Bir tarafta gece yarısı evlerinden ters kelepçeyle alınan insanlar, diğer tarafta milyonlarca yatırımcının hakkını ilgilendiren fon skandalının sorumluluğu tartışılan yöneticiler… Türkiye’nin asıl meselesi artık yalnızca para değil, adalet meselesidir!
Fon skandalı, yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren ciddi bir güven krizine dönüşmüş durumda. Kamuoyuna yansıyan iddialar, hem fon işlemlerini hem de denetim kurumlarının sorumluluğunu tartışmaya açtı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirdiğini ve fonların tasfiye sürecini koordine etmek üzere bir kurul oluşturulduğunu açıkladı.
Ancak sorulması gereken sorular var:
Denetim mekanizmaları neden zamanında görevini yapmadı? Milyonlarca liralık işlemler gerçekleşirken kim neyi gördü, kim neyi görmezden geldi? Soruşturulacak kurumların yöneticileri görevde kalırken incelemenin tarafsızlığı nasıl sağlanacak?
Elbette görevden alınmak suçlu olmak anlamına gelmez. Ancak ciddi iddiaların araştırıldığı süreçlerde çıkar çatışmaları önlenmeli, deliller güvence altına alınmalı ve gerekirse bağımsız idari tedbirler uygulanmalıdır.
Gelelim asıl çelişkiye!
Bu ülkede muhalif bir siyasetçi hakkında soruşturma açıldığında, daha mahkeme karar vermeden gece yarısı evinden alınıyor, ters kelepçeyle götürülüyor ve kamuoyu önünde adeta mahkûm ediliyor.
Peki, milyarlarca liralık fon işlemleri ve denetim sorumluluğuna ilişkin iddialar karşısında neden aynı kararlılığı göremiyoruz?
Biz kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Tam tersine, herkes için aynı hukukun uygulanmasını istiyoruz.
Hukuk, yalnızca muhaliflerin kapısını gece yarısı çalmak değildir. Hukuk, iktidara yakın olanların da kapısını aynı ciddiyetle çalabilmektir.
Adalet, güçsüzün karşısında aslan, güçlüye karşı kuzu olmak değildir!
Yıllardır ülkeyi yöneten, ekonomi kadrolarını ve denetim kurumlarının yöneticilerini belirleyen iktidar, ortaya çıkan tablonun sorumluluğunu birkaç kişinin üzerine bırakıp kenara çekilemez.
Devlet yönetmek, yalnızca başarıların sahibi olmak değil; ihmallerin ve denetim zafiyetlerinin de hesabını vermektir.
Milletin birikimi, emeklinin alın teri ve dar gelirlinin geleceği kimsenin şahsi tasarruf alanı değildir. Vatandaş finansal sisteme güvenemiyorsa ortada yalnızca ekonomik değil, siyasi ve idari bir güven sorunu da vardır.
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, ihmali veya suçu bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Ne siyasi kimlik dokunulmazlık sağlamalı ne de muhaliflik suçluluk karinesi oluşturmalıdır. Çünkü devletin itibarı, yöneticilerini korumakla değil, adaleti herkese eşit uygulamakla yükselir.
Gece yarısı kapılar çalınırken, milyonlarca insanın hakkını ilgilendiren iddiaların muhatapları için aynı kararlılık gösterilmiyorsa vatandaşın sormaya hakkı vardır:
BU ÜLKEDE KELEPÇE SADECE GÜÇSÜZÜN KOLUNA MI TAKILIYOR?
Bizim istediğimiz intikam değil, adalettir: Herkese eşit hukuk, şeffaflık ve hesap verebilirlik.
Çünkü devlet hiç kimsenin şahsi mülkü, millet de hiç kimsenin siyasi ikbalinin finansörü değildir!
