AKP, 2002’den itibaren Türkiye siyasetinin belirleyici aktörü oldu. Başlangıçta liberal demokratik reformlar ve AB süreci ekseninde şekillenen politikalar, zamanla otoriterleşme, kişisel liderlik ve dışa bağımlılıkla karakterize bir yapıya dönüştü. Bu süreçte:
Demokratik kurumlar zayıflatıldı, hukuk devleti ilkeleri geriledi.
Ekonomik büyüme kısa vadeli sermaye hareketlerine dayandırıldı.
Dış politika pragmatizminden milliyetçi-muhafazakâr bir çizgiye kayıldı.
AKP sonrası dönemde Türkiye’nin karşılaşacağı iki ana yol ayrımı ortaya çıkıyor:
Otoriterlik ve Merkeziyetçilik mi? Yoksa Demokratik Yenilenme mi?
Otoriterliğin sürdürülmesi, merkezî karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi, dış politikada pragmatik ama sınırlı bağımsızlık.
Demokratik kurumların güçlendirilmesi, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun rolünün artması, hukukun üstünlüğünün sağlanması, yurttaşlık kültürünün geliştirilmesi.
Bu yol ayrımı sadece siyasi partiler arası rekabet değil, aynı zamanda Türkiye toplumunun demokratikleşme ve özgürleşme iradesinin sınavıdır.
Türkiye’nin önündeki yol ayrımında bölgesel ve küresel gelişmeler de belirleyici olacaktır:
ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin Ortadoğu politikaları,
Avrupa Birliği ile ilişkilerin seyri,
Bölgesel çatışmalar ve mülteci krizleri,
Ekonomik krizlerin ve enerji politikalarının yönetimi,
bu faktörler Türkiye’nin hem iç hem dış politikasını doğrudan etkileyecektir.
Türkiye’nin geleceği için öneriler ve stratejik vizyon:
Türkiye, ABD ve Rusya gibi güç dengelerinin arasında esnek, çok yönlü ve çıkar odaklı bir dış politika geliştirmeli. Bu kapsamda;
Bölgesel işbirliklerine öncelik verilmeli,
Enerji koridoru ve ekonomik entegrasyon projeleri hızlandırılmalı,
Uluslararası hukuk ve BM mekanizmalarına daha fazla dayanan tutum benimsenmeli.
*Siyasal istikrarın sağlanması için demokratik mekanizmalar güçlendirilmeli:
Yargının bağımsızlığı teminat altına alınmalı,
Medya özgürlüğü ve çoğulculuk sağlanmalı,
Sivil toplum ve yerel yönetimlerin karar alma süreçlerindeki rolü artırılmalı.
*Farklı etnik, mezhepsel ve kültürel gruplar arasında kapsayıcı bir yurttaşlık anlayışı oluşturulmalı,
Eğitim sistemi demokratik değerleri ve çoğulculuğu teşvik edecek şekilde reforme edilmeli,
Uzlaşma kültürünü geliştirecek platformlar ve mekanizmalar yaygınlaştırılmalı.
*Yabancı sermayeye aşırı bağımlılıktan kaçınılmalı,
Bölgesel kalkınmaya öncelik verilmeli,
Teknoloji ve üretim odaklı sektörler desteklenmeli.
Türkiye, tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak ve iç dinamiklerini güçlendirerek, bölgesinde barış ve istikrarın merkezi haline gelebilir. Bu, ancak demokratik, katılımcı, eşitlikçi ve bağımsız bir devlet modeliyle mümkündür. ABD ve diğer küresel aktörlerin etkilerini dengeleyecek sağlam kurumlar ve güçlü bir yurttaşlık kültürü inşa etmek, Türkiye’nin stratejik vizyonunun temel taşları olmalıdır…

