“Siyonist İsrail ve emperyalist Amerika İran’ı bombalıyor!”
Çok görkemli, çok muhteşem bir anlatım. Doğru da.
Kaldı ki, biz Türk’üz ve bağımsızlığını “Batılı canavarlara” karşı elde etmiş tarihsel Türk bilincinden soyutlanmamız zor. Yani herhangi bir olayda Amerikan karşıtı konumlanmak, belki doğuştan gelen reflekslerimizin sonucu. Bu hissiyat son derece doğal.
Ama madalyonun tek yüzü bu mu?
Mesela, dün başlayan saldırının ilk dakikalarında öldürülen “Ruhani Lider” Ali Hamaney kim? İktidarın (maalesef) muhalif zihinlere bile yedirdiği o tuhaf tabirle soralım:
“Yerli ve millî” mi?
Bunu cevaplamak için, 1989’da yerine geldiği ustası Ruhullah Humeyni’ye bakmak gerekiyor.
Humeyni ve molla rejimi “yerli ve millî” miydi?
Humeyni’yi dünya kamuoyunda bir karizmatik lider olarak parlatan, İngiliz BBC ve Amerikan CBS’ti. Hatta Humeyni, Ameria’ya “Amerikan varlığı Sovyet ve İngiliz etkisine karşı denge sağlar” diye mesaj gönderiyor, Carter da İran ordusunun Şah’a darbe yapıp yönetimi ele geçirmesini engelliyordu.
1979’da Humeyni’yi Tahran’a indirense, “bir hayırseverin” kiraladığı Air France’a ait Boeing 747 uçağıydı. Hiçbir havayolu şirketi kaotik İran’a tarifeli uçuş riskini göze alamazken, Fransız hükümeti Air France’a teminat vermişti.
Tüm bunlar, Humeyni Paris’in batısındaki huzur dolu Neauphle-le-Château köyünde istirahat ederken ayarlandı.
Yani Humeyni Tahran’a indiğinde, arkasında Batı’nın mutabakatı, cebinde ise devrim yapamamış, iktidarsız Avrupa solunun kompleksli güvenoyu vardı.
Moskovacı Tudeh başta olmak üzere tüm İran solu da aynı güveni paylaştığı için koca bir devrimi Humeyni’ye çaldırıverdi. Özeleştiri bile yapmaya fırsat bile bulamadılar çünkü binlercesi toplu mezarı boyladı. Çünkü sadece Batı değil Sovyetler de aynı mutabakata dahildi. Kendilerine bağlı İran solunu satmışlardı. (Moskova’nın kaypaklığı ilk değildi. Bu, başka bir yazının konusu.)
Sözün özü, dinsizin hakkından imansız gelir, boşuna söylenmiş bir söz değildir.
Ama ben şunu daha çok tercih ederim: “Köpeğini öldüren, ‘zaten kuduzdu’ der.”
***
Bugün Hamaney öldürüldüğü için sevinç gözyaşları döken, sokaklarda sarhoş gibi dans eden İranlıları görünce bağımsızlık nutukları atmak, emperyalizmin oyunlarını anlatmak çok kolay. Irak’ın işgalini de hatırlatabiliriz. Sonra Kaddafi’den girer, Arap Baharı, renkli devrimler, Mossad… Bunların hepsini sayalım, saydıralım.
Ama Atatürk’te duralım!
Yok adamların Atatürk’ü? Ne yapalım?
Venezüela’nın da yok, Afganistan’ın da yok.
Açıkçası, bizden başka kimsenin yok.
Ne yapacağız?
“Sizin Atatürk’ünüz yok. Bir Atatürk’ünüz oluncaya kadar, 13 yaşındaki kızlarınızın Evin Hapishanesi’nde tecavüz edilip asılmasına tahammül edin” mi diyeceğiz?
Büyük konuşmak istemiyorum ama bütün bir operasyon boyunca, molla rejiminin geçtiğimiz protestolarda iki hafta boyunca katlettiği masum kadar masum sivil ölür mü, o bile şüpheli…
İran’ın diğer ülkelere benzemediğini, bilmem kaç bin yıllık kadim devlet geleneğine sahip olduğunu yıllardır birileri ezberletiyor ama halk ne olacak? Halk üç günlük mü? 47 yıldır Orta Çağ’ı aratan sapık bir zihniyetin altında can çekişen bir halka bağımsızlık nutukları mı çekeceksiniz?
Bize söylenecek atalar sözü, işte burada akla geliyor: Bekara karı boşamak kolay.
Bu arada İran’da öyle bir kadim devlet geleneği falan da yok! Ama vardı. Kim vardı? Yüzlerce yıldır İran’da Türk iktidarlar vardı. I. Dünya Savaşı’nda İngiliz aklı işte buna son verdi. Komplo arıyorsanız alın size komplo! Eski bir İngiliz ezberi bu.
***
Son olarak AKP’ye bakmak gerekiyor. Molla rejiminin kurduğu çağ dışı düzen, AKP’yi oluşturan kadroların bir numaralı gençlik hayalidir. Bunlar, ilk defa 1979’dan sonra “laik düzeni yıkmayı” açık açık konuşmaya başladı çünkü ilk defa “yapılmışını” gördüler. Ama az önce bahsettiğim gibi, İran’a siyasal İslam’ı getiren halk deği Batı’ydı. Gökçe Fırat’ın ezber bozan tespitini burada hatırlayalım. Siyasal İslamcılık, Batıcı bir programdır.
Aslında geçtiğimiz dönemde Suudi Arabistan, sekülerliğe dümen kırarken AKP’nin ideolojik referanslarından biri sessiz sedasız ortadan kalkmıştı. Bugün de İran İslam (!) “karşıdevrimi” çöküyor ve AKP’nin tepeden tırnağa tüm sinir hatları da aynı anda çatırdıyor.
Şimdi, aptal İran solu gibi bizim muhalefeti aldı bir ağlama… Devrim muhafızları gibi hüngür hüngür Hamaney’e ağlıyorlar. Ama eski İran solundan farklı olarak bizimkilerde bir mezhepçi damar da var… Bizim solumuz, nasıl desek… Biraz uyanıktır. Saddam’a ağlamadılar, çünkü Saddam sünniydi. Irak’ta mollalarla el ele verip Amerikan ordusuna alkış tutmuşlardır. Şimdi alkışlamıyorlar ve sebebini onlar da biz de çok iyi biliyoruz!
Asıl mesele, Atatürkçüler…
Bizim şunu anlamamız lazım. Diktatörlüğün yükselişinde geri dönüşü olmayan bir eşik vardır. Bu eşik aşıldıktan sonra artık sistem içi öngörülebilir ve sürdürülebilir bir değişimin kapısı kapanır. Dışarıdan müdahale olmadan kurtulmanın imkanı yoktur. 1990’lara geldiğimizde İran özelinde bu kapı tamamen kapanmıştı. Humeyni’nin ölümünden sonra, Hamaney nasıl iktidar oldu sanıyorsunuz? Uzmanlar Meclisi, 1989’da Hamaney’i geçici görevlendirmişti. Sonsuz bir iç darbeler ve katliamlar döngüsü normaldir…
Biz henüz o “eşiği” geçmedik. En azından öyle kabul ediyoruz. Ama aklımızı başımıza toplamazsak her şey bir anda olup biter!
Bilelim ki bugün ABD-İsrail olmasaydı belki Hindistan olurdu, Suudi Arabistan olurdu, herhangi bir ülke olabilirdi. Çünkü molla ideolojisi, zaten kendi hukukunca tüm dünyaya karşı cihat halindeydi ve kurulduğundan beri Orta Doğu’da kan akıtma konusunda ne ABD ne İsrail onların eline su dökebilmiştir… Bu sabahki haberlere baktığınız zaman, ABD ile görüşmek için Türkiye yerine tercih ettikleri Umman’a bile füze salladıklarını görürsünüz. İran, etrafına devrim değil sadece füze, şebbiha ve gözyaşı ihraç edebildi. Çünkü kendisi, Batı’nın ihraç ettiği bir karşıdevrimdir.
Hasılkelam, aradığınız antiemperyalizme ulaşılamıyor. “İrancılık” yapmak, sizi emperyalizme karşı konumlandırmaz.
Tam tersi…
Sürgünde Batı’nın iktidar bahşettiği mollanın rejimine ağlamak, siyasî yasaklı haliyle Oval Ofis’te ağırlanan adama ağlamaktır. Birebir aynısıdır.
Molla rejimine ve sevdalılarına son bir şey söylenebilir: Vae victis!
Düşenin vay haline!

