Geçtiğimiz Cuma günü Diyanet tarafından camilerde okunması için hazırlanan hutbe büyük tepki yarattı. Hutbeye göre “Ailede, toplumda ve dünyada yaşanan bütün kötülüklerin temelinde kul hakkı ihlalleri olduğu vardır.” Buraya kadar bir sorun yok. Hatta sanırsınız ki, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili bir eleştiri de var. Ancak hutbenin gerçek amacı bir sonraki bölümde ortaya çıkıyor. Miras hakkına ilişkin şöyle deniliyor:
“Karşılıklı rıza olmadan, Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek, ilahî adalete aykırıdır. (…) Dolayısıyla kişinin kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır.”
İslam hukukuna göre erkeğin miras hakkı kadının iki katıdır. Halbuki, bilindiği gibi, Atatürk döneminde kabul edilen Medeni Kanun’la birlikte erkek çocuklarla kız çocuklarının miras hakları eşitlenmiştir.
Diyanet hutbede açıkça, Medeni Kanun’a göre miras bölüşümünü “kul hakkına girmek” olarak tanımlıyor.
Peki şimdi ne olacak?
Miras bölüşümünü Diyanet’in istediğine göre mi, Medeni Kanun’da yazıldığı gibi mi yapacağız? Erkek evlatlar artık Diyanet’in bu hutbesini içtihat kabul edip kız kardeşlerinin miras hakkı üzerinde hak mı iddia edecek. Böyle bir durumda, kız çocuklarının hakkını kim koruyacak? Medeni Kanun’un ilgili hükümlerinden bahsetseniz, erkek evlatlar “benim dinî inancım bu yönde” dese ne yapacaksınız? Miras hakkınızı savunsanız bu sefer de “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamak” suçundan yargılanabilirsiniz!
Anlaşılan Osmanlı’nın son döneminde yaşanan hukuk karmaşası geri dönüyor. Atatürk’ün en büyük devrimlerinden biri, bu karmaşaya son vermesi, tüm etnik unsurlar ve dinî cemaatler için tek bir Medeni Kanun uygulanması olmuştu. Malum, Osmanlı’da her “millet”in kendi mahkemeleri, ayrı kanunları vardı. İki farklı milletten insan arasında mahkemelik bir olay olunca işin içinden çıkılamıyordu. Mesela bir Rum ile bir Türk ya da bir Ermeni ile bir Yahudi anlaşmazlığı olunca hangisinin mahkemesi ve hukukuna göre yargılama yapılacağı büyük mesele oluyordu. Çoklukla bu kararı veren de Büyükelçilikler oluyordu.
Malum, AKP iktidarı Osmanlı’yı çok sever. Genelde de Osmanlı’nın en hatalı, en eksik ve en çok eleştirilen yönlerini en çok savunur!
Acaba Diyanet’in açıklaması yeni bir “çok hukukluluk dönemi”nin başlayacağını mı gösteriyor?
Kim bilir, belki de yakında miras bölüşümünü Şer’i hükümlere göre mi Medeni Kanun’a göre mi yapacağız diye açılan davalar görürüz…
Şenlik de işte o zaman başlar.
Bir de şöyle düşünün. Zengin bir AKP’linin damadını düşünün. Bu damat, şimdi eşinin miras hakkından vazgeçecek mi Diyanet’in hutbesini dinleyip… Diyanet’i dinlese bir türlü, dinlemese başka türlü…
Zaten AKP iktidarının en zayıf karnı da burası. Savundukları ideoloji çağ dışı olduğu için, çağın gerekleri ve modern hayatın akışıyla çelişip çelişip duruyor… AKP iktidarının toslayıp durduğu o sosyolojik duvarın tuğlalarından biri de bu işte…

