Değerli dostlar,
Daha önce kaleme aldığım “Eski iktidarlar yapmaya gelirdi, AKP satmaya geldi” başlıklı yazım, bugüne kadar 400 bini aşkın görüntüleme aldı, 833 kişi tarafından sayfalarında paylaşıldı, 2.300’den fazla yorum aldı ve 10 binin üzerinde beğeniye ulaştı.
Bu ilgi, aslında toplumun önemli bir bölümünün ülkenin gidişatı konusunda ciddi bir sorgulama içinde olduğunu gösteriyor. Ancak gelin görün ki, bu yazımdan dolayı bazı AKP trollerinin adeta bombardımanına uğradım.
Hakaret ettiler, suçladılar, olmadık şeyler söylediler.
Oysa ben kimseye hakaret etmedim.
Ben sadece soru sordum.
Cumhuriyetin yıllar boyunca oluşturduğu fabrikalar, işletmeler, kamu kurumları ve ekonomik değerler neden birer birer elden çıkarıldı? Devletin görevi sadece elindeki varlıkları satmak mıdır?
Geçmiş iktidarlar ülkeye fabrika, yol, baraj, okul, hastane ve üretim tesisleri kazandırmak için çalışırken, bugün neden hazır bulunan değerleri satmak üzerinden bir ekonomik anlayış ortaya çıktı?
Bir ülkenin zenginliği yalnızca kasasına giren parayla ölçülmez. Asıl zenginlik; üretim gücüdür, fabrikalarıdır, toprağıdır, madenidir, yetişmiş insanıdır, bilim insanıdır, teknolojisidir ve geleceğe bırakacağı kurumlardır.
Bir fabrikayı sattığınızda sadece binayı satmış olmazsınız. O fabrikanın üretim gücünü, istihdamını, teknolojisini ve gelecekte sağlayacağı geliri de elden çıkarmış olursunuz.
Elbette devletin gerektiğinde bazı varlıklarını özelleştirmesi tartışılabilir.
Ama asıl mesele şudur: Sattığınızın yerine ne koyuyorsunuz?
Sattığınız fabrikanın yerine daha modernini kuruyorsanız, mesele farklıdır. Sattığınız işletmenin yerine daha büyük üretim tesisleri açıyorsanız, ülke ekonomisi büyüyor demektir.
Ama elinizdeki varlıkları satarak günü kurtarıyor, yerine yenilerini koymuyorsanız, geleceğin kaynaklarını tüketiyorsunuz demektir.
Bugün çocuklarımızın ve torunlarımızın hakkı olan değerleri tüketip, bunun adına başarı diyebilir miyiz?
Benim itirazım buna. Benim sorum buna. Ve bu soruları sormaya devam edeceğim.
Çünkü bu ülke hepimizin.
İktidarlar gelip geçicidir.
Devlet kalıcıdır.
Hükümetler değişir.
Millet kalır.
Bugün iktidarda olanlar, yarın olmayabilir.
Ama bugün alınan kararların bedelini gelecek nesiller ödeyebilir.
Bu nedenle, mesele AKP’li olmak, CHP’li olmak, MHP’li olmak ya da başka bir siyasi görüşe sahip olmak değildir. Mesele Türkiye’nin geleceğidir.
Eleştiriye tahammül edemeyenler, hakaret ederek cevap vermeyi tercih edebilir. Ben ise hakaret etmeyeceğim.
Soracağım.
Araştıracağım.
Yazacağım.
Çünkü demokratik toplumlarda farklı düşünmek suç değildir. İktidarı eleştirmek düşmanlık değildir. Tam tersine, ülkesini seven insanın en önemli sorumluluklarından biri, yanlış gördüğü şeyleri söyleyebilmektir.
Ben bu yazıları bir siyasi parti adına yazmıyorum.
Bir makam, mevki ya da çıkar beklentisiyle de yazmıyorum.
Bu ülkenin bir vatandaşı olarak yazıyorum.
Ve şunu açıkça söylüyorum: Türkiye’nin geleceği, geçmişten kalan ne varsa satılarak değil, yenileri üretilerek kurulmalıdır.
Çocuklarımıza satılmış bir ülke değil; üreten, çalışan, bilim yapan, hukuka güvenen, demokratik, güçlü ve bağımsız bir Türkiye bırakmalıyız. Bunun için de birbirimize hakaret etmek yerine, birbirimizi dinlemeyi ve düşünmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü Türkiye’nin bugün en çok ihtiyacı olan şey kavga değil, akıl ve ortak sorumluluktur. Benim yazılarımın amacı da budur. Amaç kimseyi suçlamak değil, sorular sormak ve düşünmektir.
