No Result
View All Result

Kürsüde yemin, salonda yumruk: Bu tablo Türkiye’ye yakışmıyor

Ahmet Buğra Öksüz by Ahmet Buğra Öksüz
12 Şubat 2026
in GÜNLÜK
0
Kürsüde yemin, salonda yumruk: Bu tablo Türkiye’ye yakışmıyor

TBMM Genel Kurulu’nda yaşananlar bir anlık gerginlik değildir. Bu, Türkiye’de siyasetin hangi noktaya sürüklendiğinin açık bir fotoğrafıdır.

Olayın seyri ortada:

Anayasa ve İç Tüzük hükümleri okundu. Yemin töreninin usule uygun olduğu savunuldu. Muhalefet ise açık bir itiraz yükseltti: ‘’Anayasa uyarınca hakimler ve savcılar görevlerinden istifa etmeden siyaset yapamaz. Adalet Bakanlığı siyasi bir görevdir. Görevden ayrıldığına dair netlik yok. Usul tartışması açılmalı..’’

Bu itiraz bir siyasî nezaket çağrısıydı.

Peki cevap ne oldu ?

‘’Usul tartışması açamayız, yemine geçelim.”

Işte kırılma noktası tam burada yaşandı. Muhalefet kürsüye yöneldi. İktidar sıraları da aynı anda kürsüye yürüdü. Sözlü sataşma fiziksel arbede haline geldi. Ankara Milletvekili ile Şanlıurfa Milletvekili yumruk yumruğa kavga etti. Bir milletvekili Meclis revrinde tedavi gördü. Genel Kurul’a ara verildi.

Aranın ardından tablo değişmedi.

Bakan kürsüye yeniden çağırıldı. AKP Milletvekilleri kürsünün etrafında bir set oluşturdu. Yemin, bu çemberin içerisinde tamamlandı. Muhalefet sıralarından anayasa kitapçığı fırlatıldı, ardından diğer bakan da aynı şekilde yemin etti ve birleşim kapatıldı.

Şimdi soralım:

Bu mu devlet ciddiyeti?

Bu mu Cumhuriyet geleneği?

Bu mu Meclis’in itibarı?

Burada mesele sadece bir atama değildir. Mesele şudur: Devletin en kritik makamlarından biri olan Adalet Bakanlığı’na geçiş sürecinde ortaya çıkan Anayasal tereddütlerin tartışılmasına bile tahammül edilememesi.

Demokrasi çoğunluk rejimidir, evet.

Ama hukuk devleti çoğunluğun sınırıdır.

‘’Yüzde 53 aldık’’ demek Anayasal bir tartışmayı bitirmez. Anayasa sandık sonucu değildir;  sandığın da bağlı olduğu üst normdur. Eğer Anayasal bir şüphe varsa, bunun tartışılması Meclis’in görevidir. Tartışmayı kapatıp çoğunluk gücüyle ilerlemek, siyasî üstünlük olabilir; fakat hukukî ikna değildir.

Daha vahimi şudur:

Adalet makamı tartışılırken, adaletin temsil edildiği salonda yumruklar atılıyor. Yargının tarafsızlığı konuşulurken, siyasî bloklar fizikî bir barikat kuruyor. Bu görüntü Türkiye’ye zarar verir. Uluslararası alanda da içeride de devletin kurumsal ağırlığını zedeler. Gençler televizyon başında veya telefonlarında Meclis’i izlerken fikir değil kavga görüyor.

Cumhuriyet’in Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş bir çatıydı. O kürsüde milletin kaderi belirlendi. Bugün aynı kürsü etrafında fizikî çember oluşturuluyor. Bu sembolik görüntü bile başlı başına bir siyasal krizin ifadesidir.

Şu açık bir şekilde söylenmelidir: Devlet parti değildir.

Adalet makamı siyasî güç gösterisiyle korunmaz.

Anayasa çoğunluk sloganıyla aşılmaz.

Eğer bir usul talebi bile tartışılmadan bastırılıyorsa, orada kuvvetler ayrılığı zedelenir. Eğer yemin töreni güvenlik çemberi içinde yapılıyorsa, orada siyasî güven sorunu vardır.

Türkiye’nin ihtiyacı, kavga değil kurumsal olgunluktur.

Türkiye’nin ihtiyacı, çoğunluk kibri değil hukuk güvenliğidir.

Türkiye’nin ihtiyacı, siyasal sadakat değil devlet ciddiyetidir.

Unutulmasın;

Meclis’te atılan her yumruk yalnızca bir milletvekiline değil, millet iradesinin vakarına iner. Ve bu millet, devleti yumrukla değil hukukla görmek ister.

Previous Post

Türkiye muhalefeti ve dış politika vizyonu

Next Post

RTE’nin önünde 90 derece eğilen “Komünist”: Ruşen Çakır

Next Post
RTE’nin önünde 90 derece eğilen “Komünist”: Ruşen Çakır

RTE’nin önünde 90 derece eğilen “Komünist”: Ruşen Çakır

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.