Bir ülkede demokrasiyi ayakta tutan yalnızca sandık değildir. Sandığın namusunu koruyan şey; hukuk, adalet ve siyasi ahlaktır.
Hakkında usülsüzlük, yolsuzluk, hırsızlık veya başka ağır suç iddiaları bulunan seçilmiş bir kişinin, “cezasızlık” ya da “siyasi ve idari koruma” karşılığında parti değiştirmesi, sadece bir etik sorun değildir. Bu durum, hukuk devletine olan güveni sarsan çok daha büyük bir meseledir.
Siyasi ahlakın temel ilkelerinden biri “vekalet ahlakı”dır. Seçmen, oyunu yalnızca bir kişiye vermez; onun temsil ettiği siyasi anlayışa, ilkelerine ve seçim döneminde verdiği sözlere de destek verir. Bu nedenle, seçmenin iradesini yok sayacak şekilde gerçekleşen siyasi geçişler, demokrasinin ruhunu zedeler.
Daha da vahimi, hakkında ciddi iddialar bulunan bir kişinin sırf siyasi kazanç uğruna başka bir partiye katılması ve bunun sonucunda yürütülen soruşturmaların etkisiz kaldığı ya da askıya alındığı yönünde bir algının oluşmasıdır. Böyle bir algı bile, hukukun tarafsızlığına olan güveni zayıflatır. Hukukun kişilere veya siyasi tercihlere göre değiştiği düşüncesi, bir devletin en büyük yaralarından biridir.
Hiçbir siyasi başarı, adalet duygusunun yıpranması pahasına kazanılmamalıdır. Çünkü hukuk devleti zayıfladığında, kaybeden sadece muhalefet ya da iktidar değil; milletin tamamı olur.
Devletin gücü, suçluyu korumasından değil; kim olursa olsun hukuk önünde eşit davranabilmesinden gelir. Gerçek demokrasi de ancak bu ilke üzerinde yükselebilir.

