No Result
View All Result

Alman idealizminden Alman militarizmine (1)

Muharrem Yellice by Muharrem Yellice
28 Ağustos 2026
in GÜNLÜK
0
Alman idealizminden Alman militarizmine (1)

Kant, Fichte, Hegel, Schopenhauer ve Nietzsche, Alman felsefesinin “en”leridir. Oluşturdukları felsefe Alman ve dünya toplumlarını nasıl etkiledi? Bu felsefî düşünce; Alman militarizmini mi doğurdu? Militarizm felsefeyi mi kullandı? Bu sorulardan hareket edelim.

Alman düşüncesinin Kant’tan Nietzsche’ye uzanan yaklaşık yüz yıllık dönemi, dünya felsefesinin en büyük zihinsel sıçramalarından birini meydana getirdi. Kant; insan aklının sınırlarını araştırdı. Alman idealizmi Kant’la başladı. Takipcileri Fichte, Hegel ve Schelling  bu idealizmi geliştirdiler. Fichte, özgür özneyi ve millî bilinci öne çıkardı. Hegel; tarihi ve devleti büyük bir felsefî sistemin içine yerleştirdi. Schopenhauer; bu tarih ve devlet anlayışına karşı insanın kör isteğini öne çıkardı. Nietzsche ise; Alman devletinin, eğitiminin ve kültürünün giderek birbirine bağlanmasına sert bir eleştiri geliştirdi. [1]

Fakat aynı yüzyıl, başka bir Almanya da yarattı.

Napolyon karşısında parçalanmış Alman devletleri, 19. yüzyılın ikinci yarısında Prusya öncülüğünde birleşti. 1864 Danimarka, 1866 Avusturya ve 1870–1871 Fransa savaşları, Alman birliğinin askerî ve siyasal basamaklarını oluşturdu. 1871’de Alman İmparatorluğu ilan edildi. [2]

Ortaya kaçınılmaz bir soru çıktı.

Kant, Fichte ve Hegel’in oluşturduğu Alman idealizmi ile Prusya-Alman militarizmi arasında nasıl bir ilişki vardır?

Daha keskin sorarsak:

Alman felsefesi militarizmi mi doğurdu? Yoksa yükselen Alman devleti; felsefenin bazı kavramlarını kendi siyasal amaçları doğrultusunda mı kullandı?

Kanaatimizce ikinci cevap, tarihsel ve felsefî bakımdan daha savunulabilirdir.

Immanuel Kant’ı (1724–1804) Alman militarizminin düşünsel kaynaklarından biri olarak göstermek ciddi bir yanılgı olabilir.

Çünkü Kant’ın siyaset felsefesinin nihai hedeflerinden biri savaşı meşrulaştırmak değil, kalıcı barışın hukukî şartlarını araştırmaktır.

1795 tarihli Ebedî Barış Üzerine Felsefî Deneme, bunun en açık belgesidir. Kant, sürekli orduların zaman içerisinde bütünüyle kaldırılması gerektiğini savunur. Sürekli silah altında tutulan orduların başka devletleri tehdit ettiğini ve devletleri bitmeyen bir silahlanma yarışına sürüklediğini düşünür. Uluslararası hukukun, devletler arasında hukuki birliği kurulmasını ve savaşı teşvik eden kurumların sınırlandırılmasını ister. [3]

Kant’ın doğrudan ardılı olmamasına rağmen, Bertrand Russell da benzer biçimde, uluslararası bir otorite ve dünya ölçeğinde bir hukuk düzeni olmadan kalıcı barışın güvence altına alınamayacağını savundu.

Kant’ın evrensel görüşü onu Alman militarizminin fikrî babalarından biri saymayı oldukça güçleştirir.

Kant’ın asıl devrimi başka yerdedir.

İnsan, başkasının aklıyla değil kendi aklıyla düşünmelidir.

1784 tarihli “Aydınlanma Nedir?” yazısındaki ünlü Sapere aude! çağrısı bunun ifadesidir. Kendi aklını kullanmaya cesaret et. [4]

Kant’ın bireyi; böylece yalnız epistemolojik değil, ahlaki bakımdan da özerktir.

Bu nedenle Kant’ı Alman militarizminin kurucusu değil, Alman idealizminin başlangıç noktası olarak değerlendirmek gerekir.

Kant’ın Aydınlanmayı insanın kendi aklını kullanma cesareti olarak tanımlaması ile Atatürk’ün akıl ve bilimi toplumsal ilerlemenin temel kılavuzu sayması arasında dikkat çekici bir düşünsel yakınlık vardır. Kant bireyi dogmatik ve otoriter vesayetten aklın özerkliğiyle kurtarmaya çalışırken, Atatürk bu Aydınlanmacı ilkeyi eğitimden hukuka, devlet yönetiminden toplumsal hayata uzanan bir modernleşme programının merkezine yerleştirmiştir. Bununla birlikte bu benzerlik, doğrudan bir Kant–Atatürk etkilenmesi olarak değil, Avrupa Aydınlanmasının akılcı mirası ile Cumhuriyet düşüncesinin kesişmesi olarak değerlendirilmelidir.

Kant’ın açtığı idealist yol, Fichte’de başka bir siyasal içerik kazanacaktır.

“Özgür özne”den Alman milletine

Johann Gottlieb Fichte (1762–1814), Kant’ın eleştirel felsefesinden hareket etti; fakat Kant’ın sınırlandırdığı özneyi çok daha etkin ve kurucu bir konuma yükseltti.

Napolyon’un Prusya’yı yenilgiye uğratması, Fichte’nin düşüncesinde önemli bir tarihsel dönemeç oluşturdu.

1807–1808 kışında Fransız işgali altındaki Berlin’de verdiği Alman Ulusuna Söylev, artık yalnız soyut felsefenin değil, milletin yeniden kuruluşunun da metni olma özelliğini taşır. [5]

Fichte’ye göre; yenilmiş Alman toplumunun yeniden doğuşunun temel araçlarından biri eğitimdir.

Fakat bu, sıradan bir okul eğitimi değildir. Yeni insanı oluşturacak, bireyi ortak millî amaç etrafında biçimlendirecek bir eğitimdir. Dil, kültür, eğitim ve millî devamlılık Fichte’nin düşüncesinde birbirine bağlanmaktadır. [5]

Tam burada Kant ile Fichte arasında önemli bir ayrılık belirir.

Kant’ın Aydınlanma insanı; kendi aklını kullanmaya cesaret eden bireydir.

Fichte’nin tarihsel şartlar altında tasarladığı insan ise; milletin yeniden doğuşuna katılacak bireydir. Atatürk’ün eğitim anlayışı bu görüşle örtüşür.

Bu özlem, militarizm değildir.

Fichte’nin Alman Ulusuna Söylevlerini doğrudan Alman militarizminin veya daha sonraki Nasyonal Sosyalizmin manifestosu saymak tarih dışı bir okuma olur. Fakat Fichte’nin millet, dil, eğitim ve ortak tarih düşüncesinin sonraki Alman milliyetçiliği tarafından kullanılabilecek güçlü bir düşünsel miras bıraktığı da gözden kaçırılmamalı. [5]

Nitekim Fichte’nin Söylevleri ile daha sonraki Alman milliyetçi düşüncesi arasındaki ilişki Türkçe akademik literatürde de tartışılmıştır. [5]

Önemli olan, doğrudan bir nedensellik iddia etmek değil açılan düşünsel imkânı görmektir: Eğitim ile millet, millet ile tarihsel görev ve tarihsel görev ile devlet arasında güçlü bir bağ kurulmuştur.

Devletin felsefî yükselişi

Georg Wilhelm Friedrich Hegel’de (1770–1831) mesele daha karmaşık hâle gelir.

Hegel için devlet yalnızca insanların günlük ihtiyaçlarını karşılayan idarî bir aygıt değildir. Devlet, özgürlüğün hukuk ve kurumlar içerisinde gerçekleştiği etik bütünlüğün yüksek biçimidir. [6] Tarih de rastgele olayların toplamı değildir. Akıl, tarih içerisinde kendisini gerçekleştirir. Halklar ve devletler, bu tarihsel hareketin taşıyıcıları hâline gelebilir. [7]

İşte Hegel’in daha sonraki siyasal yorumlara en açık tarafı burada ortaya çıkar: Devlet tarihsel bir misyonun taşıyıcısı olarak görüldüğünde, devletin eylemlerini sıradan siyasetin üzerine çıkarma tehlikesi doğabilir.

Fakat Hegel’i “Prusya militarizminin filozofu” ilan etmek de aşırı bir basitleştirmedir.

Hegel’in devleti, basit bir askerî diktatörlük değildir. Hukuk, aile, sivil toplum ve siyasal kurumların oluşturduğu kapsamlı bir etik düzendir. [6]

Yine de devletin tarihsel ve etik değerini yükselten Hegelci dil, sonraki devletçi yorumlar için Kant’ın bireysel özerklik düşüncesinden daha elverişli olmuştur. Hegelçi felsefe yorumundan Nazizm ve komünizm neşet etmiştir desek abartı olmaz.

Kant’ın temel sorusu; özgür insan nasıl mümkündür?

Hegel’in sorusu ise; özgürlük, tarih ve devlet içerisinde nasıl gerçekleşir?

1871 Felsefesinin ardından ordu geldi.

Fichte 1814’te, Hegel 1831’de öldü.

Dolayısıyla ikisini Bismarck’ın 1860’lar ve 1870’lerde izlediği siyasetin doğrudan sorumlusu hâline getiremeyiz.

Alman birliğini gerçekleştiren asıl güç, felsefe kürsüsü değil Prusya devletinin bürokrasisi, diplomasisi, ekonomik gücü ve ordusudur.

Bismarck’ın Almanya’sı, üç savaşın ardından ortaya çıktı:

1864’te Danimarka,
1866’da Avusturya,
1870–1871’de Fransa.

Ardından Alman İmparatorluğu kuruldu. [2]

Bu süreçte askerî zafer, salt askerî başarı olmaktan çıkıp Alman milletinin tarihsel yükselişinin kanıtı olarak yorumlanmaya müsait hâle geldi.

İşte felsefe ile militarizm arasındaki ilişkiyi tam burada aramak gerekir.

Fichte’nin millet, Hegel’in devlet ve tarih, Prusya geleneğinin disiplin ve ordu kavramları aynı siyasal kültür içerisinde buluşabildi.

Felsefe militarizmi yaratmadı. Fakat militarizm kendisini meşrulaştırırken felsefeden kavramlar devşirdi.

(Devamı gelecek…)

Previous Post

Sırada tarikatlar-cemaatler açılımı mı var?

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

imunify-bot-check