No Result
View All Result

Korkutan değişim

İsmail Kaya by İsmail Kaya
25 Ağustos 2026
in GÜNLÜK
0
Korkutan değişim

Nedenini bilmiyorum, aslında bakarsan hiçbir konu hakkında bilgi sahibi değilmişim gibi hissediyorum. Bildiğim tek şey, bilmediğimi biliyor olmam sanırım. Bu ruh halinden hiç hazzetmiyorum. Kendimi rahatsız hissediyorum. Bazen bağırmak hatta çığlık atmak istiyorum. Yalnızlık duygusu da bu bilgisiz belirsizliğe eşlik ettiği anda daha bir çekilmez oluyor. Bütün bunları fark etmem birkaç yıl öncesine dayanıyor aslında.

Sonbahardı, güzel bir öğleden sonraydı, her zamanki gibi Kuğulu parkta en sevdiğim bankta oturmuş, gazetemi okuyordum. Allah’ım, ne kadar zırva dolu bu gazete diyordum kendi kendime. Ama suç gazetenin değil elbette, zira ülke siyasetinin geldiği nokta ortada. Milletvekilleri milletin değil de cüzdanlarının vekilliğini yapıyor sanki. Kimisi parayla pulla kimisi makamla mevki ile yapıyor bu vekilliği. Kaç yılda bu hale geldik hiç anlayamadım. Ya da her zaman anladım sanırım. Mesele siyasete bulaşan İslam ya da İslam’a bulaşan siyaset ya da belki de Emevî zihniyetinin Türk milleti üzerindeki etkisi. Kim bilir? Bu arada suçlu gazeteler de var elbette, aman Allah’ım o gazeteleri okumak bazen kanımı donduruyor. Bu tip gazetelerde Atatürkçü düşünce sisteminden eser bile görmeyeceğimi biliyorum, bu beni şaşırtmıyor zaten. Ama son zamanlarda bir de Atatürk düşmanlığı yapmaya başladılar. İşte böyle anlarda aklıma bazen Menderes hükümeti, bazen de Özal hükümeti geliyor. Bu ülke ne sınavlardan geçti ve hala geçmekte.

İşte ben, tam olarak bu duygularda, en karamsar ruh halimde iken okuduğum gazeteden kafamı kaldırıyorum, sanki denizde kafamı sudan çıkarıp nefes almak ister gibi. O an göz göze geliyoruz, yıllardır görmediğim kadim dostum diye düşündüğüm ama iş, güç, şehir değişikliği derken koptuğum eski dava arkadaşım. Birlikte üniversitede, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde faaliyetler yürüttüğüm biricik dostum. Ama yok, benzettim sanırım. Zira garip bir şekilde giyinmiş. Bol kumaş pantolon üzerine sarkmış bol uzun kollu gömleği ve tuhaf bir bıyığı var. Yok canım, o değil. O olamaz! Olmamalı!

Beni fark etti, bana doğru geliyor, aman Allah’ım gülümsüyor. Yok, olamaz! Bu bizim Deniz olamaz! Hassas derecede demokrat olan annesi ve babasının ilk göz ağrısı olan, ismiyle Atatürkçü olsun diye Deniz ismi verilmiş yakışıklı arkadaşım bu olamaz!

– Selamünaleyküm Aydın’cım.

– Deniz!

– Nasılsın Aydın? Beni gördüğüne şaşırmış gibisin, hayra vesile olsun inşallah.

– Be… Ben şaşırdım Deniz, affedersin.

Bu, benim arkadaşım Deniz mi gerçekten? Ne oldu? Neler oldu? Ne diyeceğim ben şimdi? Nasıl soracağım? Ne soracağım? Deniz’in bu hali o kadar net ki, cümleye nasıl başlayacağım? Allah’ım, allak bullak oldum tam anlamıyla.

– İyiyim sağ ol, sen nasılsın?

– Elhamdülillah Aydın. Şükür, iyiyim kardeşim.

– Ben ne diyeceğimi bilemedim Deniz, nedir bu halin?

– Ne varmış halimde Aydın?

– Ne bileyim? Benim tanıdığımdan farklı görünüyorsun ve farklı konuşuyorsun. Özür dilerim, ben sadece şaşırdım. Haddimi aşmak istemem biliyorsun beni.

– Ben seni biliyorum Aydın, ama sen beni bilmiyorsun artık sanırım.

Bu son cümlesini söylerken öyle bir kinaye vardı ki yüzünde, öylesine bir küçümseme, hatta öylesine bir acıma vardı ki, tarifi zor bir bakış ile bakıyordu. Gerçekten ne Deniz’e ne de kendime ne diyeceğimi bilemiyordum.

– Bu değişikliği bana anlatmak ister misin Deniz?

– Değişiklik olduğu falan yok. Sadece doğru yolu buldum, Allah’a şükür. Yıllarca boş zırvalıklar peşinde koştuktan ve memur olup da gerçek bir dosta kavuştuktan sonra kendimi buldum.

– Gerçek bir dost mu?

– Evet, adı Ayhan.

– O’nu gerçek kılan nedir?

– Esasen biraz daha geriye gitmem gerek, Aydın. Biliyorsun, üniversiteden sonra İstanbul’a memur olarak atandım. Orada yıllarca çalıştım, evlendim, barklandım. Tabii bu sırada seninle koptuk. İstanbul’da iken düşüncelerimde bazı çıkmazlara girmeye başladım. Biraz kafam karışmaya başladı. Derken İstanbul’un bana iyi gelmediğini, beni devamlı günaha soktuğunu fark ettim ve Ankara’ya tayinimi istedim. Bir süre sonra isteğim oldu tabii araya bir sürü adam sokmam gerekti.

– Adam sokmak mı? Ankara’ya gelmek mi? Neler oluyor Deniz? Madem Ankara’ya geri döndün, beni neden aramadın? Daha da önemlisi, hâlâ neden bana ulaşmadın da burada böylece karşılaştık? Hem bu bıyıklar, bu giyim de ne böyle?

– İşte bu yüzden seni aramadım Aydın! Beni yargılayacağını biliyordum. Bundan kaçabildiğim kadar kaçmaktı niyetim. Ama seni burada otururken görünce belki seni de kurtarırım diye düşünüp sana doğru gelmeye başladım ve sen de beni fark ettin.

– Yargılamak elbette haddim değil. Tekrar özür dilerim Deniz ama benim yerimde sen olsan bu manzara karşısında nasıl davranırdın? Bu şaşkınlıkla sen neler derdin?

– Evet anlayabiliyorum seni Aydın. Merak etme, bir şey demiyorum ya da sana kızmıyorum başlarda ben de senin gibiydim. Ama şimdi arındım çok şükür.

Deniz tamamen değişmişti. Konuşması, kullandığı kelimeler, giyimi, bakışları bile değişmişti. Şaşkınlıkla sohbete devam ediyorduk. Ama aklım karmakarışıktı, söylediği her şeyi tam olarak anlayamıyor ya da belki duyamıyordum. Neden sonra aklıma takılan soruyu tekrar sormak geldi. Sanki o soru işin anahtarıydı.

– Ayhan kim?

– Kafamdaki şüpheleri gideren ve kendimi bulmamı sağlayan adam. Biliyorum, ne saçmalıyor bu, diyorsun? Tuhaf geldiğinin farkındayım. Ama İstanbul’da iken daireden bir abi beni bir gün bir sohbete götürdü. Orada kendimi iyi hissettim. Sonra o sohbetlere düzenli gitmeye başladım. Ayhan ile orada tanıştık. Kendimi gördüm sanki Ayhan’da. Eskiden o da benim gibiymiş.

– Benim gibiymiş derken?

– Yani bilirsin işte, “Atatürkçü”.

– Nasıl yani şimdi Atatürkçü değil misin?

– Değilim çok şükür.

– Neler diyorsun Deniz? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

– Ne dediğimi biliyorum ben. Umarım sen de benim gibi doğru yolu bulursun. Neyse devam edeyim. Ayhan beni Ankara’ya tayin için ikna etti. Nasıl olacak derken, hallederiz dedi. Ve araya bir sürü kişiler girdi benim tayinim için. Hepsi de kıymetli kişilerdi. Bir süredir de Ankara’dayım işte. Çoluk çocuk taşındık tekrar Ankara’ya.

– Bu anlattıklarına inanamıyorum Deniz. Tüm bunlar sanki şaka ya da kötü bir kabus gibi. Neyse, benim gitmem lazım. Bazı işlerim var. Kendine iyi bak.

– Tamam Aydın, öyle olsun. Allah’a emanet kardeşim.

Az önce tam olarak ne yaşadım ben? Bu nasıl bir değişim. Bu sohbetlerde neler konuşuluyor da insan böyle değişebiliyor? Nasıl bir beyin yıkamadır bu? Bu tip olayları hep duyuyordum ama bu kadar yakınımda gelip beni bulacağını hiç düşünmemiştim. Ah Deniz, ah benim can dostum… Bu hale geldiğine inanamıyorum!

İşte bu yaşadığım, tüm hayatımı etkileyen ilk olaydı. Bundan sonra başka başka pek çok şeyler yaşadım. Kişiler başkaydı ama konu aynıydı. Bunları yaşadıkça ne kadar bilgisiz ne kadar çaresiz olduğumu anladım. Ve giderek de yalnızlaştım. Ah be Aydın, neler yaşıyorsun böyle…

Previous Post

Atatürk, Türk milliyetçisi miydi?

Next Post

Kılıçdaroğlu’nun Meclis’e soktuğu Deva Partili, tarikatları savundu

Next Post
Kılıçdaroğlu’nun Meclis’e soktuğu Deva Partili, tarikatları savundu

Kılıçdaroğlu'nun Meclis’e soktuğu Deva Partili, tarikatları savundu

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

imunify-bot-check