Açılım ortaklarının temel meselesi hâlâ Apo’ya verilecek olan statü. DEM Parti adına Pervin Buldan ve Mithat Sancar önce AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ile görüştü. Dün de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi TBMM’de ziyaret ettiler.
Görüşmenin içeriğini gizli tutacakları zaten söylenmişti. Görüşmeden sonra da herhangi bir açıklama yapılmadı. Fakat konuşulan asıl konunun Apo’ya resmi bir statü verilmesi olduğu neredeyse herkes tarafından bilinen bir sırra dönüşmüş durumda. DEM Parti’nin ve doğrudan Apo’nun kendisinin resmi statü konusunda ısrarcı olduğu biliniyor. Gerçi Devlet Bahçeli onlardan da daha ısrarcı olabilir, bu ayrı mesele…
Bahçeli’nin ve Apo’nun statü konusundaki yaklaşımı şöyle: Apo kendi kurduğu örgütü feshettiğine göre bundan sonra onun sıfatı ne olacak? Tabii bizden de böyle bir feshin olduğuna inanmamız bekleniyor. Sonra da Apo için statüsüz kaldı diye endişelenmemiz… Statüsüzlük Apo için çok kötüymüş demek. İşte bu yüzden de “siyasallaşma ve barış koordinatörü” gibi isimler altında onu resmi bir sıfatla statü sahibi yapmaya çalışıyorlar.
Biz daha önceden Apo’nun statüsünün ancak bebek katili ve terörist başı olabileceğini söylemiştik. Kendisine makam olarak da yine sadece darağacının yakışacağını belirtelim.
Fakat bu noktada bazı sorular da sormalıyız.
Zamanında “Apo asılsın” söylemiyle meydanlarda ip atan, milliyetçi Türk insanından oy isteyen Bahçeli nasıl oldu da bugün bu çizgiye geçti? “Osmanlı devrinde olsaydı Apo’yu paşa yaparlardı” diyenlerin tezine uygun bir şekilde Apo’ya statü isteyen noktaya geldi?
Bahçeli bu konuda o kadar ısrarcı ki AKP’yi bile solda sıfır bırakıyor! Hatta anlaşılan o ki AKP o kadar istekli değil ya da kendini ağırdan satıyor. DEM Parti de AKP’yi ikna etmesi için Bahçeli’yi araya sokma yolunu deniyor. Nereden nereye, öyle değil mi?
Biraz daha geçmişe gidelim: 2015 seçimleri itibarıyla Devlet Bahçeli, bir anda muhalif olmaktan vazgeçip AKP’ye yanaşmıştı. Bunun gerekçesi olarak da PKK’ya karşı olmayı, o zamanki HDP ile hiçbir şekilde temas etmemeyi tez olarak insanların önüne koymuştu. Şimdi geldiğimiz noktada Bahçeli hem AKP’nin hem de DEM/PKK’nın yanında. Türk siyasetinin son 10-12 yılını anlamak istiyorsak işin kilit noktasının Bahçeli’deki bu çift taraflı dönüşüm olduğunu görmemiz gerekir. 2015’te sandıkta yenilen AKP bu hamleyle iktidarda kalmayı başarmıştı ve halen de orada!
Demek ki 2015 seçimlerinde AKP’nin karşısında şimdiki Cumhur İttifakı ortağı ve açılımcı MHP, yine Açılımdaki diğer ortağı o zamanki adıyla HDP ile butlancı Kılıçdaroğlu dışında kimse yokmuş.
Yani aslında AKP açıkça kendi kendisiyle “yarışıyormuş.”
Böyle “rakipleri” olduktan sonra elbette kaybetmezler. Elbette iktidarlarını, sultalarını sürdürmeye devam ederler…
Türk siyasetinin özellikle 2013 ve Gezi sonrasındaki tablosunun özeti işte bundan ibarettir. Zaman zaman hatırlatmakta fayda var.
