Süleymancılar Cemaati’nden sonra Furkancılar olarak bilinen Alparslan Kuytul çevresine de operasyon yapılmasının ardından tarikatlar ve cemaatler tartışması farklı bir noktaya geldi.
Genel olarak konuyla ilgili konuşan herkesin gördüğü ve söylediği şey; operasyon yapılan cemaatlerin AKP’ye muhalif olmaları sebebiyle bu uygulamaya maruz kaldığı. Bu artık reddedilemeyecek bir tespit. Operasyona muhatap olan grupların suçlandığı faaliyetlerin neredeyse diğer tüm tarikatlar ve cemaatler bünyesinde de gerçekleştiği ama iktidarla arayı iyi tuttukları için soruşturmaya uğramadıkları artık genel kanıya dönüşmüş durumda.
AKP yetkilileri, operasyonların bu grupların cemaat kimliğine yapılmadığını, bunlar suç örgütü olduğu için operasyon yapıldığını söyledi. Yani AKP daha en baştan “Bizim tarikatlara, cemaatlere karşı bir tavrımız yok. Meselemiz başka” demiş oldu. Ancak buna karşın yine de hâlâ, devletin cemaatlere karşı harekete geçtiğine inanan ya da kendisi inanmasa da insanları inandırmak isteyenler oldu.
Daha önce değindiğimiz gibi bazıları da çıkıp “Hayır, tarikatları, cemaatleri yasaklamak çözüm değil. Aksine bunlara tüzel kişilik verilmeli, böylece denetim de sağlanır” dedi. Bu söylemin sahiplerinden Deva Partili Mehmet Emin Ekmen’i önceki yazımızda konu etmiştik. Dün benzer tezleri Bülent Arınç da savundu. Böylece konunun ciddiyetinin arttığı da ortaya çıkmış oldu. Bir AKP klasiğidir; Arınç çıkıp AKP’nin bazı icraatlarını eleştirir gibi açıklamalar yapar ama söylediklerinin ardında aslında AKP’nin sıradaki bir başka planının hazırlığı vardır. Burada da bunu görmeliyiz.
Arınç’ın tüm söylediklerinin en önemli kısmını bir kez daha okuyalım:
“Burada bir şeye dikkat etmek istiyorum. Süleymancılar söz konusu olduğunda, içlerinde kin ve garaz taşıyan bir kısım ‘CHP’li zihniyete sahip insanlar’, ‘Cemaat ve tarikatlar kapatılsın’ diye bir koro halinde konuşmaya başladılar. Bu çok yanlıştır. O kadar yanlıştır ki, cemaat ve tarikatlar sosyolojik yapılardır. Bütün dünyada da böyledir. Kaldı ki Türkiye’de de cemaatler ve tarikatlar her zaman var olmuştur.”
Yaklaşık olarak Deva Partili “muhalif” siyasetçinin teziyle aynı çerçevede olan bu sözlerin asıl hedefi bellidir. Daha önce de dediğimiz gibi mesela mafya da sosyolojik bir yapıdır. Bu onun dokunulamaz olduğunu ve ahlaken doğru olduğunu kanıtlamaz. Aynı şey tarikat ve cemaatler için de geçerlidir. Kaldı ki Arınç’ın “tarikatlar kapatılsın diyen CHP zihniyeti” diye bahsettiği şey elbette bu yapılarla sorunu olmayan Kılıçdaroğlu CHP’si ya da Özgür Özel’in Yeni Partisi değil, 1925’te tekke ve zaviyelerin kapısına kilit vuran Atatürk’ün CHP’sidir. Ekmen gibi Arınç da Cumhuriyet Devrimi’ne, laikliğe ve Atatürk’e karşıdır.
Peki, şimdi ne olacak?
Bir sonraki aşama şu olabilir: AKP kendisine biat etmemiş, muhalif kalmış ya da kendisinden bir dereceye kadar uzak kalmış tüm cemaatleri tasfiye eder. Geriye kalanları da kendi denetimi altına almak adına ama aslında daha da kapsamlı bir projeyle, bir Cumhuriyet devrimini daha ortadan kaldırmak amacıyla tüzel kişiliğe kavuşturur. Artık hukuken kapalı fiilen açık olan tarikat ve cemaatler, hukuken de açılmış olur.
Yani AKP, bir de tarikatlar-cemaatler açılımı yapar.
Hukuken kapalı olmasına rağmen fiilen her türlü çalışmayı, örgütlenmeyi, siyaseti ve ticareti yapan tarikatlar böylece “serbest” ama AKP’nin tam kontrolünde yollarına devam ederler.
Bir yandan PKK açılımı ile Türkiye’nin ulus devlet kimliği ortadan kaldırılırken diğer taraftan da bu ikinci açılımla, çizilecek ikinci çerçeveyle laik devlet kimliği de ortadan kaldırılmış olur.
Artık en büyük ihtimal bu…

