Türk siyasetinin yeni yangını, “gizli protokol” meselesi ve anlaşılan bu yangın öyle kolay sönmeyecek. Mesele Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın “CHP’nin Reisi” Kemal Kılıçdaroğlu ile bir gizli protokol yaptıklarını, buna göre MİT başkanlığı ve üç bakanlık alacaklarını açıklamasıyla ortaya çıktı. Herkes acaba Kılıçdaroğlu ne yanıt verecek diye beklerken o da “yaptıysam ben yaptım, kimsenin de haberi yoktu” gibi bir terslemeyle pişkinlik arası bir açıklamada bulundu. Bunun ardından da ortalık tamamen toz duman oldu.
İyi Parti, böyle bir protokolden haberleri olmadığını açıkladı, Özdağ ise olduğunu iddia etti. HDP, Kılıçdaroğlu’nu kınadı, Davutoğlu’nun Gelecek Partisi ise siyasi ahlak açısından doğru bulmadıklarını açıkladı vs…
Gizli protokol denilince akla ilk gelen vakalardan biri, bir dönem Türk siyasetine damgasını vurmuş olan “Onbirler Olayı” ya da olayın geçtiği mekândan aldığı diğer adıyla “Güneş Motel olayı”dır. 1977’de Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nden 11 milletvekilinin yeni kurulacak CHP hükümetinde bakanlık vaadiyle istifa ettirilmesi hükümeti düşürmüş, yerine bu isimlerin onunun hakikaten bakanlık kaptığı bir CHP-Ecevit hükümeti kurulmuştu.
Görünürde bakanlık vaatli gizli protokol sonuç vermiş, başarılı olmuştu ama nihayeti gayet kötüydü. Bakan olan on kişiden ikisi (Tuncay Mataracı ve Hilmi İşgüzar) Türk siyasi tarihinin en meşhur yolsuzluk olayına karışmıştı. Bir başka bakanlık bahşedilen isim olan Şerafettin Elçi ise bu olay neticesinde Türkiye’nin ilk Barzanici-Kürtçü bakanı olmuştu!
Gizli protokol mantığı baştan sorunlu bir mantık, özellikle de siyasi ahlak açısından… Birilerine bir şeyler vaat edilir, arada başka birileri de satılacağı ya da hakkından edileceği için bihaber tutulur, sonra bu protokolün birilerinin namusuna emanet olduğu söylenir ama sonuç hiç de öyle olmaz. Bu tip komplovari, konspiratif işler siyasette sadece bozulma getirir. Neticede gizli protokol bir kumpastır. Başka bir şey değil… Ve kumpaslardan sadece kirlenme çıkar.
Gizli protokol kavramının Onbirler Olayı dışında da anımsattığı şeyler var. Bunlar daha tarihsel ve daha büyük çaplı kumpaslar. Emperyalist ülkelerin dünyayı, özellikle de Osmanlı Devleti’ni paylaşırken birbirlerine gizli protokoller yaparak kumpas kurmaları meşhurdur. 19. yüzyılda emperyalist devletlerin icat ettiği gizli protokol yöntemi, 20. yüzyılın başından itibaren, özellikle I. Dünya Savaşı ve sonrasında çok kullanıldı.
1916’da İngiltere ve Fransa arasında imzalanan ve genellikle Rusya’nın süreçteki yönlendirmesi ve nihai onayı görmezden gelinen Sykes-Picot-Sazonov Antlaşması, bunun hem başlıca örneklerindendir hem de Türkiye’de en bilinenidir. 1916 Mayıs’ında Anadolu, Suriye ve Irak’ı İngiltere ile Fransa arasında paylaştıra antlaşma, Rusya’ya da Doğu Anadolu’yu bırakmıştı. Bu protokol yapılırken bir taraftan Türkiye paylaşılmış, diğer taraftan İtalyanlar bu paylaşımda söz sahibi olmaktan dışlanmıştı. Arap İmparatorluğu hayalleri gören Şerif Hüseyin ve diğer isyancı Arap şeflerinin ise ellerine böyle bir şey geçmeyeceğinden haberleri dahi olmamıştı! Oysa onlar da Şerif Hüseyin’in İngiliz generali Mac Mahon’la aynı yılın Mart ayında yaptıkları gizli protokole güveniyorlardı…
Biraz daha eskiye gidelim. 1908’de bugün Estonya’nın başkenti olan Talinn’de (o zaman Reval deniyordu) İngiltere ve Rusya arasında Türkiye’ye karşı bir gizli protokol yapılmıştı. Protokolün duyulmasının ardından memleketin paylaşılacağını anlayan devrimci subaylar Makedonya dağlarına çıkmış, II. Meşrutiyet süreci başlamıştı.
1915’te Fransa’nın Boğazları, Rusya’ya bırakmayı taahhüt ettiği Boğazlar gizli protokolü, aynı yıl İngiltere’nin İtalya’ya Konya, Antalya ve Muğla’yı vaat ettiği İngiliz-İtalyan gizli protokolü vs… Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Çok uzatmayalım ama 2 Ağustos 1914’te Sait Halim Paşa’nın Alman Büyükelçisi Baron von Wangenheim ile yaptığı, Türkiye’yi Almanya’nın yanında savaşa ve dolayısıyla felakete sürükleyen gizli ittifak protokolü ile 1939’un Ağustos’unda komünist Stalin ile Nazi Hitler’in Polonya ve Doğu Avrupa’yı paylaştıkları gizli protokolü hatırlatmazsak olmaz…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk siyasetine yeni hediyesi olan gizli protokolden nerelere geldik. Daha doğrusu, gizli protokolün kökenine geldik. Kısacası, Kılıçdaroğlu dönüp dolaşıp yaptığı bu icatla, Türk siyasetini geçmiş yüzyıllarda emperyalistlerin bir kumpas yöntemi olarak keşfedip kullandıkları gizli protokollere mahkûm etti. Zaten muhalif siyaseti bitirmişti, şimdi elde olanı da kumpaslarla, gizli protokollerle yıkmaya kararlı.
Siyasi ahlak mı?
Kumpasın girdiği yerden o hemen kaçar. Yani çoktan buraları terk etti bile…

