TBMM üyelerine açık çağrımdır: Milletin egemenliğini, güvenliğini ve geleceğini ilgilendiren bir anlaşmayı sorgulamadan onaylamayın!
Sayın milletvekilleri,
Sizler o Meclis sıralarında bir başka devletin değil Türk milletinin temsilcilerisiniz. Göreviniz, yabancı başkentlerin beklentilerini karşılamak değil Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve Türk milletinin çıkarlarını korumaktır.
Öyleyse soruyorum: Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye bugüne kadar müttefikliğin gerektirdiği adaleti gösterdi mi ki şimdi Türkiye’den yeni tavizler bekleniyor?
Rahip Andrew Brunson meselesini hatırlayalım. ABD yönetiminin baskıları, yaptırımları ve tehditleri altında Türkiye ile Amerika arasında ciddi bir kriz yaşandı. Brunson, Ekim 2018’de serbest bırakılarak ülkesine döndü. Peki, bu olay Türkiye ile Amerika arasındaki bütün sorunları çözdü mü? Hayır! Halkbank meselesini unutmadık.
Gelelim F-35 meselesine…
Türkiye, parasını ödediği F-35 savaş uçaklarını teslim alamadı. Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması gerekçe gösterilerek F-35 programından çıkarıldı. ABD Kongre Araştırma Servisi’nin 2025 tarihli raporunda, Türkiye’ye ait 6 F-35’in ABD’de kaldığı ve ödenen paranın da ABD’nin elinde bulunduğu belirtiliyor.
Türkiye’nin NATO üyeliğine verdiği destek de ortada. Finlandiya’nın üyeliği 2023’te, İsveç’in üyeliği ise 2024’te TBMM tarafından onaylandı.
Bütün bunlar bize ne öğretiyor?
Amerika’nın taleplerini karşılamak, Türkiye’nin bütün taleplerinin karşılanacağı anlamına gelmiyor! Öyleyse Türkiye, yeni anlaşmalara imza atarken geçmişte yaşananları unutabilir mi? Kendi güvenliğini, bağımsızlığını ve komşularıyla ilişkilerini başka devletlerin stratejik hesaplarına bağlayabilir mi?
Mekke Anlaşması’na neden HAYIR demelisiniz?
Henüz TBMM tarafından onaylanmamış olan Mekke Anlaşması’nın Türkiye’ye yükleyeceği yükümlülükler açıkça ortaya konulmalı, her maddesi milletin önünde tartışılmalıdır.
Bu anlaşma Türkiye’yi İran’la karşı karşıya getirecek, ülkemizi bölgesel bir çatışmanın içine çekecek veya bağımsız dış politika yürütme imkânımızı sınırlayacak hükümler içeriyorsa, hiçbir milletvekili bu sorumluluğu hafife alamaz. İran’la savaşmak Türkiye’nin çıkarı mıdır? Komşularımızla düşmanlaşmak kime yarar? Türkiye’nin güvenliği, başka güçlerin Orta Doğu hesaplarına bağlanarak mı sağlanacaktır?
Unutmayalım: Bir ülkenin bağımsızlığı, yalnızca sınırlarını korumakla değil, kararlarını kendi millî çıkarları doğrultusunda alabilmesiyle mümkündür.
PKK ile yürütülen süreç ve bu kapsamda gündeme gelen çerçeve düzenlemesi de aynı hassasiyetle değerlendirilmelidir. Terörün sona ermesini, silahların bırakılmasını ve toplumsal barışı elbette isteriz. Ancak hiçbir süreç, Türkiye’nin üniter yapısını, millî egemenliğini ve hukuk düzenini zayıflatacak bir araca dönüşmemelidir.
Türkiye’nin iç barışıyla dış politikasını birbirine bağlayan her adım, milletin bilgisi ve Meclis’in denetimi altında olmalıdır.
Mekke Anlaşması, Sevr’i yeniden hortlatma planı mı?
Milletvekilleri, bu anlaşmayı değerlendirirken yalnızca bugünün siyasi söylemlerine değil Türkiye’nin tarihî tecrübelerine de bakmalıdır. Sevr Antlaşması, Türk milletinin egemenliğini ve vatanın bütünlüğünü hedef alan bir dayatma olarak hafızalarımızda yer almaktadır.
Bugün Mekke Anlaşması’nın içeriği, kapsamı ve Türkiye’ye yükleyeceği sorumluluklar kamuoyuna açık ve ayrıntılı biçimde anlatılmadan atılacak her adım, haklı olarak şu endişeyi doğuracaktır: Bu anlaşma, Sevr’i doğrudan tekrarlamasa bile Türkiye’yi benzer biçimde dış baskılara, bölgesel çatışmalara ve parçalanma risklerine açık hâle getirecek bir planın parçası mı?
Bu nedenle anlaşmanın, Sevr’i yeniden hortlatmaya yönelik bir projenin aracı olup olmadığı bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Türkiye’nin karar alma yetkisini sınırlayan, komşularıyla çatışmasını teşvik eden veya millî egemenliği dış güçlerin stratejik hesaplarına bağlayan hiçbir düzenleme kabul edilmemelidir.
Bu değerlendirme, herhangi bir millete düşmanlık etmek anlamına gelmez. Tam tersine, Türkiye’nin bağımsızlığını, barışını ve geleceğini koruma sorumluluğunun gereğidir. Şüpheler giderilmeden, belgeler açıklanmadan ve Meclis denetimi sağlanmadan verilecek bir onay, tarihî sonuçlar doğurabilir.
Sayın Milletvekilleri, tarih sizi izliyor!
Sizlerden istediğimiz, herhangi bir ülkeye düşmanlık etmeniz değildir. Sizlerden istediğimiz, Türkiye’nin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmanızdır.
Mekke Anlaşması’nı sırf siyasi baskılar veya dış beklentiler nedeniyle onaylamayın! Önce anlaşmanın tam metnini milletle paylaşın. Türkiye’yi hangi yükümlülüklerin altına sokacağını açıklayın. İran’la ilişkilerimize, millî güvenliğimize ve gelecekteki karar alma özgürlüğümüze etkilerini ortaya koyun.
Türkiye’yi savaşa sürükleyebilecek, komşularıyla karşı karşıya getirebilecek veya bağımsızlığını tartışmalı hâle getirebilecek hükümler varsa, bu anlaşmaya HAYIR deyin!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, yalnızca güzel bir söz değil, Türkiye’nin geleceğini koruyan bir devlet anlayışıdır.
Sevr’i kabul etmeyen, bağımsızlığı uğruna mücadele eden bir milletin temsilcileri olarak sizlere düşen görev, Türkiye’nin geleceğini yabancı güçlerin hesaplarına teslim etmemektir.
Millet, size imza atmanız için değil gerektiğinde hayır diyebilmeniz için de yetki verdi!
Unutmayın: Siyasi iktidarlar değişir, anlaşmaların sonuçları ise bazen nesiller boyunca devam eder. Yarın çocuklarımız ve torunlarımız, “O gün Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren karar alınırken siz ne yaptınız?” diye sorduklarında verecek bir cevabınız olmalıdır.
TBMM üyelerine açık çağrımdır: Türkiye’nin bağımsızlığını, millî birliğini ve barışını riske atacak hiçbir anlaşmaya onay vermeyin. Mekke Anlaşması’nı, Türkiye’nin millî çıkarları güvence altına alınmadıkça kabul etmeyin! Çünkü vatanın geleceği, hiçbir siyasi hesabın ve hiçbir yabancı devletin beklentisinin üzerinde değildir.
