Özellikle AKP iktidarı döneminde sıkça duyduğumuz bir cümle vardır; “Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu” diye…
Bu sözün anlamını genişletelim. Bu tanım, sadece mal mülk sahibinin kazancına zam yapılıp kiracının ya da tüketicinin cüzdanını parasız bırakmak anlamına gelmiyor. Gerçi bugün AKP iktidarının ve “ekonomist” Erdoğan’ın ülkeyi getirdiği nokta tam olarak budur.
Bu cümlenin anlamını nasıl genişletebiliriz?
Vergilerin ve vergi borçlarının Türkiye’de nasıl bir gidişat izlediğine bakmamız yeterli olacaktır. Ailenizden kalan mirası almak için bile vergiler yükleniyor halkın omuzlarına. Zengin mi fakir mi belli değil ama devlet vatandaşın hakkına ortak oluyor ve onu sömürüyor. Bu durum, Türkiye gibi vergi ile geçinen diğer devletler için de geçerlidir.
Bir de bakıyoruz büyük şaşaalı şirketlere, onların ödemeleri silinirken ya da vergi muafiyeti uygulanırken sadece ihtiyaçlarını karşılama gayesinde olan halka zaman geçtikçe borç faizi yükleniyor ve bu yüzden 10 lira olan borç 15, sonra da 20 oluyor. Ödeme muafiyeti çıkan zenginin cebinden para çıkmazken, halktan nefret edercesine para alınıyor! Dolayısıyla zengin zenginliğinin sefasını sürdü, fakirin de ocağında dert pişer oldu.
Nerede adalet, nerede kalkınma? Bunlarda sadece parti adı olmuş…
Ben, “Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu” sözünü böyle anlamlandırıyorum.
Herkesin hak ettiği kadar kazandığı ve liyakatli, şerefli emekçilerin hüküm sürdüğü devrimci bir Türkiye’nin vakti gelmiştir.
Yoksa, Türk milleti ezildikçe ezilecektir.
