No Result
View All Result

Rejim ve devlet aynı anda çöküyor

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
8 Ağustos 2025
in GÜNLÜK
0
Rejim ve devlet aynı anda çöküyor

Sonun başlangıcında…

Türkiye Cumhuriyeti bugün siyasi yelpazedeki tüm renklerin kabul ettiği netlikte bir varoluşsal tehditle karşı karşıyadır. Tehdidin tanımı ve önerilen çözüm yolları ise birbirlerinden biraz uzak. İşlerin bu noktaya gelmesinin baş sorumlusu, devlete 23 yıldır yapışmış bulunan bu gasp rejimidir kuşkusuz. Rejim, ironik bir biçimde tehdidin gerçekliğini ve ciddiyetini kabul etmekte buna mukabil sanki kendi sorumlulukları hiç yokmuş gibi pişkinlikle suçu kurucu felsefeye atmaktadırlar. Cumhuriyetin yanlış temellerde kurulduğu fikrindeki gerici iktidar bu “tarihi hatayı” tahkim etmenin bir yolu olarak da yeniden o çok tehlikeli “açılım siyasetini” görmekte, ülkeyi büyük bir yıkıma itmektedir.

Henüz daha Suriye’de sebep oldukları yıkımın sonuçlarıyla bile yüzleşmemişlerken tehdidin boyutlarını tam olarak ölçebildikleri söylenemez. Siyasi tarihte rejimi rehabilite etme niyetiyle denenmiş ne kadar açılım veya anayasal düzenleme varsa hemen hemen hepsinde de sonuç devletin dağılmasıyla neticelenmiştir. En başta sürekli anayasa ısrarından anlamak lazım bu çabaların devleti ayakta tutamayacağını. Örnek verdikleri Batı ülkelerinde her sorunda önce anayasayı yeniden yapmak akıllara gelmez. Sözgelimi Danimarka günümüzde 1953 Anayasasına göre yönetiliyor ve halen ciddi bir yeni anayasa talebi yok. Belediye aynı zamanda bizdeki kaymakamlığın yönetim fonksiyonu da üstlenmiş; Pasaport, ehliyet, işsizlik ödemeleri vb. hizmetleri buralardan veriliyor. Sosyal alanda geniş özgürlükler var fakat PKK çizgisinin iddia ettiği biçimde değil; zira yerel yönetimleri ne kadar güçlü de olsa sonuçta ulus devlet bunlar. Devletin üniter veya federal yapıda olması ise tamamen o devletin tarihçesinde gizlidir. Siyasi birliğini geç bir tarihte kurabilen Almanya federal bir cumhuriyettir; diğer taraftan Fransa ise üniter cumhuriyetin bir temsilcisidir.

Yukarıda örneklerini verdiğim mevcut durumlar ve tarihi gerçeklikler göz ardı edilerek bir çözüm söz konusu olamaz. Maalesef şu gün itibarıyla Türkiye’de devlet de rejimle birlikte çözülmekte ve çökmektedir. Çünkü rejim yıllar içerisinde bir daha çıkmayacak şekilde devletin içine işlemiştir. Yeri gelmişken o popüler sorunun da yanıtını verelim…

Seçimler yoluyla gitmeleri artık çok zor. Bunca yılın tahribatı ve tonla hukuksuzluk ortadayken bırak(a)mazlar!

Halk son umutlarını da tükettikten sonra…

Ancak halkta rıza üretemeyen bir rejimin dış dengelere dayanarak ayakta durma çabası da boşunadır. Para ile adam devşirmelerine ve piar yaptırılmasına bakmayınız her yanından sahtekarlık akmakta olan bu rejim yüzünden çürüyen bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. Gelen turistin algısı bile bu yönde. Yıllardır sahte/çakma ürünlerle anılan bir üçüncü dünya ülkesi durumuna getirildik. Şayet en ufak bir iyiye gidiş, sosyal kalkınma yolunda az bir aşama kaydedilmiş olsa bunun dışarıda da karşılığı olurdu, değil mi? Onurlu hükümetler öncelikle kendi vatandaşının vize kuyruklarında ve gümrük kapılarında sürünmesinin önüne geçer. Açıkçası şahit olduklarım ve dinlemiş olduğum hikâyeler bir Türk olarak benim kanıma dokunuyor, bizzat yaşamış olmam şart değil. Ancak şu kadarını söyleyeyim; Yalan-Dolan-Talan üçgeninde iş bitiren ve adaletini boğmuş bir rejimin, kendi yurttaşlarına göstermediği saygıyı dışarının göstermesini beklemek de biraz hayalcilik olurdu…

Son diploma skandalı bir şeyi daha açığa çıkardı: Bu ülkede bir gelecek yok! Bir şekilde eğitimli gençler bu son hayal kırıklığıyla birlikte bir daha dönmemek üzere gitmenin yolunu arayacaklardır. Avrupa ise inişe geçmişken bu nitelikli iş gücüyle biraz toparlanacak. Evet, maalesef bu travmanın atlatılabilmesi mümkün görünmüyor, yakın zaman bu yazdıklarımı daha iyi anlayacaksınız.

Bir masa Ankara’da bir masa Paris’te …

Bu arada komisyon adını verdikleri şeyin kurucu değerlere ve 1924 anayasasına saldırması tesadüf değil. Şimdi burada cumhuriyete temelden karşı iki gerici unsurun ittifakı önderliğinde bu iş ilerliyor. Eş zamanlı olarak Suriye’deki gelişmeler belirleyici olacak. Mazlum Abdi’yi ve SDG’nin yakaladığı fırsatı hafife almamak lazım. Abdî, Barzani-Talabani çizgisinin IKBY deneyiminden ve IŞİD faciasından ders çıkarmış görünüyor. Şimdi HTŞ’den daha güçlü iken niçin silahlarını teslim edip yeni rejime katılsın? Türkiye’nin bunu anlaması lazım öncelikle. Ayrıca Pankürdî bazı akımların artık Öcalan‘a karşı da pozisyon aldığına dikkatinizi çekerim . HTŞ sadece 11 Mart’taki mutabakata sadık kalsa zaten SDG ve Mazlum Abdi öncülüğünde Rojava halkı Suriye‘de idareyi kısa sürede ele alır. Çünkü insan kaynağı daha kaliteli, bu çok açık.

Sonradan yalanlanmış da olsa Rojava Kürdistanı’nın “Misak-ı Millî çerçevesinde Türkiye’ye katılabiliriz” beyanı da manidardır ve iki yönlü okunmalıdır. Mesaj bu haliyle daha çok İsrail ve Suudi Arabistan’a yönelik “Acele edin duruma müdahil olun” anlamında bir sinyaldir. Fakat sızdırılan haliyle Türkiye için bir kazanım değil parçalanma anlamı taşır. Çünkü Pankurdî fikriyat ve Apocu doktrinlerin üzerinde bugün için ittifak ettiği nokta nazarında 1920 şartlarındaki Misak-ı Millî’ye açıktan bir karşıtlık yok. İtiraz daha çok Cumhuriyet’e ve devrimleredir. 1923 bir darbe, 1924 anayasası ise bir darbe anayasası olarak ele alındığı için Lozan Barış Antlaşması‘nı da Sykes-Picot ile bir tutmakta yani emperyalist planın eş parçası olarak görmektedirler. Şu halde sadece Öcalan dikkate alınarak yürünecek ve “müspet” bir sonuç alınacaksa bile bu, uzun vadede devleti bitirmenin planı olacaktır. En iyi durumda belki “Büyük Kürdistan” planı hayata geçmeyecek ancak Öcalan’ın Adem-i merkeziyetçi hatta gevşek konfederalist (demokratik konfederalizm) tezlerine göre bir anayasanın önü açılacak; nitekim o tezler “devletsizliği” öneriyor.

Asıl statünün belirleneceği yer öyle görünüyor ki Ankara değil Paris. Ağustos ayı içinde Suriye’deki tarafların bir şekilde Paris’te uzlaşı sağlaması şart, aksi takdirde savaş kaldığı yerden devam edecek ve zaten kırılgan olan Türkiye’deki süreci de sekteye uğratacak.

Kritik zamanda doğru yerde olanlar…

CHP her kritik dönemeçte olduğu gibi yine doğru pozisyon alamamıştır. Başından beri ciddi iletişim kazaları yaşandı, sonradan açıklama diye yaptıkları şeyler ise halkı ikna etmekten uzak.

Bu arada 15 Temmuz rezaletinde de yeni gelişmeler var. Genelkurmay Çatı Davası’nda neredeyse başa dönüldü. Akın Öztürk, “Hulusi Akar ve Yaşar Güler’i dokuz yıldır bekliyorum ama gelmediler” diye serzenişte bulunmuş. Evet, onlar zaten gelmeyecekler… İşte Özgür Özel tam da bu yüzden oraya gitmelidir. Ayrıca rejimin diskurunu kullanmayı da artık bırakmalıdır. Bunları yapsın o zaman görün siz rejim nasıl kuduruyor ve son makyaj kalıntıları da dökülüyor…

Ayrıca CHP’nin sadece bir kişiyi sembolik olarak bırakıp komisyondan ayrılması da lazım. Zaten sayısal olarak bir etkisi yok. Ama bu şekliyle CHP halka güven vermiş olmuyor ve kıyamet öncesi arafta duruyor. Allah hidayete erdirsin diyelim.

Son günlerde milliyetçi partilerin bir araya gelme çalışması da oldukça önemlidir. Birleşme ya da ittifak yoluyla pozitif sinerji yakalanabilir. Kesin surette desteklemesi gerekir.

Osmanoğlu ailesi mensuplarının ve geçmişte çeşitli sebeplerden eleştirel yaklaştığım Milli Savunma Üniversitesi rektörü Erhan Afyoncu’nun son günlerde yaptıkları “Cumhuriyetin kazanımlarını” ve “Türk milliyetçiliğini” savunan paylaşımlar da; Türkiye Komünist Partisi‘nin “Cumhuriyet devrimleri ve Lozan savunusu”nu temel alan imza kampanyası da kıymetlidir. Bu kritik günlerde gelecek için ümit verici gelişmelerdir bunlar.

Çünkü devletin rejimle beraber dağılması riski önümüzdedir. Her şeye hazır olmak, güçlü durmak ve savrulmamak çok önemli. Durum hasıl olduğunda bugün doğru tavır alanlarla “Ata” mirasına sahip çıkmak ve devleti diriltmek mümkün olabilir.

Previous Post

Teröristbaşından Erkan Baş’a talimat

Next Post

MSB’den skandal açıklama:
Şehitlerimiz hatalıymış

Next Post
MSB’den skandal açıklama:Şehitlerimiz hatalıymış

MSB’den skandal açıklama:
Şehitlerimiz hatalıymış

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.