Global Firepower’ın açıkladığı listeye göre Türk Ordusu dünyanın en güçlü 10 ordusu arasında, 9’uncu sırada. Batı merkezli bir ölçüm sistemi için bu sonuç şaşırtıcı değil; çünkü Türk Ordusu, gücünü ne Washington’dan alır ne Brüksel’den. Gücünü bu toprağın binlerce yıllık devlet aklından ve Türk milletinin savaşçı karakterinden alır.
Ancak bu tür listelere fazla anlam yüklemek de doğru değildir. Türk Ordusu’nun gücü, Batılı endekslerin onayına muhtaç değildir. Malazgirt’te liste mi vardı? Sakarya’da, Dumlupınar’da puanlama sistemi mi uygulanıyordu? Türk askeri, sayıyla değil iradeyle savaşır.
Bugün Türk Ordusu’nun ilk 10’da yer almasının arkasında çok net bir gerçek vardır: Türkiye, dayatılan “taşeron ülke” rolünü reddetmiştir. Yerli savunma sanayii hamleleri, İHA ve SİHA’lar, milli mühimmat ve operasyonel kabiliyetler; NATO’nun çizdiği sınırları aşma iradesinin ürünüdür. Bu nedenle Türk Ordusu sadece güçlü değil, rahatsız edicidir. Emperyalist merkezler için asıl sorun da budur.
Elbette mesele sadece silah değildir. Ordular milletlerinin aynasıdır. Türk Ordusu güçlüdür çünkü arkasında hâlâ vatan kavramına inanan bir millet vardır. Ancak bu gücün önündeki en büyük tehdit dışarıdan değil, içeriden gelir. Ordunun milli karakterini törpülemek isteyenler, onu küresel projelerin aparatı haline getirmek isteyenler dün de vardı, bugün de var.
Bu nedenle mesele “ilk 10’da olmak” değildir. Mesele, kimin için güçlü olduğumuzdur. Türk Ordusu Türk milleti için güçlü olduğu sürece anlamlıdır. Emperyalizmin planları için değil, Türk devletinin bekası için.
Sonuç olarak; Global Firepower listesi bir tablo sunar ama gerçeği yazmaz. Gerçek şudur:
Türk Ordusu, Türk milletinin varoluş iradesidir. Ve bu irade, hiçbir sıralamaya sığmaz.

