No Result
View All Result

Türk siyasetinde hakikat, liyakat ve millî irade

Ali Açık by Ali Açık
14 Eylül 2026
in GÜNLÜK
0
Türk siyasetinde hakikat, liyakat ve millî irade

Türk siyaseti uzun yıllardır yalnızca sandıkta değil; kimi zaman tarikatların, kimi zaman kasetlerin, kimi zaman da çeşitli güç odaklarının etkisiyle şekillendirilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucunda siyasetin temel değerleri olan hakikat, liyakat, adalet ve ehliyet giderek ikinci plana itilmiştir.

Bugün geldiğimiz noktada, “Başkanlık Sistemi” adı altında getirilen sistem, yönetim bilimi açısından ciddi biçimde sorgulanması gereken bir yapıya dönüşmüştür. Kuvvetler ayrılığının zayıfladığı, denge ve denetleme mekanizmalarının etkisini kaybettiği bir yönetim anlayışı, demokratik sistemin ruhuyla bağdaşmamaktadır.

Üstelik Türkiye’de siyasal ve toplumsal hayatın bazı alanlarında dinî referansların devlet yönetimi üzerindeki etkisinin arttığı, bunun da demokratik ve laik hukuk devleti anlayışı bakımından ciddi tartışmalara yol açtığı görülmektedir. Bu nedenle mevcut yönetim anlayışını yalnızca klasik başkanlık sistemi kavramıyla açıklamak yeterli değildir. Ortaya çıkan yapı, otoriterleşme eğilimleri taşıyan, denetim mekanizmaları zayıflamış ve dinî referansların etkisinin tartışıldığı bir yönetim biçimi olarak değerlendirilmelidir.

Daha da önemlisi, halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarının, henüz kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan veya hukuki süreçler tamamlanmadan görevlerinden uzaklaştırılması ve yerlerine merkezî yönetimin belirlediği kişilerin getirilmesi, “millî irade” kavramının anlamını tartışmalı hale getirmektedir.

Elbette hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Seçilmiş bir belediye başkanı hakkında ciddi suçlamalar varsa hukuk işletilmelidir. Ancak hukuk herkese aynı ölçüde uygulanmalı; yargı siyasetin aracı olarak görülmeyecek kadar bağımsız ve tarafsız olmalıdır.

Çünkü demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gidip oy kullanmaktan ibaret değildir. Demokrasi; seçmenin iradesine saygı, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, özgür basın, hesap verebilir yönetim ve liyakat demektir.

Seçmenin verdiği oyun, seçilmiş kişinin görev süresi dolmadan çeşitli yollarla etkisizleştirilmesi toplumda “Benim oyumun anlamı nedir?” sorusunu doğuruyorsa, burada yalnızca bir siyasi tartışmadan değil, demokrasinin temel dayanaklarının aşınmasından söz etmek gerekir.

Bugün toplumun önemli bir kesiminde yargıya, devlete ve siyasal kurumlara duyulan güvenin zayıflaması da bu nedenle üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir meseledir.

Devlete güvenin olmadığı yerde toplumsal huzur; adalete güvenin olmadığı yerde hukuk; sandığa güvenin olmadığı yerde ise gerçek anlamda demokrasi ayakta kalamaz.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kişilere, cemaatlere, tarikatlara, kasetlere veya güç odaklarına göre şekillenen bir siyaset değil; hakikate, liyakate, hukuka ve millî iradeye dayanan bir devlet düzenidir.

Çünkü milli irade yalnızca sandıktan çıkmaz.

Milli irade, sandıktan çıkan sonuca saygı gösterildiği zaman anlam kazanır.

Amaç kimseyi suçlamak değil; sorular sormak ve düşünmektir.

Previous Post

Taşa kazınan devlet ahlakı (1)

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

imunify-bot-check