No Result
View All Result

İnsanın en çok neye ihtiyacı vardır?

Ahmet Buğra Öksüz by Ahmet Buğra Öksüz
23 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
İnsanın en çok neye ihtiyacı vardır?

Bir insanın en çok neye ihtiyacı vardır, hiç düşündünüz mü?

Para değil. Şöhret hiç değil. Hatta çoğu zaman sandığımız gibi büyük hayaller de değil. İnsan, en çok anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Ama gel gör ki en az bulduğu şey de budur.

Sokakta yürüyen birine bakın. Elinde telefon, kulağında kulaklık, gözleri bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Herkes bir yerlere yetişiyor ama kimse kimseye değmiyor. Aynı masada oturanlar bile birbirine temas etmiyor artık. Cümleler kısa, bakışlar kaçamak, duygular yarım.

Birine “Nasılsın?” diye soruyoruz mesela. Aldığımız cevap hazır: “İyiyim.”

Oysa kim iyi gerçekten?

Biraz dikkatle bakınca görüyorsunuz aslında… “İyiyim” diyenlerin göz altı mor, sesi yorgun, içi dağınık. Ama kimse kimsenin cümlesinin arkasını kurcalamıyor. Çünkü herkes kendi yüküyle meşgul. Kimse bir başkasının yüküne el uzatacak kadar hafif değil artık.

İnsan bazen anlatmak ister. İçinde birikenleri, boğazına düğümlenenleri, geceleri uykusunu kaçıran o cümleleri… Ama karşısında dinleyen yoksa, zamanla susmayı öğrenir. İşte en tehlikelisi de budur. İnsan sustukça içi kalabalıklaşır.

Bir süre sonra kendi kendine konuşmaya başlar insan. İçinde cümleler kurar, cevaplar verir, tartışır, susar. Dışarıdan bakınca sessizdir ama içi bir pazar yeri gibi. Gürültülü, dağınık ve yorucu.

Bugün en çok konuşanların, aslında en az anlaşılanlar olması tesadüf değil. Gürültü arttıkça anlam azalıyor. Sosyal medyada herkes bir şey anlatıyor ama kimse gerçekten bir şey söylemiyor. Kelimeler çoğaldıkça değerini kaybediyor sanki. Herkes görünür olmak istiyor, ama kimse görülmek istemiyor aslında olduğu haliyle.

Çünkü görülmek cesaret ister. Kusurlarınla, eksiklerinle, kırık taraflarınla ortaya çıkmak… İşte asıl mesele bu. İnsan en çok da bundan kaçıyor. O yüzden herkes biraz rol yapıyor. Biraz daha güçlü, biraz daha mutlu, biraz daha “iyi” görünmeye çalışıyor.

Ama gerçek şu: Hepimiz biraz eksik, biraz yorgun, biraz kırgınız.

Ve belki de bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz.

O yüzden mesele büyük laflar etmek değil.

Uzun uzun nasihatler vermek hiç değil.

Bazen sadece susup dinlemek gerekir.

Gerçekten dinlemek.

Karşındakinin cümlesini kesen cevaplar hazırlamadan… Onu düzeltmeye çalışmadan… Kendi hikâyeni araya sıkıştırmadan… Sadece orada olarak.

Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey; uzun konuşmalar değil, doğru zamanda gelen küçük bir cümledir:

“Seni anlıyorum.”

Bu cümleyi duyan bir insanın omuzları hafifler. Yalnız olmadığını hisseder. Dünyanın bütün yükü biraz olsun dağılır.

Ne garip değil mi?

Onca kalabalığın içinde, insanın en büyük derdi hâlâ yalnızlık.

Ve belki de çözüm çok basit:

Biraz daha az konuşup, biraz daha çok anlamaya çalışmak.

Belki o zaman bu kadar kırılmazdık.

Belki o zaman bu kadar susmazdık.

Belki o zaman “iyiyim” derken gerçekten iyi olurduk.

Previous Post

Akın Gürlek meselesi neyi örtüyor?

Next Post

PKK’dan değil, “Mustafa Kemal’in Askeri”
Ebru Eroğlu’ndan rahatsız olan düzen

Next Post
PKK’dan değil, “Mustafa Kemal’in Askeri” Ebru Eroğlu’ndan rahatsız olan düzen

PKK’dan değil, “Mustafa Kemal’in Askeri”
Ebru Eroğlu’ndan rahatsız olan düzen

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.