Salı günü Danimarka’da yerel seçimler vardı. Bizzat yerinde takip ettiğim bu seçimleri değişik yönleriyle ve Türkiye’deki seçimlerle karşılaştırmalı olarak sizlere aktarmak istiyorum.
Seçimlerden ne anlaşılmalı?
Öncelikle şunun altını çizmemiz lazım:
Seçim, yalnızca seçim günü oy pusulalarını sandıklara atma eyleminden ibaret değildir. Seçim bir süreçtir ve süreç oy verme eylemiyle beraber öncesindeki kampanya dönemini ve sonrasındaki siyasi pazarlıklar dönemini ve de tüm hukuksal çerçeveyi içerir. Yani seçim eşit koşullarda olmalı ve sonuçları üzerinde herhangi bir manipülasyon ya da sonuçları tanımamaya yönelik girişimler olmamalıdır. Bu açıdan yapılacak ilk değerlendirmede Danimarka genelinde seçim sürecinin büyük bir olgunlukla atlatıldığını belirtmeliyim.
Oy verme günü hafta içine denk getirildiği için işten çıkanlar da rahat oy kullanabilsin diye seçmene tanınan süre saat 20:00’ye kadar uzatıldı.
Oy kabinine girmeden önce seçim görevlisine kimlik numaranızı ya da doğum tarihinizi söylemeniz yeterli, ayrıca bir belge sunmanız gerekmiyor. Elinize iki tane oy pusulası veriliyor. Birincisi belediye meclisi (Byråd) ikincisi ise bölge meclisi/ bölge konseyi (Regionsråd) tercihiniz için. Her iki pusulada da partiler ve adaylar çok açık biçimde görünmekte. İsminin başına çarpı işareti atmak suretiyle dilediğiniz aday için tercihli oy da kullanabilirsiniz.
Danimarka’da ve aslında birçok Avrupa ülkesinde belediyeler standart belediye teşkilatı olmanın ötesinde bizdeki kaymakamlık fonksiyonunun da üstlenildiği idarelerdir. Ehliyet, pasaport, işsizlik ödenekleri vb. tüm işlemler buralarda görülüyor. O nedenle yerel idareler çok önemli.
“Region” adı verilen bölgeler ise birisi “Başkent Özel Bölgesi” olmak üzere beş tanedir.¹
Bölge meclisi ve belediye meclisi arasındaki ilişki bir yönüyle Türkiye’deki Büyükşehir Belediyesi – İlçe Belediyesi ilişkisine benziyor. Danimarka’da belediyeler yukarıdaki hizmetlere ek olarak kreşler, yaşlı bakımı ve temizlik hizmetlerini üstlenirken, Bölge meclisleri ise hastanelerle sağlık sistemlerinin koordinasyonunu, toplu taşımayı ve altyapı planlamalarını yapıyor.
Yerel idarenin belirlenmesinde Türkiye’dekinden farklı bir metot
Oyların tasnifi yapıldıktan sonra Türkiye’deki seçimlerle tek benzerlik sandalye dağılımı sırasında uygulanan d’hondt sistemidir. Yalnız Türkiye’de belediye başkanı için bir ya da iki kontenjan ayrılıp geri kalan sandalyeler için d’hondt hesabı yapılıyor. Danimarka’da ise böyle bir ayrıcalık yok.
D’hondt sisteminden maksimum fayda elde edebilmek için Danimarka’da seçim öncesinde partilerin bir seçim ittifakı (valgforbund) yapmaları yaygın bir durumdur. Türkiye’de bunun benzeri “Kent ittifakı” olarak karşımıza çıkıyor ama tam olarak aynı değil. Çünkü Türkiye’deki modelde partiler ayrı ayrı giriyor ve bir parti görece daha zayıf partiye kontenjan verdiğinde bunun ideolojik yansıması ve ciddi tartışmaları oluyor. Danimarka’daki model ise tamamen matematiksel bir engeli aşma amacıyla tasarlanmış basit ittifaklardır.
Ancak iki ülkede yerel idareler bazında en radikal ayrım belediye başkanının belirlenmesinde. Türkiye’de başkan halk tarafından doğrudan seçiliyor. Bu taraftan baktığımızda biraz başkanlık sistemine benzemekte. Danimarka’da ise halk esasen belediye başkanını seçmez. Halkın seçtiği meclis, seçim sonrasında aralarında hükümet müzakeresi yaparak bir koalisyon oluşturur ve o şekilde başkanı belirlerler. İşte burada partilerin birbirlerine ideoloji yakınlığı ve ilgili bölgenin dinamikleri etkili oluyor.²
Şu durumda Türkiye’dekinin aksine Danimarka’da yerel idarelerde de tipik bir parlamenter sistemin işlediğini söyleyebiliriz.
Kıta Avrupa’sının çok partili parlamenterist tüm modellerinde olduğu gibi güçlü bir meclis var ve doğal olarak aynı seçim dönemi içinde meclis çoğunluğu el değiştirdiğinde başkanın düşürülmesi de söz konusu oluyor.
Seçim sonuçları ne söylüyor?
Seçime katıldım %69,2 olarak gerçekleşti ki bu oran ortalama bir Avrupa ülkesi için gayet kabul edilebilir bir orandır. Türkiye’de ise katılım oranı seçim meşruiyetinin ve demokrasinin en önemli göstergesiymiş gibi düşünülür ama büyük bir yanılgıdır bu. Demokrasinin olgunlaşamadığı yerlerde anca tek gösterge katılım oranı olabilir çünkü halkın kendisini ifade edebildiği ve belirleyici olduğu tek yer sandıktır.
Seçim sonuçları özellikle iktidardaki Sosyal Demokratlar için bir hayli kötüydü. Bir önceki seçimde %28 iken %23’lere düşmek ciddi bir gerilemedir. Yüz yıla yakın bir süre kesintisiz kendi idareleri altında olan, adeta partinin kaleleri olarak nitelendirilen yerler kaybedildi. Başkent Kopenhag da bu kaybedilen kalelerden birisi oldu. Fakat burada başkanlık sağa değil daha soldaki bir adaya devrediliyor.
Başbakan Mette Frederiksen stratejik bir değerlendirme yapacaklarını ve şimdilik bir istifa düşünmediğini söyledi ama partisi ciddi bir yara aldı. Sağ ve merkez sağ blok birçok yerde iyi sonuçlar elde etti. Diğer taraftan sosyalist ve yeşil karakterdeki sol partiler de iyi çıkış yaptılar.
İlginç bir seçim daha geride kaldı. Göçmen karşıtlığı hususunda en kararlı ülkelerden birisi olmasına rağmen göç olgusunun getirdiği sorunlar ve etnik Danlıların buna tepkisel yaklaşımları Danimarka’da seçim sonuçları üzerinde son derece etkili olmuştur.
Dipnotlar:
1) 2027 itibarıyla Başkent bölgesi ve Region Sjælland’in birleştirilmesi düşünülüyor.
2) Hem genel hem de yerel seçimlerde partiler iki ana blok olarak ittifak halindedirler: Siyasi yelpazenin solunda olanlar Kırmızı (Rød) blok, sağda kalanlar Mavi (Blå) blok partileridir. İttifak ve koalisyonların aynı blok içinde olması beklenir.


