No Result
View All Result

Petrol savaşında Güneybatı Türkistan gerçeği

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
7 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
Petrol savaşında Güneybatı Türkistan gerçeği

İngilizler, 1920’lerde İran’ın Zagros dağlarının güneyinde, Basra Körfezi’nin İran kıyılarında ve bunun kuzeye doğru devamında da Kerkük havzasında petrolün ortaya çıkardı. Osmanlı Devleti’nden Musul ve Kerkük’ün ayrılmasını ve oradaki toplulukların, Kürtler de dahil olmak üzere, Türkiye’ye katılmayı istemesi; ve çok ünlü bir operasyonla, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı verdiği dönemide Süleymaniye’de İngilizlere karşı savaşan Özdemir Bey harekatında buradaki gerek Berzenci gerek Zebari ve Bazani aşiretlerinin, Kuvayı Milliye güçlerinin safında yer tutmasına karşılık; İngilizler, Kerkük petrol alanını kafalarında kurdukları Arap devletine bırakmak için Türkiye’den koparmışlardır.

Bunun güneyindeki devamını insanlar şimdi yavaş yavaş fark ediyor. Dezful çöküntü alanı,  Ahvaz bölgesi ve kıyı boyunca devam eden Buşehr’den Bender Abbas’a, yani güneyde Hürmüz Boğazı’na kadar giden kesim, güneyde petrol alanı olarak yer almaktadır. İngilizler, bu alanı İran dedikleri devlete vermiştir. Ondan evvelki adı İran değildir. Bu bölge, Güneybatı Türkistan’dır. Bugünkü deyimiyle Horasan ve Azerbaycan Türkistanı olan bölge. “Siz Fars’sınız, Pers İmparatorluğunun varislerisiniz ve Türk değilsiniz” denilerek ve arkeolojik olarak Persepolis’in ortaya çıkarılmasıyla, İran ismi verilerek bir İran devleti, İngilizler tarafından yaratılmıştır.

Bu İran’ın güney kıyısı olarak Mezopotamya-Zagros kuşağının, Basra köprüsünün doğal devamı olan kesim de İran’a bırakılmıştır. Çünkü İngilizler, British-Iran Oil Company üzerinden bütün yataklara sahip olma politikası izlemiştir. Aynı şekilde, kuzeyde Bakü ve etrafındaki petrol yatakları da Rusya’ya bırakılarak, Türklerin yönetimindeki İran ikiye bölünerek, kuzeydeki kesimi Azerbaycan, güneydeki kesimi ise İran olmuştur. Bir başka ifadeyle, petroller bölünmüştür.

Basra Körfezi’nin güney kıyısında ise; nasıl ki Musul-Kerkük, bir Irak devletine bırakılmışsa, doğal devamı olan Dezful da İran’a bırakılmışken, hemen onun kıyısındaki bölgenin de Kuveyt’e, Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Suudi Arabistan’a ve Katar’a bırakılmasının sebebi, petrol yatakları üzerindeki alanların İngilizlerin yönetimindeki şirketlere bağlı olarak çevrilmesiyle ilişkilidir.

Bu denklem, değişen sistemde İngilizlerden koparılınca, Batı sisteminden koparılınca ve ağırlıklı olarak da günümüzde Çin’e petrol sağlayan yataklar konumuna gelince, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ortaya atıldığı sanılmaktadır. Aslında ondan çok daha önce, Bernard Lewis’in haritasında bu bölge üzerine nasıl Arabistan’da İngilizlere bağlı bir kuşak kurulmuşsa, bu petrol yatakları üzerinde, Şii Arap Devleti olarak Ahvaz, Dezful, Buşehr alanı öne sürmüştür. Oysa bu bölgelerde, esas olarak Zagros Dağlarında yaşayan ve onun güneyine doğru gelen Kaçar kabileleri, Kaşkaylar yaşamaktadır. Ve kuzeye doğru gittiğiniz zaman Musul-Kerkük Türkmenleri petrol yataklarının üzerinde olduğu halde, orası da Türklerden koparılarak İngilizlerin inisiyatifi ile bir Irak yaratılmıştır.

Bunlar hepsi, Irak-ı Acem, Irak-ı Arap denilen Basra Körfezi veya Osmanlı Basra vilayeti veya Mezopotamya dediğimiz bölgedir. Günümüzde İran’a yapılan bu operasyonun arkasındaki gerçek, Amerikalıların yenilen bölgedeki petrol yataklarının mutlak Amerikan inisiyatifi ve egemenliğinde petrol sahalarının beş Amerikan şirketine paylaştırmaktır. Zaten bu da daha evvelden yazıdığım “Petrol Şoku” da hep altı çizilen bir olgudur.

Ve bugün nasıl Venezuela ve Kolombiya’daki yatakların Amerika’ya bağlanması noktasında bir girişim yapılmışsa, aynı olay da Basra Körfezi kıyısı boyunca, güney ve kuzey kıyısı boyunca bu yatakların Zagros ve Basra Körfezi yatakları üzerinde Amerikan şirketlerinin mutlak egemenliğini sağlayan ve şirketlerin sahalarının imtiyaz hakkını mutlak olarak Amerikan şirketlerine veren bir düzenleme gelecektir. Bu anlamda hem İsrail’e Hazarlardan gelen bir yakınlık ile Hazar Yahudileri olan Tatlardan dolayı İsrail ile Azerbaycan arasındaki büyük yakınlık, etnik bir yakınlıktır. Ve birçok Azerbaycan Tat’ı, Dağ Yahudisi dediğimiz topluluklar, Hazarlar, İsrail’de önemli konumlardadır.

İsrail-Azerbaycan ittifakı anlamında, özellikle Karabağ savaşında İran’ın tavrı ortadadır. İran Ermenileri desteklerken, Azerbaycan Yahudisi Tatlar ile İsrail arasındaki ittifak çok belirgin olarak öne çıkmıştır. Bu anlamda hatta Azerbaycan-Türkiye-İsrail ittifakı, Ermenilerin dışlanmasına ve Rusların burada pasif kalmasına sebep olmuştur.

Aslında bugün İran’daki rejim değişikliğinin kolay sağlanamayacağı ortaya çıktığı için, Venezuela tipi bir operasyonla yönetim değiştirerek uyumlu molaların gelmesiyle olayın gelişemeyeceği ortaya çıkmıştır.

Diğer taraftan, Zagroslardaki Kürtlerden yapılacak bir operasyon, Suriye’deki Kürtlerin askerî olarak başarısızlığı ve bu anlamda İran’ın devrilmesinde Kürtlerin görev alması askerî olarak bir başarısızlık getireceği için ana konu, Azerbaycan’ın bu operasyonda yer almasıdır. Kuzey Azerbaycan’ın Güney Azerbaycan’a doğru oradan da Kaçarlara doğru yönelen bir hareketle; tarihte Güney Azerbaycanlı Türkmenlerin arazisi olan Musul-Kerkük Araplara verilmişse de bu dönemde Azerilerin aktif olarak burada Kürtlere ve Şii Araplara bırakılmayacak şekilde Irak-ı Acem bölgesindeki egemenliklerini pekiştirmek ve burada yer almak için İsrail ile ittifakının daha aktif bir şekilde gelişmesi söz konusudur.

Aliyev’in bu konuda yaptığı net bir açıklama, İran’ı suçlayan bir açıklama söz konusudur. İran Cumhurbaşkanı Reisî’nin, Azerbaycan görüşmelerinden sonra helikopterinin düşürülmesi de buradaki bu düşmanlığı belirgin olarak göstermektedir. Keza İran’daki Türk Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın inisiyatifinin sıfırlanması, buna karşılık Hamaney’in baba tarafından Türklüğünü hatırlayarak, “Türk de Fars da birdir kardeştir” diyerek bir birleşme politikası ileri sürmüştür. Dolayısıyla bu süreç, bu perspektiften bakılması gereken bir olgudur.

Bu perspektife karşı yani İran Azerbaycanı dediğimiz bölgede, ki bu söz dilimize ters gelmektedir, İran’daki Türklere Fars milliyetçiliği anlamındaki Şia’nın en büyük savunucuları denmektedir. Oysa Fars milliyetçiliği olan ve hatta Sasanilerden kalma düşünce ile Sasanilik düşüncesini yaratma noktası olan Şia, liberal Pehlevi tarafından “laik” olarak kullanılmaktadır ve yine Sasanilik öne çıkarılmaktadır. Şiilik ise yine bu Sasanilik düşüncesinin bir maske ile ortaya çıkarılmasıdır.

Bunun en tipik örneği olarak çok bilinen yanlışlardan biri de, İran’daki Şiiliği Türklerin kurduğu söylenmektedir. Bu, en büyük cehalettir. Birçok kişinin sergilediği bir cehalettir. Türkler, İran’da Kızılbaş Devleti’ni kurmuştur ve bunlar Anadolu Türkmenleridir. İlhanlılar döneminde gelen Anadolu’nun Türkmenleri, Teke Türkmenleri, Musul Türkmenleri, Şamlı Türkmenleri ve Ustaşlı, Rumlu ve Çepli Türkmenleri, Osmanlı ile savaşma noktasından İran’a giderek İran’da Kızılbaş Devleti’ni kurmuşlardır. Ve bu devletin adı da Şahsevenlerdir.

Daha sonra bölgeye Necef’ten Şiilik fıkhı getirilerek, Kızılbaş Tarikatı’nın yerine Şiilik geçmeye başladığında, artık bütün bu Türkmen kabileler, Tekeliler, Afşarlar, Şamlılar, Rumlular, Ustaşlılar iktidarda zaman zaman kendi aralarında farklılaşarak, Şiilik egemenleşmesiyle beraber Farsi unsurların devlette yer almasını öne çıkarmışlardır. Türklere karşı bir Şiilik yaratılmıştır. Yani sanıldığı gibi Şiilik Türkler’in değildir, Kızılbaş Türklere karşıdır. Yani İran, Türkler’e karşı oluşturulmuş bir antitezdir.

Bu anlamda da günümüzde giderek bu Şiilik, daha sonra Farsilik boyut almıştır. Türklere karşı olması için Farsilik öne çıkarılmıştır. Ve Rıza Pehlevi de Kaçarların bir askeriyken, subayken İngilizler tarafından seçilmiş ama Farsça bilmediği için daha sonra öğrenmiştir.

Bu boyutuyla “Siz Farssınız,” denilerek bir Farsilik ortaya çıkarılmıştır ve bunun da temeli Şiilik üzerine dayandırılmıştır. Ve daha sonra Humeyni devrinden sonra bu Sasani dogmatizmi, Şiilik adına İran’da egemen olmuştur. Bu da Türk düşmanlığı temelinde teşekkül etmiştir. Ama İran’a karşı bu operasyonda sanki Türklük İran’da iktidardaymış gibi gösterilmektedir. Aslında yüzeyde gösterilen ama kurumları tümüyle Sasani ve eski Zerduş kavramlarının temelinde yükselmiş ve üzerine Irak Şiiliğinin geçirildiği bir motif ortaya çıkmıştır ve bu motifin orijinali Türklere karşıdır. Ve İngilizler tarafından da petrol yataklarının İran’a bırakılması, İran’ın İngiliz devleti olması nedeniyledir. Nasıl petrol şirketi Anglo-İran petrol şirketiyse, aynı şekilde devlet de Anglo-İran devletidir.

Ve bu boyutuyla olaya baktığımız zaman, Şiilik de bu temel üzerinde yükselmiştir. Bu anlamda Azerbaycanlılar, Şiilik teziyle kendilerini yöneten Farsi düşüncesinin peşinden giderse kimliğini koruma şansı kalmayacaktır. Aliyev’in İsrail ile ittifakı görüşte gerçekten itici görülebilir. Ama İran Farsiliğinin içinden Türklülüğün çıkarılabilmesi, Fars örtüsünün kaldırılması anlamında bu olguya Azerbaycan’ın da katılması gerekmektedir. Yoksa Kürtlerin katılma çabası başarısız olacağı bilindiği için bu anlamda Azerbaycan’a belki de yapılan saldırılar bir provokatif saldırılar da olabilir, ki Azerbaycan olaya katılsın. Bu anlamda Aliyev’in sert tepkisi buna işaret etmektedir. Ve bu işaretle Azerbaycan’ın güney ve kuzeyinin birleşmesi, Kızılbaş devletinin birleşmesidir.

İran, belirttiğimiz gibi tarih boyunca Türk devletidir ve bu, sanıldığı gibi yalnız Selçuklularla, Gaznelilerle başlayan bir süreç değil. Bunu anlamak için de Kalankadlı Moses’in Alban Tarihi’ni etüd etmemiz gerekir. Alban tarihini incelediğimiz zaman, İskitlerin İran’daki ilk hareketiyle ünlü Alban prensi Cavanşir’in hikayesi anlatılmaktadır. Daha sonra da Kafkasya Hunlarının bölgeye gelerek yerleşmesinin tarihidir.

Bu boyutuyla baktığımız zaman, Azerbaycan’ın tarihi Oğuzların gelmesinden çok daha önce burada belirlenmiş bir tarihtir. Hunların ve İskitlerin, Sakaların bu bölgedeki egemenliği, Türklüğü göstermektedir ki hem Ermenilerden hem de Farslardan önce bu bölgede egemenleşmişlerdir. Daha sonra Selçuklular ve ondan sonra tabi ki İlhanlılar, mutlak bir şekilde İlhanlılar bölgeye gelmiştir ve Fars tarihi yazıcıları da İranlıların varlığını reddetmektedir.

Başta bu konuda Ahamenişlerin tarihi olarak yazan, Keyhaniler tarihi dediğimiz Şehname’si de bu İskitler, Partlar dönemi hakkında hiçbir veri kullanılmamaktadır. Oysa İran tarihinin belirleyici unsuru Partlardır. Turani özellikleri olan, doğudan gelen ve batıdan gelen Partlardır. Ondan sonra bölgeye Selçuklular gelmiştir. Ondan sonra İlhanlılar, aynı şekilde bölgedeki Türklüğü pekiştirmiştir. İlhanlı kabileleriyle beraber gelen Karakoyunlu, Akkoyunlu yani Bayındır, Baran kabileleri İran’da egemen olmuştur.

İlhanlı Devleti’nin devamını takip eden dönem burada Akkoyunluların iktidar dönemi gelir. Sonra Kızılbaşlar devleti gelmiş, sonra Afşar Nadir Şah ve ondan sonra da Kaçarların iktidarı olduğu bir dönem… Nedense hep bin yıl deriz ama iki bin yılı aşan bir şekilde İran’da Albanlarla başlayan, yani İskit ve Partlarla başlayan bir Türk tarihi söz konusudur.

İskender tarafından tarihten silinen Ahamenişleri korumak ve onlar üzerine bir tarih yaratılmakta, İran’da olmayan var edilmeye çalışılmaktadır. Daha sonra Ahamenişlerden bin yıl sonrasındaki Sasani’ler MS 250’de çıkarılarak, “Biz Ahamenişlerin devamıyız,” gibi bir noktaya gelinmektedir. Yani Firdevsî’in masalına göre bir İran tarihi yazılmış ve bizim bütün stratejistlerimiz, komutanlarımız, “üç bin yıllık İran devlet tarihi” demektedir.

Oysa belirttiğim gibi, bütünüyle Türklerin yönetimi olmuştur ve Türklerin yönetimindeki bu yapıyı görmemek, Farslığın, Şiiliğin peşine takılan, bir başka ifadeyle Sasani düşüncesinin peşine takılan bir olgudur. Oysa İran-Selçuklu modeli alındığı zaman bir Türk sistemi ortaya çıkmaktadır. İlhanlı modeli daha gerçekçi pekişmiştir. İlhanlı modeli döneminde sonra İlhanlılara verilen Akkoyunlu, Karakoyunlu kabilelerinin oluşturduğu yapılar ve onu takip eden dönemde Anadolu’daki Türkmenlerin Kızılbaşlar olarak İran’a egemen olduğu bir süreç vardır. Azerbaycan dediğimiz devlet de ikiye bölünerek, bu Kızılbaş devletini ikiye bölünmüştür. İran’da Şiilik, Azerbaycan devletini örtmeye çalışmış ama örtememiştir ve o yüzden en ince damarlara kadar Türklük bölgede egemendir.

Bugün ise Azerbaycan’ın İsrail ile işbirliği ve Amerika ile işbirliği orada Türklerin iktidara gelmesinin yolunu açabilecek bir manevra olabilir. Böyle bir olgu görülmektedir. Tarihin bu boyutunu kavradığınız zaman geleceği görmek mümkündür ama sürekli tarih örtülmektedir ve arkadaki gerçek görülmemektedir. Birbirini örten jeolojik tabakalar gibi, bir katmanlar dizisi gördüğümüz zaman, en üstteki örtüyü sondajla deldiğimiz zaman gerçekleri görürüz.

Bugün de Azerbaycan’dan Şiilik örtüsünü, Şiilik örtüsünü giymiş Sasaniliği kaldırdığımız zaman geride bütünüyle Türkler çıkmaktadır. Ama gerek Batılılar gerekse Araplar, Türklük karşıtı oldukları için Şiilik kıyafetini giymiş bu Sasaniliği mutlaklaştırırken Türklüğü yok sayan bir politikaya girmiştir. O yüzden İran olgusuna günümüzde bakarken İran tarihine bu gerçeklikleriyle bakmamız gerekmektedir.

Previous Post

Orta Doğu sınırında Türkiye

Next Post

İran coğrafyasında tehditler, fırsatlar, hayaller ve gerçekler

Next Post
İran coğrafyasında tehditler, fırsatlar, hayaller ve gerçekler

İran coğrafyasında tehditler, fırsatlar, hayaller ve gerçekler

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.