Bir taraftan İran’daki ateş yanmaya devam ederken diğer yandan bir başka hararetli kavga da Kuzey Kutbu yakınlarında, Grönland’da sürüyor. ABD Başkanı Trump, bir süredir Danimarka’ya bağlı Grönland üzerinde hak iddia ediyor. Öyle ya da böyle Grönland’ı ABD’ye katacağını söylüyor. Danimarka da ABD’ye sert tepkiler veriyor.
İşin tuhaf yanı şu: Trump’ın iddiası, Grönland’ı ABD almazsa, bir süre sonra buranın Çin’in ve özellikle de Rusya’nın eline düşeceği. Yani Trump, bu stratejik iddiasını, Grönland’a el koyma dayatmasını Rusya’ya karşı bir hamle olarak ortaya koyuyor. Fakat diğer taraftan ABD’nin tehdit ettiği Danimarka ise yılların NATO üyesi ve ABD’nin köklü bir müttefiki.
Tabii ki mesele sadece ABD ile Danimarka arasındaki bir gerginlik ve müttefiklik ilişkisinin ortadan kalkmasıyla sınırlı kalabilecek bir boyutta değil. Trump ve ABD’nin bu tavrı, doğrudan doğruya NATO’nun temellerine dinamit koymak anlamına geliyor. Artık NATO’nun “kolektif güvenlik” anlamına gelen 5. maddesinin bir anlamı kalmamış durumda.
ABD dış politikası açısından birkaç yüzyıllık bir mesele var aslında ortada. Okyanusun diğer tarafında, dünyanın geri kalanından nispeten izole kalabilen bir süper güç olarak ABD, kendi başına güçlü olup sadece öz çıkarları için bir reel politik strateji mi uygulamalı, yoksa bazı ilkeler çerçevesinde dünyanın ve özellikle de Avrupalı müttefiklerinin güvenliği için mi sahada olmalı? Trump’ın buna verdiği cevap, aslında ikisinin de ötesinde. Ne Monroe tarzında bir kendi kıtasına kapalı güç olmayı seçiyor ne de kendini ittifaklarla bağlamış küresel bir jandarma rolünü. Doğrudan ve sadece ABD çıkarlarını savunan bir reel politik ile kimseyi, geleneksel müttefikler de dahil olmak üzere umursamadan istediği her hamleyi yapma hakkını kendisinde gören bir tarz bu.
Diğer taraftan sorgulamak gerekir: ABD, esas rakip olarak gördüğünü iddia ettiği Rusya’nın karşısındaki en büyük kozu olan NATO’yu yine kendi elleriyle dağıtma hamlesini neden yapmış olabilir? Putin’in NATO’yu yıpratmak için yüz yıl daha çabalasa yapamayacaklarını Trump, gerçekte bu hamlesiyle bir kerede yapmış oldu.
Şimdi Danimarka, Rusya’dan çok, NATO müttefiki ABD’nin saldırısından endişe duyarken Putin herhalde mutlu bir şekilde olanları izliyordur. NATO’nun çatırdadığı bir ortamda Ukrayna’yı bir kenara bırakalım; Polonya, Baltık ülkeleri, Finlandiya ve giderek eski Doğu Bloku ülkelerinin tümü için tehlike çanları çalacaktır. Tabii Türkiye de bu işin dışında düşünülemez. Kuzeyin büyük yayılmacı emperyalistinin önü doğrudan doğruya ABD ve Trump eliyle açılırken, Türkiye de tarihsel tehditlerle yüzleşmekten uzak kalamayacaktır.
Trump ile Putin arasındaki derin ve tuhaf ilişki, hatta örtülü ittifak, Trump’ın ilk döneminden beri gözlerden uzak olmayan bir olgu. Fakat bu son gelişmeler, Trump’ın “Önce Amerika” sloganının gerçekte “Önce Putin” demek olduğunu, Trump’ın tarihe büyük ihtimalle “Make Russia Great Again” projesini hayata geçiren ABD başkanı olarak geçeceğini ilk kez bu kadar açıklıkla ortaya koydu.
İşin bizim açımızdan en kötü yönü, Rusya’nın SSCB’nin çöküşünde kaybettiği her şeyi geri kazanmasının hem Türkiye, hem de diğer Türk devletleri açısından büyük bir sömürgeci tehditle karşı karşıya kalmamız olacaktır.

