Türkiye’de yıllardır cevap bekleyen bazı sorular var.
2015’te farklı bir çizgide duran Devlet Bahçeli neden kısa süre sonra tamamen farklı bir siyasi pozisyona geçti?
Meral Akşener neden seçim sürecinde masadan kalkıp tekrar döndü?
Kemal Kılıçdaroğlu neden seçim kaybından sonra bile siyasetin merkezindeki isim olmaya devam etti?
Bunların hepsi tesadüf mü?
Yoksa Türkiye’de siyasi aktörlerden bağımsız işleyen, partiler üstü bir yönlendirme mekanizması mı var?
Belki de tartışmamız gereken kişiler değil, kişilerin üzerinde etkili olduğu iddia edilen sistemdir.
Türkiye’nin geleceği için artık isimleri değil, sistemi sorgulamak gerekiyor.
Rejim değişti, peki kim kazandı?
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi.
Peki bu değişimden kim kazançlı çıktı?
Türk milleti mi?
Demokrasi mi?
Siyasi partiler mi?
Yoksa devletin ve ekonominin kritik noktalarında etkisini artıran bazı güç odakları mı?
Çünkü görünen o ki iktidar değişse bile bazı dengeler değişmiyor.
Asıl soru şu:
Türkiye’de seçimler iktidarı mı belirliyor, yoksa iktidarın sınırlarını önceden belirlenmiş bir sistem mi çiziyor?
Bu sorunun cevabını bulmadan hiçbir siyasi tartışma bizi gerçeğe götürmeyecektir.
CHP üzerinde oynanan oyunlar mı var?
Son yıllarda CHP’nin iç tartışmaları, kurultay süreçleri ve liderlik mücadeleleri hiç bitmedi.
Peki bunlar doğal siyasi süreçler mi?
Yoksa parti içindeki mücadelelerin ötesinde, Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinin sürekli kendi içine çekilmesi mi isteniyor?
Çünkü iktidarı denetlemesi gereken bir muhalefet, enerjisini sürekli kendi iç kavgalarına harcıyorsa bundan kim fayda sağlıyor?
Belki de asıl mesele kişiler değil.
Asıl mesele, güçlü bir muhalefetin ortaya çıkmasını istemeyen anlayışın var olup olmadığıdır.
Bu soruyu sormak her vatandaşın hakkıdır.
Yargı, siyaseti dizayn mı ediyor?
Demokrasilerde son sözü millet söyler.
Ancak son yıllarda Türkiye’de birçok siyasi tartışma mahkeme salonlarına taşınıyor.
Partiler, belediye başkanları, siyasetçiler ve seçim süreçleri hakkında verilen kararlar toplumun geniş kesimlerinde tartışmalara yol açıyor.
Elbette hukuk işleyecek.
Ama vatandaşın aklındaki soru şu:
Yargı sadece hukuku mu uyguluyor, yoksa siyasetin yönünü de etkiliyor mu?
Bu sorunun cevabı yalnızca hukukçuları değil, demokrasiye inanan herkesi ilgilendiriyor.
Çünkü güçlü devletin temeli bağımsız ve tarafsız adalettir.
Not: “Amaç kimseyi suçlamak veya hedef göstermek değil; sorular sormak, düşünmeye ve tartışmaya katkı sunmaktır.”
Türkiye’de görünmeyen güç odakları var mı?
Tarih boyunca devletlerin görünen yöneticileri olduğu gibi, perde arkasında etkili olduğu iddia edilen güç merkezleri de tartışılmıştır.
Türkiye’de de yıllardır aynı soru soruluyor:
Gerçek kararları kim veriyor?
Seçilmiş siyasetçiler mi?
Bürokrasi mi?
Sermaye çevreleri mi?
Uluslararası güç merkezleri mi?
Yoksa bunların oluşturduğu karmaşık ilişkiler ağı mı?
Bu sorulara kesin cevap vermek kolay değildir.
Ama bir gerçek var:
Not: “Amaç kimseyi suçlamak veya hedef göstermek değil; sorular sormak, düşünmeye ve tartışmaya katkı sunmaktır.”
Türkiye bir felaketin eşiğinde mi?
Bugün ülkemizde iktidarı destekleyen de, muhalefeti destekleyen de hayat pahalılığından, adalet tartışmalarından ve geleceğe dair belirsizliklerden şikâyet ediyor.
Birbirimizle kavga ediyoruz ama aslında benzer kaygıları taşıyoruz.
Kimimiz sorunun iktidarda olduğunu düşünüyor, kimimiz muhalefette.
Fakat belki de asıl soru şudur:
Türk milletinin enerjisi neden sürekli birbirine karşı harcanıyor?
Neden insanlar ekonomik sorunları, adalet meselelerini ve ülkenin geleceğini konuşmak yerine birbirlerini düşman gibi görmeye itiliyor?
Bugün geldiğimiz noktada sağcı-solcu, muhafazakâr-laik, Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye ayrışan herkes aynı gemidedir.
Gemi su alıyorsa, hangi kamarada olduğumuzun önemi kalmaz.
Bu nedenle mesele parti meselesi değildir.
Mesele Türkiye meselesidir.
Eğer hukuk zayıflarsa hepimiz kaybederiz.
Eğer demokrasi zayıflarsa hepimiz kaybederiz.
Eğer ekonomi çökerse hepimiz kaybederiz.
Bu yüzden birbirimizi suçlamaktan önce ülkenin gidişatını sorgulamak zorundayız.
Çünkü tarih bize gösteriyor ki milletler dışarıdan gelen tehditlerle değil, içeride birbirlerine düşürüldüklerinde zayıflarlar.
Belki de artık birbirimize değil, sorunlara karşı mücadele etmenin zamanı gelmiştir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni kavgalar değil; adalet, liyakat, demokrasi ve milli birliktir.
Çünkü bu vatan hepimizin.
“Farklı görüşlerde olabiliriz; fakat aynı bayrağın altında, aynı geleceği paylaşan bir milletiz. Kurtuluşumuz birbirimizi yenmekte değil, birlikte güçlenmektedir.”
Not: “Amaç kimseyi suçlamak veya hedef göstermek değil; sorular sormak, düşünmeye ve tartışmaya katkı sunmaktır.”
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı
