Bundan yaklaşık bir ay önce Mekke’de, Suudi Arabistan ve Pakistan ile askeri bir pakt kurulduğunda bunun, Türkiye için savaş riskini çok artıracak bir gelişme olduğunu söylemiştik. Normal koşullarda paktlar ülkeler için bu tip riskleri azaltmayı amaçlar. Caydırıcılığı hedefler. Tabii bu kural, asıl amaç savaş değilse geçerlidir.
Mekke Paktı ise Türkiye’yi güvenlik açısından daha iyi bir duruma getirmenin tam aksine, daha riskli bir konuma sürükleyecektir demiştik. Mesela bir sabah Pakistan, Hindistan’la ya da bir başka ülkeyle savaşa girerse ya da Yemen Husileri ile Suudi Arabistan çatışmaya başlarsa Türkiye de kendisini bu çatışmanın taraflarından biri olarak bulacaktır, uyarısında bulunmuştuk.
Şimdi tam da bu öngörülerimize uygun gelişmeler, Yemen-Suudi Arabistan ekseninde yaşanıyor. Son birkaç gün içinde Yemen’deki İran destekli Husiler, Suudi şehirlerini bombaladıkları gibi Babülmendep Boğazı’nda da bazı stratejik noktaları ele geçirdiler.
Özellikle Basra Körfezi girişindeki Hürmüz Boğazı’nda İran ve Amerika arasında yaşanan gerginliğin sürmesi, Kızıldeniz girişindeki Babülmendep Boğazı’nın stratejik önemini daha da artırıyor. Babülmendep, artık Süveyş Kanalı’na giden Kızıldeniz yolunun kapısı olmasının yanında Hürmüz’ün bir anlamda ikamesi olarak daha da kritik bir konumda.
Ve tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde şu anlaşılıyor: Mekke Paktı, esas ve ilk olarak bu noktada devreye sokulmak için kurulmuş. Çünkü Babülmendep’in de Husiler tarafından kapatılması, hem Suudi Arabistan’ın, hem Ürdün’ün, hem de aslında İsrail’in bu yoldan faydalanamaması anlamına gelecek. Bu, daha büyük bir uluslararası stratejik kriz anlamına gelir.
Mekke Paktı gibi önemli bir askeri paktın, Amerika Birleşik Devletleri’nin bilgisi ve örtülü izni olmadan oluşturulamayacağının altını çizmiştik. İçinde askeri açıdan güçlü üç ülkenin yer almasının yanı sıra Pakistan gibi İslam Dünyasının tek nükleer gücünün de bulunduğu bir paktın, ABD’nin bilgisi ve onayı olmadan bırakın kurulmayı, düşünülemeyeceğini tahmin etmek zor değildi. Şimdi bu örtülü ABD onayının neden verildiği de sanırım daha iyi anlaşılmıştır.
Osmanlı’nın son döneminin önemli bir kısmı Yemen Savaşları ile geçmişti. Yemen; türkülere, ağıtlara konu oldu. Anadolu, Türk çocuklarının gidip savaştığı ve “gidenin gelmediği” bu savaşın karşı tarafında, Yemen’de etkin Şii mezhebi olan Zeydîliğin “imam” ünvanlı liderleri ve bunlara bağlı kabileler vardı.
Bugün bu kabilelerin tarihsel uzantıları kim diye sorarsak, bunların doğrudan doğruya Husiler olduğunu görürüz. Türk milleti, bir nevi tarihsel tekerrüre sürüklenmek istenmektedir.
Türk milletinin kolektif belleğindeki Yemen acısı ve bataklığı, bize Mekke Paktı ile yeniden yaşatılabilir. Stratejik ve tarihsel olguları yan yana koyduğumuz zaman bunun hiç de uzak bir ihtimal olmadığını hepimiz göreceğiz.
