Nietzsche: İkisinden de farklı bir çıkış
Friedrich Nietzsche (1844–1900), bu tartışmaya bir sonraki kuşakta katılır.
Genç Nietzsche üzerinde Schopenhauer’in etkisi büyüktür. 1874 tarihli “Eğitici Olarak Schopenhauer” bunun en açık belgelerinden biridir. [11]
Fakat Nietzsche, zamanla ustasının kötümserliğinden ve istemenin yadsınması düşüncesinden uzaklaştı.
Schopenhauer hayatın acısından hareket ederek istemenin egemenliğinin kırılmasında kurtuluş ararken, Nietzsche, acıyı hayatın reddedilmesinin gerekçesi saymadı. Nietzsche’nin olgun düşüncesinde hayatın olumlanması, değerlerin sorgulanması ve insanın kendisini aşması giderek merkezî bir yer kazandı. [12]
Nietzsche, sosyalizmin eşitlik düşüncesine de eleştirel yaklaşır. Modern eşitlikçi hareketlerin bireyi sürü değerleri içerisinde eritme ihtimalini sorgular. [12]
Böylece 19. yüzyıldan üç farklı çıkış yolu belirir:
Marx: Dünyayı değiştir.
Schopenhauer: İstemenin tahakkümünü aş.
Nietzsche: Kendini aş.
Bu üç kısa ifade, filozofların bütün sistemlerini özetleyen doğrudan alıntılar olarak değil, aralarındaki yönelim farkını gösteren kavramsal bir şemadır.
Üçü de mevcut insanlık durumuyla hesaplaşır. İnsanlığın birikimi olan değerleri sorgularlar. Fakat çıkış kapıları uyuşmaz.
Yirminci yüzyılın verdiği cevap
20. yüzyıl, Marx ile Schopenhauer arasında gerçekleşmeyen bu tartışmaya büyük bir tarihsel laboratuvar sundu.
Devrimler gerçekleşti.
Hanedanlar devrildi.
Mülkiyet biçimleri değiştirildi.
Yeni üretim ve siyasal düzenleri kuruldu.
Bu gelişmeler, Marx’ın temel düşüncelerinden birini doğruladı: Toplumsal düzen değişmez değildir. İnsanların tarih içerisinde oluşturduğu kurumlar, yine insanlar tarafından değiştirilebilir.
Fakat 20. yüzyıl, başka bir problemi de ortaya çıkardı. Devrim yapmak, iktidar sorununu kendiliğinden çözmedi. Eski egemen sınıfların ortadan kaldırıldığı bazı toplumlarda yeni bürokrasiler, ayrıcalıklar, baskı mekanizmaları ve yeni iktidar merkezleri ortaya çıktı. Sovyetlerde Politbüro diktatörlüğü gibi. Politbüronun üstünde güçlü diktatör. Yüzyıl bu gerçeği yaşadı.
Buradan Schopenhauer’ci soru yeniden yükselir: Eski efendiyi ortadan kaldırmak, insanın efendi olma arzusunu da ortadan kaldırmış mıdır? Ancak bu tarihsel deneyim, Schopenhauer’i bütünüyle haklı çıkarmaz. Çünkü yoksulluğu, sömürüyü ve eşitsizliği yalnızca insanın doyumsuz istemesine bağlamak da tarih içerisinde değiştirilebilir kurumları değişmez insan tabiatı gibi gösterme tehlikesini taşır.
Belki Marx ile Schopenhauer’in birbirlerine en fazla ihtiyaç duydukları nokta tam burasıdır.
Marx bize; toplumun değiştirilebileceğini hatırlatır.
Schopenhauer ise; toplumu değiştiren insanın kendisini unutmamamız gerektiğini düşündürür. Doyumsuz arzu ve istek.
Devrimin çözemediği soru
1848’in Frankfurt sokaklarına yeniden dönelim. Barikatın arkasındaki devrimci, dünyanın başka türlü kurulabileceğine inanmaktadır.
Marx; onun arkasındaki tarihsel ve sınıfsal çelişkiyi görür.
Schopenhauer ise; aynı dünyaya bakarak daha karanlık bir soru sorar: Dünyayı değiştirecek insanın kendisi değişmedikçe dünya ne kadar değişebilir?
Marx’ın sorusu şudur: İnsanı yabancılaştıran toplumsal ilişkileri nasıl değiştirebiliriz?
Schopenhauer’in sorusu: Toplumu değiştiren insan, kendi istemesinin tutsağı olarak kaldığı sürece ne kadar özgürleşebilir?
Nietzsche buna üçüncü soruyu eklememize imkân verir: İnsan, kendisini aşmadan gerçekten özgür olabilir mi?
Bu üç soru bugün de kapanmış değildir.
Marx bize; toplumun insan tarafından kurulmuş olduğunu ve dolayısıyla değiştirilebileceğini hatırlatır.
Schopenhauer; toplumu değiştiren insanın kendi arzu ve iktidar probleminden kurtulmuş sayılamayacağını düşündürür.
Nietzsche ise; insanın yalnızca dünyayı değil, kendisini de aşması gerektiği düşüncesini tartışmanın içine taşır.
Bu nedenle Marx ile Schopenhauer arasında gerçekleşmeyen tartışmanın sonunda birini galip ilan etmek gereksizdir.
Asıl soru “Marx mı haklıydı, Schopenhauer mi?” değildir.
Asıl soru şudur: İnsanı değiştirmeden toplumu; toplumu değiştirmeden insanı ne kadar değiştirebiliriz?
Marx; dünyayı değiştirmek istedi.
Schopenhauer; dünyayı değiştirecek insanın değişip değişmediğini sorgulamamıza yol açtı.
Nietzsche ise; insanın önüne daha ağır bir görev koydu: Kendini aşmak. En zor iş, kendini aşmış üst insan olabilmek.
Marx ile Schopenhauer’in hiç yapmadığı tartışma, iki yüzyıla yaklaşan bir zamanın ardından hâlâ devam etmektedir. Ve etmelidir.
KAYNAKÇA
[1] Engels, Friedrich, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, çev. Sevim Belli, 5. bs., Ankara: Sol Yayınları, 2011.
[2] Cartwright, David E., Schopenhauer, çev. Sibel Erduman, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2023.
[3] Hegel, Georg Wilhelm Friedrich, Tarih Felsefesi, çev. Aziz Yardımlı, 3. bs., İstanbul: İdea Yayınevi.
[4] Marx, Karl, Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, Cilt I: Sermayenin Üretim Süreci, çev. Mehmet Selik – Nail Satlıgan, İstanbul: Yordam Kitap, 2011.
[5] Engels, Friedrich, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, çev. Sevim Belli, 5. bs., Ankara: Sol Yayınları, 2011.
[6] Schopenhauer, Arthur, İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya, çev. A. Onur Aktaş, Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2023.
[7] Marx, Karl – Engels, Friedrich, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, çev. Muzaffer İlhan Erdost, Ankara: Sol Yayınları, 2005.
[8] Marx, Karl, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol Yayınları, 2011.
[9] Marx, Karl, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, çev. Sevim Belli, 7. bs., Ankara: Sol Yayınları, 2011.
[10] Marx, Karl, “Feuerbach Üzerine Tezler”, Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu içinde, çev. Sevim Belli, 5. bs., Ankara: Sol Yayınları, 2011,
[11] Nietzsche, Friedrich, Eğitici Olarak Schopenhauer, çev. Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2024.
[12] Nietzsche, Friedrich, İyinin ve Kötünün Ötesinde: Gelecekteki Bir Felsefeye Giriş, çev. Ahmet İnam, 11. bs., İstanbul: Say Yayınları, 2023.

