No Result
View All Result

İran’da Türklüğün tasfiyesi ve çifte mücadele zorunluluğu

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
31 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
İran’da Türklüğün tasfiyesi ve çifte mücadele zorunluluğu

İran olarak adlandırılan yapı, etnik bir kimliği değil coğrafi bir alanı ifade etmektedir. Tarih boyunca bu coğrafyada Selçuklular, Tatarlar, Kızılbaşlar gibi Türk unsurlar egemen olmuş, İran bir Fars devleti olarak değil, Türklerin yönettiği bir siyasi yapı olarak varlığını sürdürmüştür. Buna rağmen günümüzde İran, 2500 yıllık kesintisiz bir Pers devleti gibi sunulmaktadır. Bu, tarihsel bir gerçeklik değil, sonradan inşa edilmiş bir söylemdir.

Türklüğün bu coğrafyadaki ağırlığı, özellikle Şah İsmail sonrası dönemde başlayan Şiileşme süreciyle birlikte zayıflatılmıştır. Şiilik, başlangıçta Türk unsurların taşıdığı bir hareket olmasına rağmen zamanla Farsileştirilmiş, dil ve dinî ritüeller üzerinden Türk kimliği geri plana itilmiştir. Bu süreç, Türklüğün sistematik olarak tasfiye edilmesinin başlangıcı olmuştur.

Daha sonra İngiliz müdahalesiyle bu dönüşüm kurumsal bir hale getirilmiştir. Pehlevi hanedanının inşası, Fars kimliğinin yapay biçimde yükseltilmesi ve İran’ın antik Pers mirasıyla ilişkilendirilmesi bu sürecin parçalarıdır. Böylece Türk devlet geleneği görünmez kılınmış, yerine kurgusal bir Pers sürekliliği yerleştirilmiştir.

Molla rejimi ise bu yapının farklı bir biçimde devamıdır. Şahlık rejiminin yerine geçmiş gibi görünse de, özünde aynı hiyerarşik ve dışlayıcı düzeni sürdürmektedir. Sadece bu kez bu düzen, Şiilik üzerinden meşrulaştırılmıştır. Zerdüşt geleneğinden gelen hiyerarşik anlayış, dini bir örtü altında yeniden üretilmiştir.

Bugün İran’da Türkler, bu tarihsel süreç içinde hem asli unsur hem de bastırılmış bir kimlik olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durum, siyasi mücadeleyi tek boyutlu olmaktan çıkarmaktadır. Çünkü karşı karşıya olunan yapı yalnızca içsel bir baskı rejimi değildir; aynı zamanda dış müdahalelerle şekillenmiş bir sistemdir.

Bu nedenle İran’daki Türklerin mücadelesi çift yönlü olmak zorundadır. Bir yandan molla rejiminin temsil ettiği Şii-Sasani geleneğine karşı kendi kimliğini ve bağımsızlığını savunmak, diğer yandan ise bölgeyi yeniden şekillendirmek isteyen Amerikan emperyalizmine karşı durmak gerekmektedir.

Bu iki çelişki aynı anda var olmaktadır ve biri diğerine indirgenemez. Mücadele, bu çelişkileri sırayla değil, eş zamanlı olarak yönetmeyi gerektirir. Tarihte Sultangaliyev’in yaklaşımı bu duruma örnek teşkil etmektedir. Hem içteki baskıya karşı hem de dıştaki emperyal güce karşı aynı anda pozisyon almak mümkündür.

Bugün İran’a yönelik saldırılar karşısında ortaya çıkan tablo da bu çelişkili durumu yansıtmaktadır. İran devleti hedef alınırken, bu saldırılar aynı zamanda İran’da yaşayan halkları da etkilemektedir. Bu nedenle Türkler, bir yandan mevcut rejimin baskıcı yapısını eleştirirken, diğer yandan dış müdahaleye karşı kendi topraklarını ve varlıklarını savunmak durumundadır.

Sonuç olarak İran meselesi, basit bir rejim değişikliği ya da etnik kimlik tartışması değildir. Bu mesele, tarihsel olarak bastırılmış bir kimliğin yeniden ortaya çıkışı ile küresel güç mücadelesinin kesiştiği bir noktada yer almaktadır. Bu nedenle çözüm de tek yönlü değil, çok katmanlı bir stratejiyi gerektirmektedir.

Previous Post

Mart 2026 panoraması: Sorular ve cevaplar

Next Post

Siyonist finans baronu Larry Fink, Tayyip ile neden el sıkıştı?

Next Post
Siyonist finans baronu Larry Fink, Tayyip ile neden el sıkıştı?

Siyonist finans baronu Larry Fink, Tayyip ile neden el sıkıştı?

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.