Ahmet Minguzzi…
Belki bir haber satırında karşılaştık onunla. Belki sosyal medyada birkaç gün konuşuldu, sonra yerini başka acılara bıraktı. Ama bir çocuğun hayatı, gündemin akışına kapılıp gidecek kadar sıradan olabilir mi?
Ahmet sadece bir isim değil. O, yarım kalan bir çocukluk. Kurulamayan hayaller, söylenemeyen cümleler, yaşanamayan bir gelecek demek. Ve ne yazık ki o yalnız değil.
Bu ülkede her yıl, isimlerini bile tam öğrenemeden kaybettiğimiz çocuklar var. Kimi şiddetin kurbanı oluyor, kimi ihmalin, kimi de görmezden gelinmişliğin. Her biri, birilerinin evladı, birilerinin dünyasıydı. Ama çoğu zaman onları sadece “bir olay” olarak hatırlıyoruz.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Bir çocuğun ölümü, bir istatistik değildir. Bir çocuğun kaybı, birkaç gün süren bir öfke dalgasıyla geçiştirilemez. Çünkü çocuklar ölüyorsa, orada sadece bireysel hatalar değil, toplumsal bir eksiklik vardır.
Sormamız gereken sorular var:
Neden bu çocuklar korunamadı?
Kimler görmesi gerekeni görmedi?
Ve en önemlisi, biz neden bu kadar çabuk unutuyoruz?
Ahmet Minguzzi’nin adı, belki zamanla daha az anılacak. Diğer çocukların isimleri gibi… Ama unutmamak bir tercih. Hatırlamak ise bir sorumluluk.
Çünkü bir toplum, en çok çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Eğer gerçekten bir şeylerin değişmesini istiyorsak, sadece üzülmek yetmez. Hatırlamak, sorgulamak ve talep etmek gerekir. Adalet talep etmek, güvenli bir gelecek talep etmek, çocukların gerçekten çocuk olabildiği bir ülke talep etmek…
Ahmet için.
Adını bilmediğimiz diğer çocuklar için.
Ve hâlâ hayatta olan, korunmayı bekleyen tüm çocuklar için.
Bu bir yazı değil aslında.
Bu, görmezden gelinmemesi gereken bir çağrı.
