Ruşen Çakır’la ilgili 23 gün önceki yazımın başlığı: “Ruşen ve İsmail Silivri’de nasıl fink atıyor?”
O yazımda İsmail Saymaz ile Ruşen Çakır’ın Adalet Bakanlığının özel izniyle Silivri’de nasıl fink attıklarını sormuştum.
Sorumun yanıtını bu haftaki AKP Meclis grup toplantısında aldım. Silivri’de ağa gibi takılan, avukatların anahtarlarına bile el koyan Ruşen, burada ürkek bir ceylan gibi RTE’ye yanaşmaya çalışıyordu. Yanında da bir refakatçi vardı. Ruşen’in kolunu kâh tutup kâh bırakıyor. Kâh Ruşen’i hafifçe çekiyor, kâh biraz itiyor, kâh yerini gösteriyor.
Saray rejiminin siyaset tiyatrosunda “muhalif gazetecilik” rolünü kapmış vasıfsız MİT elemanı kimdir? “Sayın Cumhurbaşkanına” yanaşmaya çalışırken kameralara takılan Ruşen’in görüntüleri, onun ve onun gibilerinin hayatının özeti gibiydi.
Ruşen ve İsmail güya gazeteci. Ayrıca bunlar güya muhalif. Güya İsmail hakkında “Gezi Terör Örgütü” davasından soruşturma var. Güya Ruşen de “İBB örgütü” davasından yargılanıyor.
Güya bu iki isim üzerinde terör ve suç örgütü soruşturması var. Güya bu iki isim bu dosyalarda sanık. Nasıl oluyorsa, aynı zamanda bu iki isim, Adalet Bakanlığından izin alıp sanık oldukları dosyalardaki tutuklularla görüşebiliyor. “Gazeteci” kimlikleriyle! Hem de en muhalif (!) cinsinden!
Ruşenler, Ahmetler, İsmailler, Sonerler…
Polise arada sırada rapor için alınan kampüs fareleri vardır. Girseler bile içeri, raporlarını verir daha rahat çıkarlar. Sonrası, kampüste provokasyona, tiyatroya devam.
Önce sordum yine soruyorum. Ruşen ve İsmail, Adalet Bakanlığı özel izniyle girdikleri Silivri’de ne yapıyor? MİT’in kadrolu meclis şaklabanı Sırrı’nın boşalttığı mevkide bunlar mı kuryelik yapıyor artık?
Kendi dosyalarında tutuklu olmamanın karşılığını başka bir hizmet ile mi görüyorlar? Nasihat heyeti, ikna seferi, itiraf öğüdü?
Bunların hepsini sorduk. Elbette tahminlere yönelik yanıtlar verdik sadece. Bizim Ruşen gibi, İsmail gibi kaynaklarımız (!), “kulis bilgimiz” yok. Ama yine tahmin yürütebiliriz.
İnsan her şeyin numarasını yapabilir. Ama gözler ve vücut yalan söylemez.
Ankara’da, Meclis’teki AKP Grup Toplantısında ben “gazeteci” Ruşen görmedim. Maruzat ileten bile bu kadar ürkek olmaz, bu kadar hürmet göstermez. Ruşen kendisini yönlendiren görevlinin yanında utangaçça yürüyor. Salonun önüne doğru geldikçe sanki boyu daha da kısalıyor. Omuzlar daha da düşüyor, boyun eğilmeye başlıyor.
Salonun en önündeki koltukta ise RTE oturuyor. RTE de yaşlandı. Oturduğu yerde bile hafif kamburu gözüküyor. Hantal, uzun boylu, sanki dalmış gibi öne doğru bakıyor birazdan konuşma yapacağı kürsüye.
Ruşen’i, vücuduna bazen yumuşak bazen sert dokunarak yönlendiren görevli, keskin bir hareket ile ona nerede duracağını gösteriyor. Ruşen, gösterilen yerde, yaklaşık bir metre uzakta RTE’nin önünde duruyor. Aralarında kocaman bir çiçek çelengi var. Yüzünü RTE’ye dönünce kamera tam çekiyor mimiklerini. İyice heyecanlı ve birazcık da hayranlık dolu bir bakışla, bir şeyler söylüyor reisine. Tam 90 derecelik bir açıyla RTE’nin önünde eğiliyor. Sonra elini uzatıyor. RTE, lütfediyor elini sıkıyor.
Ruşen sanki yanıt bekliyor ama diyalog başlamadan, yanındaki görevli yine sert bir şekilde koluna dokunuyor. Çekmesine gerek kalmadan Ruşen mesajı alıyor ve hemen kendini dört beş metre öteye atıyor. Sonra şöyle bir dönüp tekrar bakıyor RTE’ye. Neredeyse bir 10-15 saniye oyalanıyor, acaba tekrar dönsem, yine kendimi hatırlatsam diye mi düşünüyor? Ama başka bir kalabalık var RTE’nin önünde. Sıraya girmişler. Ruşen de yavaş yavaş, paytak paytak ilerliyor. Slogan atan AKP’lilerin arasında kayboluyor.
Ruşen’in bu görüntüleriyle epey dalga geçildi. Ruşen ise çok utanmazca bir açıklama yaptı bu görüntüler için.
Kendisi on dört yaşından beri komünistmiş. Ancak aktivist değilmiş, gazeteciymiş. RTE’nin elini sıkması gazeteci kimliğinin beyanı anlamına geliyormuş. Çünkü gazetecilik buymuş. Herkesle el sıkışmakmış. Ayrıca, RTE ile 35 yıldır, siyasette ilk sivrildiği günlerden beri görüşüyormuş.
Gerçekten de arsız bu adam. RTE’nin önünde el pençe divan olan kendisi ama bir de devrimcilik dersi veriyor. Kendisine saldıranlar faşistmiş. Utanmadan bir de Mahir Çayan’dan alıntı yapmış Ruşen: “Aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere.”
Fon kokmuş ağzına Mahir’in adını alamazsın!
14 yaşından beri komünistmiş ama 35 yıldır da RTE’nin kapısında! “Aynılar aynı yere”, evet işte aynen! Aynısın işte o yüzden hep AKP’nin eteğindesin.
Senin kaç kimliğin, kaç yaşamın var Ruşen? Şimdi komünistim, şimdi PKK’lı, şimdi AKP’li, şimdi liboş? Şimdi aktivistim, artık değilim gazeteciyim. Şimdi gazetecilik bitti kuryelik başladı. Şimdi de fon esnafı!
Maşallah hepsinin de “kompetanı” o. Ne komünistlikten hesap sorabiliyoruz ne gazetecilikten.
Ya Ruşen hepsini anladık da… Yaptığın gazetecilik tanımı kafama takıldı. Mesela ben hem gazeteciyim hem devrimci. Aynı anda olur bence. Ama mesela Türk Solu yazarlarına RTE dava üstüne dava açıyor. Mesela bir sahte diploma meselesi yüzünden başyazarımız Gökçe Fırat yıllarca hapis yattı. Hiçbirimiz RTE’nin elini de sıkmadık, önünde de eğilmedik. AKP grup toplantısına da gitmedik. Biz şimdi gazeteci olamayacak mıyız?
Ruşen, bence bu işte bir hatan var. Sen aktivist -o her ne ise- değilsin tamam anladık ama gazeteci hiç değilsin.
“Hem aktivist hem gazeteci olunmaz” formülünde haklı olduğun tek nokta, ikisi de olmadığın. Al sana ben de bir önerme yapayım. İyice düşün.
Fondaştan muhalif, kuryeden gazeteci, Kürtçüden komünist, dinciden demokrat, liboştan aydın olmaz.
Ancak boyun büken, bel kıran, kapı bekleyen olur!
Bu arada bence fizik tedaviye git. Sürekli eğilmekten sanki senin de kamburun çıkmış.

