim’i bir Burjuva Demokrasisi kavramı olarak eleştirirken, Mihri Belli bunu Millî Demokratik Devrim olarak savunmuştur.

Bu ekolden gelen ve düşünsel olarak oraya dayanan Öcalan’ın, “Beş Parçalı Bağımsız / Demokratik Kürdistan” söyleminde Leninist anlamda bir Millî Demokratik Devrim, Maocu anlamda bir Kürdistan fikri vardır. Daha sonra “beş parçalı ayrılma ve bütünleşme” tezi mümkün görünmeyince -Izady ile ilgili belirttiğim gibi- Kürt burjuvazisinin büyükşehirlerde, özellikle İstanbul’da büyük sermaye konsensüsü içinde yer almasını ve büyük ihalelere girmesini “demokratikleşme” olarak kavramaya başlamışlardır. Apo’nun terminolojisinde Millî Demokratik Devrim’in ayrılıp yeni bir devlet oluşturması mümkün görünmediği noktada bu söylem, Kürt burjuvazisinin büyükşehirlerdeki entegrasyonunu savunan bir kavrama dönüşmüştür.

Kanton politikası, KCK ve “Demokratik Cumhuriyet” yanılsaması

Daha sonra kullanılan “Demokratik Ulus” kavramı; Apo’nun nüfusun yetersiz olduğu bölgelerdeki kanton politikası için kullandığı bir kavramdır. Beş parçalı Kürdistan yerine kantonlar kavramı gelince KCK kurulmuştur. KCK zaten Koma Civakên Kurdistan yani Kürt Komünler Birliği demektir; bunu birçok kişi anlamını bilmeden kullanmaktadır.

“Demokratik Ulus” kavramından sonra da içinde bulundukları ülkelere -Suriye, Irak, İran ve Türkiye’ye- Kürtlerin katılması düşüncesi “Demokratik Cumhuriyetler” biçiminde tanımlanmıştır. Yani bağımsız Millî Demokratik Devrimci Kürdistan’dan, “Demokratik Cumhuriyet” kavramına geçilmiştir. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta demokratik cumhuriyetler çatısı altında ülkelerdeki demokrasiyi kuvvetlendirerek Kürtlerin bu toplumlarda kimlikleriyle yer alması hedeflenmiştir.

Yine de bu “Demokratik Cumhuriyet” kavramının içinde millî kimliği, eğitimi, öz savunma veya yerel savunma güçlerini ve mahkemeleri içeren unsurlar yer almaktadır. Üniter devleti zayıflatan bu yaklaşım; Türkiye, Suriye, Irak, hatta Ermenistan, Azerbaycan ve İran’da belli bir gelişmenin doğrultusu olarak Öcalan tarafından ileri sürülmüştür.

“Türk Milleti” demeden yapılan “Türkiye İttifakı” çelişkisi

Bu kavramlardan tamamen habersiz bir şekilde “Kürt demokratlar” diyen Özgür Özel, “Türk demokratlar” diyememektedir. Atatürkçü olma ve üniter devleti savunma iddiası; Atatürk’ün ulusal devlet anayasasını, cumhuriyeti, laikliği ve Türk milletinin inşasını savunmayı gerektirir. Buna karşın “Türk milleti” kavramını ağzına alamazken, hiçbir sözcüsü de bunu kullanamamaktadır. Demokrasi kavramının içeriğini bilmeden sadece sözlük anlamıyla hareket edilmektedir. Ağırlıklı olarak da Öcalan’ın “demokrat” kavramı -daha önceki yazımda belirttiğim gibi- tekrar edilmektedir.

Buna karşılık CHP kendilerine, belediyelere yapılan operasyonlara karşı durmayı demokratlık olarak görmektedir. Fakat “Türkiye İttifakı” derken, başta Kürtleri ittifaka alma düşüncesi varken “Türk” sözünü söyleyemeyen, söyleminde Türk’e yer olmayan bir politika nasıl Türkiye İttifakı yapabilir? İYİ Parti’den, Zafer Partisi’nden, MHP ve AKP’deki Türkçü unsurlardan oy alabilme şansı nasıl olabilir?

Kaldı ki DEM’den veya “Kürt demokratlar”dan da oy alma şansları yoktur. Çünkü DEM’in ve eski HDP sözcülerinin de söylediği gibi -Izady’den beri devam eden analiz doğrultusunda Kürt raporlarında son söylenen- “Demokratik Cumhuriyet” içindeki demokratikleşme talebi; tırnak içinde İstanbul gibi büyükşehirlerdeki Kürt burjuvazisinin, Karadenizliler gibi belli bir rol almasını talep eden bir politikadır.

Hatta henüz seçim başlamadan üç yıl önce, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı döneminde; “Bunu bize daha önce AKP ile yapılan ittifak verebilir, önümüzdeki süreçte gelecek ittifak da AKP ile HDP arasındaki ittifak olacaktır” diyen bir öngörü vardı. Bu öngörü, aslında bu politik dilleri doğru okumanın bir ürünüydü.

 

Previous Post

Süleymancılara operasyonu nasıl anlamalıyız?

Next Post

Mora’dan Sevr’e, Sevr’den “Çerçeve Yasa”ya: Etnik siyaset (2)

Next Post
Mora’dan Sevr’e, Sevr’den “Çerçeve Yasa”ya: Etnik siyaset (2)

Mora’dan Sevr’e, Sevr’den “Çerçeve Yasa”ya: Etnik siyaset (2)

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.