Taha Akyol, dün Karar gazetesindeki köşesinde “Karabekir’in kitabı nasıl yakıldı” başlıklı bir yazı yazdı.
Anlattığı olay 1933 yılında Kâzım Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları adlı bir kitabının matbaada el konularak ortadan kaldırılması. Taha Akyol, her ne kadar öyle yapma niyetinin olmadığını iddia etse de bu olaydan yola çıkarak bir Tek Parti Dönemi eleştirisi üretiyor. Daha doğrusu kendisine Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığı yapmak için bir fırsat yaratıyor.
Kitap daha sonra zaten yayımlanmış, insanlar okumuş. Konunun Atatürk’le bir ilgisinin olmadığı da ortaya çıkmış. Ama Taha Akyol, meseleyi hiç de buraya konumlandırmıyor.
Kâzım Karabekir’in başka yazdıklarını da bildiğimiz için söylediklerinin tümünün çok ciddi bir Atatürk kompleksi ile örülü olduğunu ve tarihi çarpıttığını biliyoruz. Tüm çabası, olmayan bir şeyi yani Atatürk’ün değil de kendisinin Kurtuluş Savaşı’nın gerçek lideri olduğunu kanıtlamaya yöneliktir. İstiklal Harbimiz adlı anılarına bile Atatürk’ün Büyük Nutuk’una karşı şu cümleyle başlar:
“1919 senesi Nisanının 19’uncu günü Trabzon’a çıktım.”
Yazdıklarının tamamı bu eksendedir. Elbette aklı başında kimseyi de ikna edemez fakat Atatürk düşmanlığı yapacaklara bol bol malzeme verir.
Burada amacımız Kâzım Karabekir’i kötülemek değil. Zaten kimin ne olduğu çok açık bir şekilde ortada. Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk’ün nasıl örgütlediğini, onun üstün devrimci iradesi olmadan bu mücadelenin kazanılamayacağını, Cumhuriyet’in ilan edilip çağdaş, laik bir ulus devletin kurulamayacağını tekrar kanıtlamaya uğraşmanın bu nedenle pek anlamı yok. Kaldı ki Karabekir ve o dönemki siyasi ortakları bu adımların tümünde Atatürk’ün karşısındadırlar…
Neyin ne olduğunu, daha doğrusu o dönemde kimin ne olduğunu görmek için önerebileceğim iki eser var.
Bunlardan birincisi ve temel kaynak elbette Atatürk’ün Büyük Nutuk’udur. Atatürk zaten burada Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi, kendisinin bir dönem yakınında da bulunmuş olan muhaliflerin ne yaptığını, nasıl saltanatçı, hilafetçi tavır aldıklarını, nasıl Cumhuriyet’in ilanına karşı çıktıklarını, laikliğe mesafeli durduklarını ve karşıdevrimci bir yol izlediklerini çok güzel bir şekilde açıklar, belgeleriyle ortaya koyar. Taha Akyol, Nutuk için “siyasal polemik kitabıdır” diyor. Evet, Nutuk, karşıdevrimcileri ifşa etmek, halkı ve gelecek nesilleri bu alanda aydınlatmak ve uyarmak amacıyla yazılmıştır. Dolayısıyla da bu isimlerin tümüyle bir hesaplaşmadır. Her Türk’ün Nutuk’u bu gözle okuması ve ders çıkarması gerekir.
Önereceğim diğer kitap ise Gökçe Fırat’ın Cumhuriyet Bir Halk Çocukları İhtilâli (İleri Yayınları, Birinci basım: Eylül 2024) isimli eseridir. Burada adeta Nutuk’ta Atatürk’ün anlattığı olayların arka planının ortaya serilmesi ve derin bir analizi ile karşılaşırız. Gerçekte kim savaşmıştır, kim kararlıdır, bunun cevaplarını buluruz. Bunun yanında Karabekir ve yandaşlarının neden Cumhuriyetçi olmadıklarının sosyolojik bir değerlendirmesini de buluruz. Osmanlı’nın seçkinleri arasından çıkan “paşa çocukları” devrime ve Cumhuriyet’e ayrıcalıklarını yitirmemek güdüsüyle karşı çıkarken Atatürk, İnönü ve Çakmak gibi halk çocukları Cumhuriyet İhtilâli’ni sonuna kadar götürmüştür.
Konunun ilgililerine mutlaka öneririm.
Taha Akyol’a geri dönelim…
Yazısında üstü kapalı ve biraz çekingen bir tarzda da olsa, baştan sona Atatürk’ü ve Atatürk dönemini karaladıktan sonra son cümlesini şöyle kurmuş;
“Ak Partililer de neye benzemeye başladıklarını bir düşünmeliler.”
Bu çevrenin temel tezi, zaten gerçekte bu cümleden ibarettir. Sözde AKP’ye muhaliftirler ama aslında AKP’yi demokratik olmamakla, otoriterleşmekle suçladıkları her ân, cümlelerini ya da yazılarını mutlaka AKP’yi Kemalistleşmekle eleştirerek tamamlarlar. Onlar için Kemalizm, anti-demokratlıktır! Fakat gerçekte bu tezleri yanlış olduğu gibi, kendileri de demokrat değildir. Hâlâ içten içe Hilafetçi, ümmetçi, etnikçi güdüler onları yönlendirir. İsterse İngilizler, Amerikalılar sömürgeleştirsin fark etmez ama teokratik, ümmet sistemli bir Osmanlı modeli onların da gönüllerinde yatmaya devam eder. Graham Fuller ruhu, Tom Barrack’ta olduğu kadar Taha Akyol gibilerde de yaşamaktadır!
Yani aslında onların derdi ne Kâzım Karabekir’dir ne otoriterliktir ne demokratlıktır ne de bir başka şey. Bunların sorunu, Atatürk’le, Atatürkçülükle ve elbette Cumhuriyet’ledir. Laiklik ve ulus devleti yüz yıl sonra temel düşman olarak görmeye devam ederler.
Bu tipi tanıyalım. Maskeyi düşürelim…
