2026, ne kadar berbat bir yıl olacağını vurgularcasına henüz daha ilk saatlerinde bizleri yoklamıştı.
Türkiye Atatürkçü bir aydınını, Türk basını eşsiz bir emekçisini, Türk Solu ailesi ise cesur bir kalemini ve aslında her şeyi olan biricik Okan’ını kaybetti… Türk Devrimi’nin yılmaz savunucularından tarihçi ve yazar Sayın Okan İŞBECER, 5 Ocak 2026 Pazartesi günü ebediyete intikal etti.
Tanımaktan ve birlikte çalışmaktan her zaman şeref duyduğum Okan yoldaşımızın genç ve çok ani vefatı hepimizi derin bir hüzne boğmuştur. Onun yokluğuna alışmak hiç kolay olmayacak.
Merhum Okan İşbecer, haddizatında o kadar dolu ve yaklaşımıyla karşısındakini o denli motive ediciydi ki, ben bile bazı haftalar hiç hesapta yokken kendisi ile gerçekleştirdiğim birkaç dakikalık telefon görüşmesi neticesinde ya da bir mesajı üzerine “Cuma yazısı” kaleme alabiliyordum. Evet, “Cuma yazıları” diyorduk kendi aramızda, zira perşembe geceden ya da cuma sabahı erken saatlerde Okan hocam yazılarımı alıyor ve yayına hazır hale getiriyordu.
Aramızdaki diyalogların şablonu şu şekildeydi:
O.İ: Mutlu Bey yazı ne alemde, var mı bir şeyler?
M.Y: Hocam günaydın/hayırlı akşamlar. Bu haftaki yazıyı hazırladım, son bir okuma yapıp geçiyorum. Saygılarımla.
O.İ: Tamamdır Mutlu Bey. Ben dizgisini yapar birazdan/sabaha yayınlanacak şekilde ayarlarım. Ailenize de selamlarımı iletiniz. İyi hafta sonları dilerim.
***
Art arda düzenlenen fuarların o yoğun temposu arasında bile yardıma ihtiyaç duyduğumuz her an bir telefon mesafesindeydi Okan hocam. Türkçe kullanımı ve dile hakimiyeti ise bambaşka bir seviyedeydi. Öyle ki, benim gibi Türkçe takıntısı had safhada olan birisi için onun varlığı çok büyük bir avantajdı.
Fuar dönemlerinin sona erdiği bir ara bana “Mutlu Bey, ortalık biraz duruldu. Şöyle bir iki ay kısmen rahatız ve İstanbul’da olacağım. Yazılarımın yayın günü sizinki gibi Cuma olacak.” dediğinde çok sevinmiştim. Artık Cuma sabahları iki yazarın köşe yazısı çıkacaktı: Mutlu Yılmaz ve Okan İşbecer…
Tabii gündemin zorlamasıyla cumalar haricinde de yazılar yazıyorduk. Bunların en önemlileri İLERİ dergisi için hazırlanan daha akademik içerikteki yazılar ve TÜRK SOLU gazetesinin basılı nüshaları için verdiğimiz özel yazılardı. İşte yılbaşından iki gün önceki son konuşmamız da yine gazetenin yeni sayısı ve içerikteki yazılar hakkındaydı. Yazıyı en geç 2 Ocak günü elinde olacak şekilde hazırlayabilirsem basılabileceğini söylüyordu. Ben de “Peki hocam” dedim ve 2026’ya dair karşılıklı güzel temennilerle konuşmayı tamamladık.
2 Ocak sabahı söz verdiğim şekilde yazıyı gönderdim ama karşı taraftan gelen mesaj şok ediciydi… Okan Hoca bir gün önce inme geçirmiş ve halihazırda komadaymış! Birkaç günlük mücadelenin sonunda da kaybettik maalesef. İmzamı taşıyan 2 Ocak tarihli o yazı da öylece orada bekliyordu; çünkü tüm yazılar gibi o da öksüz kalmıştı.
Değerli Okan hocam, geride bıraktığınız eserleri yolumuzdaki ışıklar olarak kabul ediyor ve o yolda yürümeye devam ediyoruz.
Ruhunuz şad, mekanınız cennet olsun.

