İstanbul merkezli bir Dünya Sistemi, iki dönemli bir gelişim gösterir. Birinci dönem Akdeniz Sistemidir. Merkezi İstanbul’dur. Henüz İstanbul kurulmadan önce Pers Kralı Darius, boğaza iskeleler kurarak ordusunu Avrupa’ya geçirmiştir. Bu olay, Heredot’un tarihinde anlatılır. Bu sürece Herodot belki “Byzantium” ismini vermişti. Gerçekte bu isim, Yunan ya da Romalılara ait değil Perslere ait bir rotanın ismiydi. Daha sonraki dönemde kuzeyden Avarlar, liderleri Bayan Han’la 6. yy’da İstanbul’u fethetmeye geldiler. Silivri’deki dış surun önünde aylarca beklediler. Sonra geri döndüler. Daha önce Attila da İstanbul’a yönelmişti. Bu anlamda İstanbul, tarihsel süreçte merkez olmuştur. Bunun temelini anlamak için Andre Gunder Frank’ın 5 bin yıllık Dünya Sistemi tezini dikkate almak gerekir.
O da bu sistemin merkezinde İstanbul’un yer aldığını vurgular. Roma patriğinin de İstanbul’da konumlanması, dünya ticaret yollarının İstanbul’dan geçmesiyle ilgilidir. Bu, İstanbul’a batıdan yönelimdir. Daha sonra Partlar, Mithrdiates liderliğinde yeniden doğudan İstanbul’a yöneldi. Bugün Pontus Rum Krallığı olarak tanımlanan olgu, aslında Turan’dan gelen Partların Anadolu’da egemen olmasıdır. Bu, Selçuklulara benzeyen bir süreçtir. İran tarihini anlatan Şehname’de Partlar Turani oldukları için dışlanır ve anlatılmaz.
İkinci dönemde Selçuklular, Horasan ve İran’dan Anadolu’ya geldi. İznik’e kadar uzanarak burada egemen oldular. Bunun üzerine Haçlılar buraya gelmişti. Daha önce de Arap orduları, Hz. Muhammed’in işaret ettiği mübarek komutan olmak saikiyle İstanbul’a geldi. Gerçekte bunlar dinsel olgular değildir. Dünya Sisteminin ekonomik merkezi, dinsel bir söylemle vurgulanmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih, “Rum İmparatoru” ismini aldı. Roma’nın Balkanlardaki alanını, yani bugünkü Bulgaristan, Yunanistan ve eski Yugoslavya alanına fütuhat başladı. Bu, Roma alanının Fatih ve ardılları tarafından Roma olarak fethedilmesi olgusudur. Sonrasında Tuna boyunca Macaristan’a ve Avrupa’ya gidiş vardır. İstanbul, tüm bu sistemin merkezindedir.
Şah İsmail’in Anadolu’daki hareketlerinin temel hedefi İstanbul’du. Yavuz, bu nedenle bu tehlikeyi ciddiye aldı. Doğuya doğru hareketini de bu belirledi. Söylendiğine göre Şahkulu bile Antalya’dan çıkıp Osmanlı ordularını yenerek ilerlerken yolunu İstanbul’a çevirmek istemişti. Bu ihtimal doğunca, İstanbul ona karşı harekete geçmiştir.
İstanbul’un bu kutsal şehir görünümünün altında Dünya Sisteminin ve coğrafyanın belirlediği merkezlik olgusu vardır. Bu merkezin oluşturduğu sistem, Portekizlilerin, İspanyolların, Hollandalıların Akdeniz’i terk ederek Atlantik ve Pasifik üzerinden Uzak Doğu’ya ulaşmalarıyla geride kaldı. Çağımızda ise petrolün bulunmasıyla durum yeniden değişti.
İran’a yapılan saldırının başladığı yer, dünya petrolünün dörtte üçüne sahip olan Zağros, Mezopotamya, Basra Körfezi yatakları üzerindedir. Burada yeni dünya düzeni kurulmasına yönelik bir harekettir. Dünya sisteminin alt merkezleri, suni olarak Dubai’de kurulmuştur. Ama bölgenin gerçek merkezi İstanbul’dur. Burada Türk-Arap-Kürt söylemine bir de Acem eklenebilir. Fakat Acem, Batılılar tarafından Pers ya da İranlı olarak çevrilir. Gerçekte Acem, İranlı Türklere verilen bir isimdir. Anadolu’daki Selçuklulara Rum ya da Fatih’e Rum İmparatoru denilmesi gibi, İstanbul merkezli ittifaka da Türk-Kürt-Arap yanında Rum ve Ermeniler de katılmalıdır.
Günümüzde de Kürt sorununun çözümü, daha önce de belirttiğim gibi büyük şehirlerdeki Kürt nüfusunun kantonal olarak tanımlanarak haklar verilmesi çizgisi gibi görülmekte. Fakat asıl nokta, Dünya Sisteminin merkezindeki burjuvaziyle entegrasyondur. Basra Körfezi’nde petrol üzerinde duran Arapların oluşturacağı Dünya Sistemi, daha ağırlıklı olarak İstanbul’u çıkış noktası alacaktır. Bunun temelinde de petrodolarların Batı’da yatırıldıktan sonra geri alınamaması var. İstanbul’da kuvvetli bir finans merkezi olması durumunda burada değerlendirilebilir.
Neo-Marksist bir analizle Dünya Sistemi olarak Venedik Sistemi, Anvers-Hollanda Sistemi, İngiltere Sistemi ve sonra da Amerika Sistemi geldi. Günümüzde ise Dünya Sisteminin merkezine yeniden petrol üretimi dolayısıyla Orta Doğu ve Doğu Akdeniz geçti. Bunun merkezi de İstanbul’dur. Bu politika, daraltılmış bir ulus devletler kavramı yerine şehir devlet olarak İstanbul’u alır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği medeniyet seviyesi olarak İstanbul bu konuma gelir. Atatürk’ün deyimiyle, hedefimiz en ileri medeniyet seviyesidir. İstanbul, bu anlamda küresel bir merkez konumu gösterir. Bütün politik yetersizlik ve teknolojik geriliğe rağmen coğrafyanın belirlediği bir durum söz konusudur.
Hint Okyanusu’ndan çıkan bir gemi, Kızıldeniz üzerinden İstanbul’a geldikten sonra bir ucu Balkanlar üzerinden Tuna’ya, bir ucu Volga üzerinden Sibirya’ya giden bir noktaya ulaşır. İtalya’dan çıkan bir gemi ise İstanbul’dan geçip Kırım üzerinden Çin’e kadar uzanır. Kıbrıs, İskenderun Körfezi ve Basra Körfezi, İran ile Arabistan arasındaki çıkış noktası vardır. Bu, coğrafi bir zorunluluk oluşturur. Bugünkü İran Savaşı da dünyanın yeniden biçimlendirilmesinde yeni bir aşamadır. İngilizlerin oluşturduğu ulus devlet sistemi çöktü. Yerine ABD’nin oluşturmak istediği sistemde şehir devletler var. Singapur, Kuala Lumpur, Hong Kong, Tokyo, Şanghay gibilerine İstanbul da eklenecektir. Avrupa merkezli sistem yerine Akdeniz merkezli” sistem ortaya çıkacaktır.

